Aralarında Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Şakir Eczacıbaşı, Bozkurt
Güvenç, Hüsrev Hatemi, Doğan Hızlan, Metin Sözen, Hıfzı Topuz, Tahsin
Yücel'in bulunduğu on beş aydın, sanatçı ve yazarın
oluşturduğu "Kültür Girişimi", geçen hafta sonu "The Marmara
Oteli"nde "Kültürel Açıdan Avrupa Birliği'ne Yaklaşım" başlığı
altında sekiz oturumda kültürel açıdan Türkiye-Avrupa Birliği
ilişkilerini tartıştılar...
Ve bu oturumlarda kimi konuşmacıların tebliğlerinden on üçü, birer
broşür halinde elimizin altında...
Önümüzdeki birkaç gün bu broşürlerden kimilerini özetlemek istiyorum.
Uzun yıllar UNESCO'da, özellikle Üçüncü Dünya ülkelerinde basının ve
haber ajanslarının gelişmesi ve gazetecilik eğitimi alanlarında
çalışmalar yapan Hıfzı Topuz, "İletişimde Avrupa Ülkelerinde Genel
Yaklaşımlar"ı nasıl değerlendiriyor:
"Gazeteciler iki büyük dünya savaşı arasındaki dönemdeki
inandırıcılıklarını yitirdiler ve teknolojik gelişmelerin
kazandırdığı olanaklardan pek yararlanamadılar. Bütün bu ülkelerde
bir çöküş yaşanıyor.
Bu yılın ilk aylarında Fransa'da SOFRES'in yaptığı bir anket medyaya
olan güvenin azaldığını gösteriyor. Halkın basına olan güveninin bir
yılda yüzde 58'den yüzde 50'ye düştüğü görülüyor. Radyoya olan güven
de yüzde 58'den yüzde 47'ye düşmüş. TV daha iyi durumda; TF1'in
inandırıcılık oranı yüzde 41'e yükselmiş. Bunlar hiç de sevindirici
sonuçlar değil.
Medyanın aracı heyecan yaratmak mı olmalı, yoksa aydınlatmak mı?
Aydınlatma işi genelde ikinci planda kalıyor. Fransızlar büyük
ortaklıkların, yani holdinglerin denetiminde olan medyaya da
güvenmiyorlar. Anket sonuçlarına göre halkın yüzde 69'u böyle bir
denetim altında olan medyada çalışanların nazik konularda tarafsız
olamayacağı kanısında. Yalnız yargıçlardan, hükümet çevrelerinden,
polislerden bilgi alan araştırmacı gazetecilerin yazılarına da şüphe
ile bakılıyor."
Ülkemizde durum çok mu farklı sanki?
Topuz, Avrupa ülkeleri ile Türkiye'yi karşılaştırarak da şu sonuçlara
varıyor:
"Avrupa ülkelerinde televizyonda devlet tekelinin yıkılmasıyla
programlarda çeşitlilik, çok seslilik ve zenginlik bekleniyordu, oysa
özel televizyonlar tekdüzelik yarattılar. Biz de öyle oldu.
Özel televizyonların yeni çalışma olanakları yaratmaları
bekleniyordu, oysa onlarda da kısıtlamalara gidildi. Sesini
duyuramayanlar marjinal durumlara düştüler. Siz de aynı yoldayız.
Özel televizyonlar yeni bakış açıları getireceklerdi, oysa hepsi
yürürlükteki düzenin bekçisi oldular. Bizde de öyle.
Özel televizyonların vatandaşın kamusal sorumluluk almasına destek
olmaları bekleniyordu, oysa hiçbiri vatandaşa yurttaşlık bilinci
aşılamaya yönelmediler; biz de öyle.
Avrupa ile aynı yoldayız."
Hıfzı Topuz'un söylediklerine göre Avrupa Birliği entegrasyonda
birçok konuda yollarımız aynı olmasa da iletişimde aynı kulvardayız.
Bu da az şey mi?
Yarın, Atilla Dorsay'ın "İletişim, İnternet, Sinema ve Kitap"
başlıklı tebliğinden söz edeceğim.