Daum gelsin de bizim ocağın üstünde yürüsün! Söz veriyorum: Ateşi
kısacağım, canı fazla yanmayacak...
Şakayı bırakıp konuya dalalım: Alman Bild gazetesi Daum'un cam
kırıkları üzerinde çıplak ayakla yürürkün bir fotoğrafını yayınladı.
Ve ona "Motivatör Daum" adını taktı. BJK'nin teknik direktörü,
1996'da futbolcularını cam kırıkları üzerinde yürüterek motive
ediyormuş.
Aslına bakılırsa bu tip yöntemler yeni değil. Geçen yıllarda
Türkiye'ye gelen bir yönetim gurusu da, milleti çıplak ayakla ateşin
üzerinde yürütmüştü. Hep söylediğimiz gibi, futbol antrenörlüğü de
neticede yöneticiliktir. Şirketler için geçerli olanlar teknikler,
sporda da işe yarayabiliyor.
Peki bir hoca, futbolcularını neden cam kırıkları üzerinde yürütür?
Sanırım burada hoca, "Eğer isterseniz, inanırsanız; başarırsınız"
mesajını vermek istiyor. Yani eğer ayağının kesilmeyeceğine
"inanırsan" kırık camların üzerine basabilirsin. Eğer "gerçekten
istersen", kor haline gelmiş kömürlerin üzerinde, çıplak ayakların
yanmadan yürüyebilirsin.
Peki ben ne diyorum? Palavra!
Bu tip bir "motivasyonlama" palavradır. Neden? Çünkü ne ateşin, ne de
cam kırıklarının üzerinde yürümenin; inançla, istekle, arzuyla bir
alakası vardır. Metin Ant; ilüzyonistlerin, göz boyamacıların hangi
teknikleri uygulayarak izleyenleri kandırdığını bu konuda yazdığı
kitapta anlatmıştı.
Örneğin o camlar gerçekte keskin değildir. Patlayıp, yüzünüze
sıçradığında bile ancak birkaç çizik atan otomobil camlarına benzer.
Ateş hikayesi de aynı: Eğer korun üstü hafif küllenmişse, siz de
yeteri kadar hızlı hareket etdiyorsanız, ayağınız yanmaz. Bunlar
fizik kurallarıdır.
Soracaksınız: "Futbolcular bu biçimde motive edilemez mi?"
Evet edilebilir ancak... Buradaki motivasyon, "gerçek" bir
motivasyon değildir. Eğer futbolcularınız; kondisyon olarak, teknik
olarak, bedenen maça hazır değilse... Siz onları istediğiniz kadar
inandırmaya çalışın; bir şey değişmez. Belki bir maçı kazanırlar; o
kadar.
Öte yandan her bakımdan hazır olan bir takım, bir türlü maç
kazanamayabilir. Çünkü takımda kolektif bir kendine güvensizlik, bir
aşağılık duygusu vardır. Böyle durumlarda teknik direktörler ilginç
yöntemlere başvururlar. Bulunan çözüm kültüre göre değişir. Daum
kırık camlar üzerinde yürütür... Yerli bir hoca ise Telli Baba'ya
götürür. Ardından da takım patlama yapar! Tabii eğer hazırsa. Yoksa
yine 5 yer!
İşte bu yüzden başarının 10'da 9'u çalışmayla gelir. Maça hazır
olmayan futbolcuyu motive etmek, ona kötülük yapmaktır; çünkü kendini
zorladığında lifi atar, kası yırtılır. Bunu yapana da "motivatör"
değil "terminatör" denir
Yazının başında, "İnsanlar kandırılmak ister" dedik.
O halde bağlayalım:
Motivasyon; alt yapısı yeterli olanı başarıya kandırmaktır.