kapat

28.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Küçük mücevherci dükkanı


İster bizim metrik sistemle, ister Amerikalılar'ın kullandığı İngiliz sistemiyle ölçün ve tanımlayın, hiç farketmiyor; burası dünyanın en küçük dükkanlarından biri.

Eni 2, boyu 5 metreden fazla değil. Dar bir cam sergi dolabının arkasındaki 2 satış elemanından başka, içine taş çatlasa 4 müşterinin sığabileceği bir küçücük dükkan.

Boyuna posuna aldanıp küçümsemeyin, 3 duvarına ve minik vitrinine özenle dizilmiş daracık raflarda sergilenen dünyanın en değerli mücevherleriyle bu dükkan bambaşka bir dünya. Adı Joon. İçinde Caran d'Ache'dan Cartier'e, Namıkı'den Zeppelin'e kadar dünyanın en gözde markaları var. Bir şey satın al(a)masanız da içeriye girip o mücevherlere dokunmanız bile keyiflenmeniz için yeterli. Bu, büyülenmekle, sahip olmak arzusu arasında ihtiraslı ve dünyevi bir keyif... İnsani rahatlıkla gündüz düşçüsü yapan cinsten.

Şimdi, New York'ta yaşamaya başlayalı çok değiştiğimi, pahalı mücevherle ilgilendiğimi ve Amerika'nın tüketim histerisine çabucak adapte olduğumu düşünüp şaşıranlar olacak. Hayır, benim dolmakalemlere karşı zaafım New York'a gelmeden çok öncelerde başlamıştır. Çocukluğumdan beri kalemlere ve defterlere ama en çok dolmakalemlere sevdalı bir insanım.

Sanırım babamın o çok bakımlı ve güzel elleriyle canlı bir varlıkmışcasına özenle tuttuğu, altın kaplama kapaklı, altın uçlu dolma kalemleriyle başladı bu aşk. Benim dolmakalem tutkum, yazmaya, 'yazan el'in estetik güzelliğine ve kalemin kağıt üzerinde bıraktığı izlerin yazıya dönüşüp, gözlerimizden beynimize (akıl ve duygu sistemimize) doğru akışına hayranlık olarak açıklanabilir.

Fakat aşkların (ve/ya tutkuların) asıl nedenini bulup açıklamak asla bu kadar kolay olmayacağından kimbilir benimkisi babamın yazmak eylemi ve kırtasiyeyle ilişkisindeki titizlik... Ya da tamamen babama, onun özdisiplinli ve azimli karakterinin dolmakalem mürekkebi kılığında parşömen kağıtla buluşmasına hayranlık. Ve bu buluşmanın simgesi olan babamın çok güzel el yazısı... Güzel el yazısı denemesi uğruna saatlerce dili dışarda uğraşan, eli yüzü mürekkep içinde bir kız çocuğuydum ben. Ya da babasına aşık küçük kız çocuklarından biri daha...

'Joon-New York, Dünyanın En İyi Kalemleri' böyle yazıyor bu küçük mücevherci dükkanının vitrininde. Çünkü JOON bir (dolma)kalem dükkanı. New York'a yayılmış öbür 3 şubesine karşın kentin bu seçkin dolmakalem dükkanının merkezi Lexington Caddesi'ndeki (61. Sokak) o küçücük mekan.

Pahalı bir marka-ayakkabıcısıyla, kışın bile yalnızca güneş gözlükleri satan kocaman bir dükkanın arasına sıkışıp kalan bu dolmakalem cennetinin sahibi Joon Bey'in tam adını bilen yok. Herkes ona Mr.Joon olarak hitap ediyor.

Hong Kong asıllı bir Çinli-Amerikalı olan Joon Bey, pahalı ipek gravatlar takıyor ve iyi kesimli şık takım elbiseler giyiyor. Doğal olarak kısa boylu ve ufak tefek. Kırlaşmış saçları ve vakur ifadesiyle daracık dükkanının girişe yakın ucunda oturup önündeki hesap makinasıyla sürekli çalışma halinde. Elinde şık bir dolmakalem. Müşterilerle asla konuşmuyor, satış elemanları ona bir şey danışacaklarında seslerinde saygılı bir çekingenlikle adeta fısıldıyorlar. Joon Bey böyle zamanlarda başını hafifçe kaldırıp, yumuşacık bir sesle mırıldanıyor. O kadar. Üst katta çalışan Güney Koreli muhasebecisi dışında diğer elemanların Beyaz Amerikalı oldugu düşünülünce, nasıl olup da onun fısıldama İngilizcesini anlıyorlar diye merak ediyorum her keresinde.

Tabii 'her keresinde', çünkü bu küçük mücevherci dükkanına ayda 2 kez uğruyorum. Doğu Manhattan yakasında, "nasılsa evin yolunda" diye bahanem de hazır tabii. Daha New York'a adım attığım gün beni acele Starbuck Kafe'lerle tanıştıran yazar Shelley (çingene yürekli Prenses) acilen JOON'u görmem gerektiğini de biliyordu. Çünkü o da bir dolmakalem hastası ve dolmakalem düşkünleri birbirlerini anlarlar.

Joon bizde kadınların mücevherci ya da kürkçü dükkanlarında, erkeklerin de araba veya tekne (şimdi bilgisayar) galerilerinde yaşadığı söylenen şiddetli sahip olma duygusunu yaratıyor. Yazarlar da kitapçılarda bu duyguya kapılırlar çoğunlukla. Daha içeriye adım atar atmaz bir huşu kaplıyor içimizi ve neredeyse soluk alırken bile dikkatli davranıyoruz. Sonra sık sık Joon'a gidiyor, satın almasak da seyrediyoruz.

Joon'un müşterilerinin çoğu varlıklı avukatlar ve iş-insanları. Aralarında çok zengin kolleksiyoncu ve ünlü zenginlerin de adları anılıyor. (zenginlerin de ünlüsü ve ünsüzü varmış) çünkü Joon; Waterman'dan Parker'a, Cross'dan Dupont, Omas, Senator, Montegrappa, Visconti, Delta'ya kadar tanınmış markaların özel kolleksiyon kalemlerini satan çok pahalı bir dolmakalemci. Yazarların alışveriş yapmayı kolay kolay göze alamayacağı cinsten bir yazı enstrümancısı. Biz yine de yılmıyoruz ve Joon'a gidiyoruz.

Derken iki kadın yazarın sık sık dolmakalemleri okşamak üzere dükkana uğramaları orada çalışanların dikkatini çekiyor, dolmakalemler ve müşterileri üzerine bol açıklamalı sohbetlerle Shelley ile beni aydınlatıyorlar. Fakat Joon Bey'in umurunda bile değiliz. Bizden haberi yok. Varlığımızın farkında bile degil. Potansiyel müsteri profiline uymayan `zengin olmayan yazar' kategorisine girdiğimiz için degil, Mr. Joon kimseyle konuşmadan sürekli çalıştığı için (Acaba ne yaziyor?), kimseyle konusmadığı için.

Derken o önemli gün geliyor ve ben yeşil sedefli Aurora Primavera kalemi almak konusunda pek cesur bir karar veriyorum. Bu olağanüstü bir güzel. Dünyanın en yakışıklı dolmakalemi. (çünkü dolmakalemlerin cinsiyeti erkek, kurşun kalemlerin dişidir) Dolmakalemin 18 karat altın olan orta kalınlıktaki ucu(nib) kağıda dokunduğunda ortaya çıkan yazı öyle güzel ki, kalemi kullanan kişi kim olursa olsun saatlerce yazmak arzusuyla yanıp tutuşacak. Sonra bu kaleme sahip olmak ve onunla yazmak ihtirasına mahkum olacak.

Bu kalem alınacak ama fiyatı o kadar pahalı ki, benim "zaten şu sıra pek ihtiyacım yok", ya da "aklımda bir başka kalem daha var, bir kez daha düşünüp karar vereyim" türünden kibirli ama kimseyi inandırmayan bir cümle savurup dükkandan çıkmam (çıkınca üzüntüden çatlamak üzere) gerekiyor. Ama ben kalemden ayrılamıyorum, kalem benden... Uzun süre kalemle yazıyor, parmaklarıma nasıl yakıştığını inceliyorum. Shelley de kalemin güzelliğine hayran. Aradan ne kadar geçiyor, bilmiyorum. Genç satış elemanı bana doğru eğilip kalemin fiyatında 0ndirim yaptıklarını söylüyor. Efendim?.. "Mr. Joon size indirim yapmamızı söyledi."

Kalemi yeşil kadife kutusuna sere serpe yayılmış, yanında bir mücevher kutusuna benzeyen siyah mürekkep şişesiyle paketlediklerinde babasının dolmakalemlerine hayran olan o küçük kız çocuğunu yanımda buluyorum. Bana gülümsüyor. Elleri ve yanağı mürekkep bulaşığı. Joon'dan çıkarken sadece onun duyacağı bir sesle "Tesekkürler Mr. Joon" diyorum. Başını hiç kaldırmadan sallıyor. Mr. Joon bizi çoktan farketmiş.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır