kapat

28.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Hediyenin bedeli

Türk filmlerinde genellikle kötü niyetliler pahalı hediye getirirler.

Yaş gününde bir demet çiçekle kapı çalmak aşk göstergesi sayılır ama bir araba anahtarı ile çıkagelenler çoğunlukla "kötü adamlar"dır. Bir süre sonra hediyeyle başını döndürdükleri kadına bıyık burmaya başlar ve hediyenin diyetini talep ederler. Filmin sonu, hediyeye kananlar için hüsran olur.

Türkiye, tarihinin en pahalı hediyelerinden birini Şubat ayında uzak bir Afrika havaalanında paketlenmiş olarak teslim aldı. Ancak filmin sonu yaklaştıkça hediyeyi getiren "kötü adam", uzaktan bıyık burup "diyet" meselesini hatırlatmaya başladı.

İmralı'dan ilginç bir anekdot aktarmak istiyorum sizlere:

Duruşmalar daha başlamamış. Gazeteler sayfa sayfa Apo'nun ifadelerini yayınlıyor. Bu ifadelerde 7 düveli suçlayan Apo, ABD'den hiç söz etmiyor. Tam o günlerde, avukatı Ahmet Zeki Okçuoğlu ile görüşürken, yakalandığından beri beynini kurcalayan o zor soru ağzından dökülüveriyor:

"Amerika niye teslim etti beni..?"

İşte hem hediye edilen, hem de hediyeyi alan açısından asıl yanıtlanması gereken soru bu...

ABD, bu pahalı hediye karşılığında ne isteyecek? Sanırım önümüzdeki dönem yaşayacağımız pek çok gelişmenin ipucu, bu sorunun yanıtında yatıyor.

* * *

Birkaç ay önce uçakta tesadüfen yan yana oturduğum bir "gayri resmi devlet görevlisi" sohbette söz Apo'dan açılınca durumdan hiç de umutlu görünmemişti. Herkes "Apo bitti, PKK tamam" diye düşünürken, "içerden biri"nin böyle konuşmasına çok şaşırmıştım. Karamsarlığının nedenini sorunca, "Başımıza iş aldık" dedi görevli: "Uçaktan atmamış olmaları, işin içinde bir pazarlık olduğunu gösteriyor. Şimdi hediyeyi verenler, bir yandan verdikleri hediyeyi istediğimiz yere asmamızı engelleyecek ve siyasi çözümü dayatacaklar, bir yandan da hediyenin faturası olarak önümüze Kıbrıs'ı getirecekler."

ABD Başkanı Bill Clinton "Bu yıl Kıbrıs sorununu çözmek ve görev süremi böyle bir başarı ile tamamlamak istiyorum" dememiş miydi?

Geçen hafta dünya liderlerinin G-8 zirvesinden Kıbrıs'ta tarafların önkoşulsuz olarak masaya oturmaları ve çözüm bulunana kadar görüşmelere devam etmeleri tavsiyesi çıkınca Clinton'ın ve "uçaktaki görevli"nin sözlerini anımsadım.

* * *

Apo davasında karara artık saatler var.

Mahkeme "son söz"ünü yarın söyleyecek ve Türkiye tarihinde yeni bir sayfa açılacak. O sayfaya neler yazılacağını bugünden kimseler öngöremiyor. Ancak dikkatli gözler ilk karalamaları fark edebiliyor.

Türkiye'yi 2000'e taşıyacak takvim şöyle: Yarın çıkacak Apo kararı, önce temyize gidecek. Yargıtay'ın, dosyası Eylül'de karara bağlaması bekleniyor. Apo için verilen hüküm, Ekim'de TBMM'ye gelebilir. Kasım'da (yani tam Türkiye idam tartışmasıyla çalkalanırken) İstanbul'da "yüzyılın son liderler zirvesi" diye adlandırılan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Toplantısı yapılacak. Clinton'ın o zamana kadar Kıbrıs'ta elle tutulur bir gelişme sağlanamazsa bu zirveye gelmeyeceğini söylediği bildiriliyor.

Geçen haftaki Aydınlık, "Haziran 1998'de Türkiye ile ABD arasında yapılan gizli bir mutabakat"tan söz ediyor ve "Öcalan'a karşılık Türkiye'ye bölgede yeni roller biçildiği" öne sürüyordu.

Kuzey Irak'taki iki Kürt lider, son 10 gündür Washington'da, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın gözetiminde bölgedeki yeni oluşumun ayrıntılarını görüşüyorlar.

ABD'nin ünlü stratejisi Zbigniev Brezinski, "Foreign Policy" dergisine verdiği demeçte Kuzey Irak'ta Kürt devleti olasılığını şöyle değerlendiriyor:

"Bu, Amerika ve Türkiye'nin nasıl davranacağına ve Türkiye'nin kendi Kürt sorununu nasıl ele alacağına bağlı... Kendilerini bir halk olarak tanımlayan insanlar için uzun vadede bir çeşit anayasal formül bulunması gerekir. Bu, Irak için de geçerli, Kürtler'in yaşadığı öteki bölgeler için de... (..) Bir şefkat ve anlayış siyaseti, uzun vadede daha akıllıca olacaktır."

Bu demecin ardından Türkiye'nin eski Washington Büyükelçisi Şükrü Elekdağ'ın 14 Haziran tarihli Milliyet'te yazdığı makaleyi dikkatle okumakta yarar var. "Resmi görüşe" yakınlığıyla tanınan Elekdağ diyor ki:

"Türkiye'nin önündeki tarihi fırsatı değerlendirebilmesi ve çözüme doğru somut adımlar atabilmesi, gerçeklerden kaçmamasına bağlıdır. Bunun da olmazsa olmaz koşulu Kürt kimliğinin tanınmasıdır."

* * *

İşte tam bu günlerde Star'da Saygı Öztürk, Adalet Bakanlığı'nda hazırlanan bir yasa tasarısını haber verdi. İdam cezasının kaldırılmasını ve yerine "ağırlaştırılmış hapis cezası" uygulanmasını öngören tasarı yasalaşırsa, cezası ağırlaştırılmış mahkum, en az 10 yıl tek kişilik hücrede tutulacaktı.

Apo bu yasadan yararlanabilir mi? O, tek kişilik hücresinde ömür tüketirken Türkiye, bu "tarihi fırsat"ı değerlendirip, "bir şefkat ve anlayış siyaseti"ni yürürlüğe koyabilir mi? Bu gelişmenin, Kıbrıs ve Kuzey Irak'ta yansımaları olur mu? Bu yazıdaki bütün ipuçları birleştirilince ortaya nasıl bir tablo çıkar?

Türkiye'nin tarihinde açılacak yeni sayfada neler yazar?

"Son karar" için saatler sayılırken, satır aralarından sızan sorular bunlar... Yarınki "son", birçok açıdan taze bir başlangıcın habercisi olabilir.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır