kapat

28.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
COŞKUN KIRCA(ckirca@sabah.com.tr )


Siyasi zümrenin ayak diretmesi

Lâiklik ve bu ilkenin korunması konusunda 12 Şubat 1997 günkü Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı'ndan beri bu anayasal organ ile hükümet arasında gerginlik yaşanıyor. Gerginlik zaman zaman çoğalıyor ve hatta bunalım niteliği alıyor; zaman zaman, daha çok Cumhurbaşkanı'nın çabalarıyla, yumuşar gibi görünüyor.

"Görünüyor" diyorum; çünkü aslında MGK'da asker kanadın konuya bakışı ile siyasilerinki arasındaki çelişkiler hiçbir vakit ortadan kalkmıyor. MGK'nın 12 Şubat kararları, asker kanat tarafından o zamanki hükümete hitap eden hayli ağır bir uyarı niteliğindeydi. Erbakan Hükümeti'nin yerini alan Yılmaz Hükümeti döneminde, RP/FP'nin gerçekleştirmekte ayak sürüyeceği muhakkak olan sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim kanununun çıkması dışında, siyasi zümre, lâiklik ve lâikliğin korunması bahsinde Bakanlar Kurulu kararı niteliğini almış olan söz konusu MGK kararlarının diğer pek önemli hükümlerini hayata geçirebilmek için ciddi denilebilecek hiçbir tedbir almış değildir. Yürürlükteki mevzuatla bu konuda etkin ve hızlı icraat yapılamaz. Adı geçen kanun geçirilirken kesintisizlik ilkesini daha da vahim biçimde bozan bir madde eklenerek Diyanet İşleri Başkanlığı'nın açacağı veya denetleyeceği Kur'an kurslarının yaz aylarında faaliyet göstermesi ANAP ve DSP tarafından arzulanmış; fakat Anayasa'ya ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na ters bu hüküm, bu hükmü lâiklik ilkesine aykırı bulan CHP'nin ve tam tersine yeterli bulmayan RP/FP'nin oylarının birleşmesiyle reddedilmişti. Bu olay tek başına pek anlamlıdır. Çünkü, bu suretle, o sırada Meclis'te temsil edilen CHP dışındaki tüm partilerin lâikliğin uygulanması ve korunmasına gereken dikkati gösterme niyetinde olmadıkları apaçık ortaya çıkmıştı. Aynı dönemde ANAP Genel Başkanı, Ceza Kanunu'nda lâikliği koruma gayesini güden 163. maddenin Anayasa'nın 24. maddesinin son fıkrasını tekrarladığı halde Bay Özal tarafından kaldırılışını, fikir hürriyetine pek önemli bir katkı diye övebiliyordu! Böyle bir koalisyonun lâiklik bahsinde 12 Şubat kararlarında yer alan diğer tüm istekleri gözardı edeceğini anlayamamak için pek saf olmak gerektiği apaçıktı. Daha sonra kurulan Ecevit'in azınlık hükümeti ise, DSP lideri, Fethullahçı tarikatle sıkıfıkı olmayı seçimde başarılı olmanın baş şartlarından biri olarak gördüğünden, bu hayati konuları sürüncemede bırakmaya devam etti. Şimdiki hükümet ise, imam-hatip liselerinin ortaokul sınıflarından da daha tehlikeli olarak, ilköğretim okulunun beşinci sınıfından sonra dört yaz bu eğitimin Kur'an kursları tarafından kesilmesini öngören ve 12 Şubat kararlarına ve Anayasa'ya açıkça aykırı bir tasarıyı yeniden Meclis'e getirmek niyetindedir. Kafasında böyle bir niyet olan bir hükümetin lâikliğin ne olduğunu doğru dürüst anlayabildiği bile kuşkuludur. Nerede kaldı ki bu hükümet, lâikliğin ve onu korumanın diğe r gereklerini yerine getirebilsin!

Erbakan'dan farkınız ne?
Üzücü, ama açık bir gözlemi artık ortaya koymak zorundayız. Erbakan Hükümeti'ni takip eden hükümetlerin hiçbirinin, yetersiz bir ilköğretim kanunu hariç, Erbakan hükümetinden pratikçe hiçbir farkı olmamıştır. İrtica basını, radyosu ve televizyonu her gün taassup ve iftira kusmaya devam ediyor. İrticaı finanse eden dernek, vakıf ve şirketler ayakta durduğu gibi, tarikatlerin gizli finansmanı eskisinden farksız, hatta daha etkin biçimde devam ediyor. İmam-hatip liseleri mezunları Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na aykırı olarak, devlete sızabilmek ve toplum içindeki güçlerini çoğaltabilmek için yüksek öğretimin her dalına kayıtlanabiliyorlar. Çok sayıda vali, kaymakam ve emniyet mensubu kadın eli sıkmamaya devam edebiliyor. İrtica yanlıları adalet mekanizması için de lâikliğe ve lâikliği savunanlara karşı seferber olmuşlardır. Eğitim ve öğretim kesiminde köktendinciler hâlâ köşe başlarını tutuyorlar. Türban denilen kadının eşit hukuk öznesi olduğunu inkar anlamına gelen uygulama, YÖK başkanının ve bazı rektörlerin çabalarına rağmen devam edebiliyor. Azımsanamayacak sayıdaki yerel idarelerde köktendincilik Cumhuriyet'in hiçbir ilkesini tanımıyor. İrtica CHP dışındaki tüm partilere sızmış bulunuyor ve bu partilerin hepsinin seçim strateji ve taktiklerinde çok ağırlıklı bir yer işgal etmeye devam ediyor. İrtica partisinin "temelli" kapatılmasına rağmen onun açık devamı olan bir parti ana muhalefet rolünü oynayabiliyor. Bazı illerimizde irtica -aklınca- ayaklanma provası yapabilecek kadar cür'et kazanabiliyor.

Önce siyasi sistem reformu
Gerçek durum budur ve 23 Haziran günkü MGK kararları böyle bir hükümetten, lâik Cumhuriyet'e 1950'den beri musallat olmuş bu vahim hastalığı tedavi etmesini talep ediyor.

Şunu vurgulamak istiyorum ki siyasi sistemimiz tümüyle ıslah edilmeden siyasi partilerin irticaa gitmeye ödün vermeleri önlenemez. Bu gerçek ortada durdukça da şu sırada Meclis'te temsil edilen FP dışındaki partilerin iktidarda veya muhalefette kendilerinden beklenen ölçüde irticaa karşı çıkmaları ihtimali sıfırdır.

Bu gerçek yakında apaçık ortaya çıkacaktır. Ve işte o zaman yozlaşmış siyasi sistemimizin tümünü tutarlı tarzda ıslah etme zorunluluğu daha iyi anlaşılacaktır. Temennim, bu reformun meşruiyeti saklı tutan bir çerçeve içinde yapılabilmesidir.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır