kapat

28.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Pastırmayı düşünmenin derinliği

Pastırmayı düşünmenin bir derinliği var mıdır?

Akşamın iyice indiği, camları buğulu, sıcak bir kış odasının karanlığında, bir daha hiç mi hiç pastırmalı yumurta yiyememeyi düşünmek; çocukken tren yolunun yanındaki istasyona çıkan yokuşta, sabahleyin işe giderken kendisine pastırma ısmarladığın babanı, elindeki küçük paketi de görmenin sevinciyle karşılayıp kucaklamaya koşmak; uzak bir ülkenin kaybolmuş bir otelinde, bir gece yarısı uyanarak, canının birden pastırma isteyivermesine şaşmak; pastırmadan kaynaklanan çağırışımların, kanca attığı anılarla kendiliğinden derinleşmeye başlaması sayılabilir...

O nedenle de pastırma üstünde azıcık durmakta yarar vardır.

* * *

Yeterince bekletilmiş, çevresi hafif çimli, liflerindeki sarımtıraklıktan dille damak arasında eriyecek kadar gevrek olduğu anlaşılan bir "tütünlük" dilimi; rengi koyu, tümden yağsız ama kayışlaşmış bir "şekerpare" dilimiyle aynı lezzetle değildir. Aradaki fark küçücük dilimleri birbirine ne kadar benzese de, "bacak"la "kuşgönü" arasındaki fark kadar büyüktür.

Makine pastırması, pastırmayı sevdikleri halde pastırmadan anlamayanlar içindir. Onlar kadın sevip de kadından anlamayan zevk yoksulu, aysız yıldızsız, dalgasız ve köpüksüz bataklık suyu erkeklere benzerler. Makineden geçme pastırmaların ince talaş lüleleri gözlerini alır ve makine pastırmasının ağızda nasıl çikletleşerek yutulmaz bir büyümeye uğradığını kestiremezler.

Birçok gencin evliliğin dış görüntüsüne kapılıp bir yaşam geviş getirmeye mahkum kalması, pastırma uzmanlığının felsefesine erişememiş olmasındandır.

Kalite pastırma, satırla doğranan pastırmadır. Pastırma satıcıları bunu bildikleri için, has müşterilerine tezgah altından en iyi parçayı çıkarır ve ince ince doğrarken de bir dilimi yan çevirdikleri satırın üstüne koyup onlara ikram ederler.

Böyle iyi pastırmayı börek içinde kullanmak da haramdır, kâğıtta pişirmek de...

* * *

Dördüncü yahut beşinci kadehte, meze tabağında birkaç dilim kalmış pastırmalara bakıp bakıp:

- Bu pastırma da vaktiyle canlı bir inekti, diye düşünmek, sanıldığı kadar derin bir düşünce değildir. Pirzola, yahni, köfte ve kavurma için de geçerlidir bu teşhis...

"Vaktiyle bu pastırma da canlı bir inekti" düşüncesinin bir kulaç daha ötesi, "Vaktiyle bu pastırma da bir tutam ottu"dur. "Vaktiyle bu pastırma bir tutam ottu"nun bir kulaç ötesi ise, "Vaktiyle bu pastırma da bir avuç davar dışkısı yahut bir avuç eşekle beygir fışkısıydı"ya kadar gider.

Beşinci kadehte tabaktaki son pastırma dilimlerine bakarak, bu kadar derinleşmenin anlamı yoktur.

Ama mutlaka derinleşme gereksinmesi duyuluyorsa, şöyle denebilir:

- Hey gidi dünya hey, yaşam da beni, eze tuzlaya, sonunda şu birkaç dilim pastırmaya benzetti...

Bu dahi çok derin bir düşünce değildir ama, bir duygusallık yaratır insanın yüreğinde.

* * *

Her fırsatta zeka gösterisini sevenler, pastırmayla da ilgili bilmeceler üretebilirler, örneğin:

- Pastırmayla uçurtma arasında ne fark vardır, gibi...

Sonra da sırıta sırıta yine kendileri verebilirler yanıtını:

- Biri sarmısaklı, öteki sarmısaksızdır.

* * *

Spinoza pastırmayı bilse, bu konuda derin bir düşünce söyleyebilir miydi? Belki de:

- Bilgelik pastırma gibidir, derdi. Ateş üstünde kaynamadan da, çiğ kalmaktan kurtarır kendisini...

Yahut tersini söylerdi:

- Bazı insanlar pastırmaya benzer. Her zaman pişkin olduklarından, genellikle kurtulurlar ateşe konmaktan.

Böylece her derin düşüncenin zattını da içinde taşıdığını kanıtlamış olurdu.

* * *

Pastırmanın siyasal ekonomide de yeri vardır. "Yüz gram pastırma kaça biliyor musun" sorusu, hiçbir zaman tazeliğini yitirmemiştir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında, yaşam zorluğundan dert yananlar:

- Yüz gram pastırma kaça biliyor musun, diye başlarlardı söze...

Yirmi, otuz, kırk, hatta elli yıl sonra da bu alanda ki eleştirilere, pekâla başlanabilir aynı sözle:

- Yüz gram pastırma kaça biliyor musun?

Demek kuşaklar, dönemler, yönetimler değişse de, yüz gramlık pastırmanın siyasal ekonomideki yeri değişmiyor. Belki de o yüzden, pek sevilen bir halk türküsünde pastırmanın yüz gramlığından değil, elli dirhemliğinden söz edilmektedir. Ne de olsa sanatı politikadan biraz ayırmak gerekir.

* * *

Mizah dergileri pastırmaya daha başka bir açıdan yaklaşmışlardır. Eşek etinin pastırmada pek belli olmayışı; bu alanda yaptıkları araştırılarla iyi sonuç alan bazı Surdibi'nin gece yarısı kasapları yüzünden, mizahımızda karikatürlü bir yığın fıkranın yazılmasına neden olmuştur. Bunlardan biri de bir ilan biçimindeydi:

"Bilmedikleri pastırmalardan yiyenlerin toplum sorunlarına karışmamaları rica olunur."

Pastırmayı düşünmenin bir derinliği var mıdır?

Vardır vardır, karın doyurmayan onca düşünce yanımda, pastırmayı düşünmenin derinliğine inanmak zorundayız.

Not: 20 yıl önce yazılmış bir yazı... "Şeytanın Aynaları"ndan...

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır