nne olan bir kadın için hayattaki her şeyden daha önemlidir çocuğu. Çocuğuna sahip olduğu andan itibaren ilgisini, sevgisini, emeğini, umutlarını hep ona yöneltir ve hatta çocuğunun varlığını, yaşama sebebi sayar. Onu herşeyden, herkesten gözü gibi sakınır, saklar. Çocuğu hastalandığı zaman dünyası kararır, gözü hiçbir şeyi görmez olur, çocuğu gülümsediği zaman yeniden doğar her defasında. Çocuğunun başına kötü bir şey gelmesi ise, hiç düşünmemeye çalıştıkları ama asla da unutmadıkları kara bir kabus gibidir adeta.
Fakat hayat, her zaman isteklerimiz doğrultusunda ağırlamıyor bizi. Bazen ufak, bazen kocaman süprizlerle çıkıyor karşımıza. Üstelik bu süprizlere hazır olup olmadığımız bile sorulmadan, her şey birdenbire oluyor. İşte böylesine kötü süprizlerden biri de; anneler için çocuğunu kaybetmek.
Geçtiğimiz günlerde vizyona giren "The Deep End of the Ocean/ Okyanus Kadar Derin" filminde Michelle Pfeiffer'in canlandırdığı Beth Cappodora çocuğunu kaybediyor. Biz de "bir anne çocuğunu bıraktığı yerde bulamazsa ne yapar?" diye düşündük. Ve sizlere şu soruyu yönelttik: "Çocuğunuzu kaybetseniz ne yaparsınız?". Görülen o ki, pek çok annenin bilinçaltında yaşayan bu korku, sorumuzla karşılaşınca bir anda açığa çıktı. Çünkü çok sayıda okuyucumuzdan pek çok faks ve e-posta aldık. Onlar kendilerini tüm içtenlikleriyle çocuğu kaybolan bir annenin yerine koyup hissedecekleri duyguları yazmışlar. Kimileri "hayatta yaşanacak en kötü acı!", kimileri de "beni yaşama bağlayan tek varlık, ona bir şey olursa yaşayamam" diye döküyorlar içlerini. İşte elimize geçen mektuplardan seçtiklerimiz...