kapat
   
SABAH Gazetesi
 
   News in English
   Son Dakika
  » Yazarlar
   Günün İçinden
   Ekonomi
   Gündem
   Siyaset
   Dünya
   Spor
   Hava Durumu
   Sarı Sayfalar
   Ana Sayfa
   Dosyalar
   Teknoloji
   Emlak
   Otomobil
   Detaylı Arama
   Arşiv
   Etkinlikler
   Günaydın
   Televizyon
   Astroloji
   Magazin
   Sağlık
   Kültür Sanat
   Turizm Rehberi
   Cuma
   Cumartesi
   Pazar Sabah
   İşte İnsan
   Sinema
   20. YILA ÖZEL
   Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Erdal Safak @ SABAH
 

130 rakımlı tepedeki ölü

İttihat ve Terakki sadece 7 yıl iktidarda kaldı, Talat Paşa ise yalnızca 1.5 yıl kadar sadrazamlık yaptı. Ancak ikisinin etkileri bugün bile siyaset ve toplumsal yaşamı derinden etkiliyor. Hele Talat Paşa... Talat Paşa 1919'da Hollanda'da toplanan Sosyalist Enternasyonal kongresine katıldı. Örgütün genel sekreteriyle görüştü. Ne istedi dersiniz? Kapitülasyonların kaldırılması için destek. Onu Lozan'da Atatürk Türkiyesi başaracaktı

Her gün iki kez önünden geçiyorum. Sabah işe gelirken. Akşam eve dönerken. Ve oraya vardığımda artık başımı ters yöne çeviriyorum. Görmemek için. Çünkü görenlerin anlattıkları içimi sızlatıyor: Uyuşturucu şırıngaları, tinerci atıkları, içki şişeleri, poşetler her yeri kaplamış. Dahası, anıları sisler ardında kalan, heyecanı ise insanoğlunun nankör belleğine kurban edilen Mimar Muzaffer Bey'in o görkemli projesinin kalıntıları paramparça olmuş. Mermerler kırılmış, en vahimi mezarlar zorlanmış. Orası 130 rakımlı Hürriyet-i Ebediye Tepesi. Ve o tepenin üstünde yükselen 1911'de dikilmiş Abide-i Hürriyet. Yani Özgürlük Anıtı. 31 Mart Vakası'nda şehit düşenlerin ebedi istirahatgahı. Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın türbesini bağrında saklayan yer. Sadrazam Mithad Paşa'nın, Başkomutan Enver Paşa'nın ve portremiz Sadrazam Talat Paşa'nın sonsuz uykularının mekanı. Bitmedi; o çağdaşlık, demokrasi ve laiklik anıtı guya Türkiye'nin en başarılı belediyesi Şişli'nin resmi amblemi. Ve de şu sıralar Berlin'de Talat Paşa'yı anma törenleri hazırlığı içinde olan, her türlü siyasal görüşün temsilcilerini bağrında toplamakla övünen hareketin de esin kaynağı.

* Neyse... Yukarda belirttiğimiz gibi, bu hafta kahramanımız Abide-i Hürriyet'in mezbeleliğe dönüşmüş ama hala müşfik loşluğunda fırtınalı bir yaşamın sızılarını dindirmeye çalışan Talat Paşa. En yaygın fotoğrafında dudaklarını örten gür bıyıkları ve fesinin gizlediği kısa saçlarıyla dalgın şekilde uzaklara bakan Mehmet Talat Paşa, 1 Eylül 1874'te Edirne'de doğdu. İlkokulu Vize'de okudu. Edirne Askeri Rüştiyesi'ni bitirdi. Fransızca öğrenmek için iki yıl Edirne'deki Alyans İsraelit Musevi Okulu'na gitti. Daha sonra aynı okulda bir yıl Türkçe öğretmen vekilliği yaptı.

SELANİK'E SÜRGÜNE GİTTİ
Ailesini geçindirmek için 1891'de Edirne'de posta idaresine girdi. Bir yandan da kendini yetiştirmeye çalıştı. II. Abdülhamit yönetimine karşı Trakya'da giderek güçlenen gizli çalışmalara katıldı. Tabii Yıldız Sarayı'nın her yerde hazır ve nazır olan hafiyelerince kısa süre sonra ihbar edildi. 20 Temmuz 1896'da tutuklandı. Edirne'de 25 ay cezaevinde kaldı. 3 yıllık kalebentlik cezası sürgüne dönüştürülünce Selanik'e gitti. Yıldız'ın memuriyete dönmesine izin vermesiyle 1898'de Selanik-Manastır arasında seyyar posta memurluğuna başladı. Bu arada Selanik'te genç subaylarla ve aydınlarla tanıştı. Onlardan devrim ateşinin kıvılcımlarını kaptı. 1899'da Selanik Posta ve Telgraf Müdürlüğü katibi oldu, 1903'te de başkatip. Her türlü ideolojik rüzgarların estiği Selanik'te Jön Türkler'le ilişkiye girmeyi başardı. O ilişkilerin verdiği cesaretle Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Daha sonra da merkezi Paris'te bulunan Terakki ve İttihat Cemiyeti ile birleştirdi. Bu arada Selanik'te Hukuk Mektebi'ne devam etti.

EŞİ BULUNMAZ ÖRGÜTÇÜ
Adını tersyüz ederek İttihat ve Terakki Cemiyeti yapmış olan örgütün Selanik ve Manastır'da yayılmasında birinci derecede rol oynadı. 2'nci Meşrutiyet'in ilanından sonra toplanan Meclis-i Mebusan'a Edirne Milletvekili olarak girdi. Meclis Birinci Başkan Vekilliği'ne seçildi. Artık fırkaya (parti) dönüşmüş olan İttihat ve Terakki'nin örgüt sorumluluğunu üstlendi. Teşkilatı Osmanlı egemenliğindeki toprakların en ücra köşelerine kadar yaydı. O nedenle eşi bulunmaz örgütçü olarak ünlendi. 1909'daki İttihat ve Terakki kongresinde genel başkanlığa seçildi. 8 Ağustos 1909'da Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) oldu, ancak baskılara dayanamayıp 18 Şubat 1910'da istifa etti. Yaklaşık bir yıl sonra 4 Şubat 1991'de onu Posta, Telgraf ve Telefon Nazırı görüyoruz. Sonra vekaleten de olsa yine Dahiliye Nazırı. 22 Temmuz 1912'de İttihat Terakki'nin iktidardan çekilme kararıyla, hükümet görevleri bitti. Ama sadece 6 ay kadar. Balkan Savaşları'ndaki bozgun yüzünden saygınlığı ve halk desteği dibe vuran hükümete karşı 1913 Ocak'ında İttihatçılar'ın düzenlediği o ünlü Babıali Baskını'nın planlayıcıları arasında bulundu. Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın (şimdi mezar arkadaşı) 11 Haziran 1913'te öldürülmesinin ertesi günü Said Halim Paşa başkanlığında kurulan İttihat ve Terakki kabinesinde bir kez daha Dahiliye Nazırlığı'nı üstlendi.Enver Paşa'nın gözükara planları sayesinde İkinci Balkan Savaşları'nın kazanılması ve Edirne'nin kurtarılmasının ardından barış görüşmelerinde Osmanlı heyetine başkanlık etti. Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşı'na girme kararını hükümet adına imzalamak da Talat Paşa'ya düştü. Savaşın ilk aylarında iç barışı korumak için geceli-gündüzlü çalıştı, ancak Osmanlı ordularının cephelere kaydırılmasını fırsat bilerek Anadolu'da İtilaf Devletleri desteğiyle silahlı kalkışma başlatan Ermeni örgütlerine karşı önlem almak zorunda kaldı. Bu amaçla 1915'te çıkarılan ve bugün bile Türkiye'yi sıkıştırmak amacıyla kullanılan o ünlü Tehcir (Göç) Yasası'yla Doğu Anadolu'daki Ermeniler'i etkisiz kalacakları bölgelere göç ettirdi. Özellikle de Suriye'ye. O günün koşullarında son derece güç, çatışmalı ve ölümlü hem de çok ama çok ölümlü geçen bu operasyon, Ermeni örgütlerince Batı kamuoyuna soykırım olarak aktarıldı, Talat Paşa bir numaralı Ermeni düşmanı ilan edildi. Said Halim Paşa 1917'de istifa edince, Talat Paşa savaşın ve parti iktidarının siyasal sorumluluğunu sırtlamaya zorlandı. 4 Şubat 1917'de sadrazamlığa getirildi. Savaşın yitirilmekte olduğu işaretlerinin iyice arttığı o günlerde Almanya'da bir dizi görüşmede bulundu ama sonuç alamadı. Artık tek amacı Osmanlı ordularının daha fazla can kaybı vermesini ve cephelerde yiyecek-giyecek sıkıntısını önlemekti. Bolşevik İhtilali sayesinde Ruslar'la savaşın sona ermesinden sonra 3 Mart 1918'de Osmanlı başdelegesi olarak Brest-Litovsk barış görüşmelerine katıldı. VI. Mehmet (Vahdettin) 4 Temmuz 1918'de padişah olunca, sorumluluktan kaçmış suçlamasıyla karşılaşmamak için istifa etmedi. Almanya'ya ikinci gezi yapıp dönmesinin ardından Bulgaristan'ın İtilaf Devletleri'yle yakınlaşması, Almanya'nın da ateşkes istemesiyle savaşın sonu belli olunca, 4 Ekim 1918'de istifa etti.

BERLİN'E ZORUNLU GİTTİ
Ahmet İzzet Paşa kabinesi savaşı bitirecek Mondros Mütarekesi'ni imzalarken, İttihat ve Terakki Fırkası da 1 Kasım 1918'de son kongresini yaptı. Talat Paşa o kongrede siyasetten çekildiğini açıkladı ve aynı gece birkaç arkadaşıyla bir Alman denizaltısıyla yurttan ayrıldı. Kırım üstünden Almanya'ya geçti. (Berlin'den gelen haberler bu kararın alınmasında başlıca etken oldu: Osmanlı'nın kader ortağı Almanya'da İmparator Wilhelm'in taht bir yana, ülkede kalmasının bile az hasarlı barış antlaşmasının önünde en büyük engel oluşturduğu uyarıları alıp yürümüştü. O zaman aynı akıbeti İttihat ve Terakki'nin lider kadrosu da paylaşmalıydı. Zaten savaşı kazanan İtilaf Devletleri de öyle düşünüyorlar ve onları savaş suçlusu olarak yargılamayı tasarlıyorlardı. Buna rağmen Talat Paşa ülkede kalmakta direndi. Ancak İttihat ve Terakki Merkez Komitesi'ndeki oylamadan yurtdışına çıkması sonucu çıktı. Enver Paşa ve Teşkilat-ı Mahsusa'nın, yani gizli servisin başındaki Bahattin Şakir'le birlikte. Karar oy çokluğuyla alınmıştı.) Talat Paşa, Ali Said takma adıyla Berlin yakınlarındaki Scharlotenburg'a yerleşti. Ama kendisini ölüme mahkum eden Ermeni komitecilerinin gittikçe daralan çemberinde korumasız kaldı. (Daha vahimi Berlin'e ayak bastığı andan itibaren suikast söylentileri, hatta beklentileri yayıldıkça yayıldı. O kadar ki Alman basını bile o söylentileri sayfalarına taşıdı. Ancak Talat Paşa omuz silkiyor, ıssız orman içi yollarda tek başına dolaşıyor, "Birisi bir adamı vurmaya karar verdi mi, gelir vurur. Buna engel olmak mümkün değildir" diyordu Sonra da bir anısını aktarıyordu: "Kamil Paşa'nın sadrazamlığı döneminde Hürriyet ve İtilaf Fırkası liderlerinin beni katlettirmeye karar verdiklerini haber almıştım. Gerçekten de bir süre sonra birinin gölge gibi peşime takıldığını fark ettim. Arada sırada belli etmeden arkama bakınca, uzakça bir mesafeden beni takip ettiğini görüyordum. Bu izleme epey devam etti. Herhalde beni öldürmekle görevlendirilen adamcağız kendisinde bu işi bir an evvel bitirecek cesareti bulamıyordu. Bunun üstüne bir gün, sanırım Tepebaşı'ndaydı, katil adayımı yanıma çağırdım ve şöyle dedim: 'Azizim, beni takip etmekte olduğunuzu görüyorum. Fakat yanlış yoldan gidiyorsunuz. Görevinizi kolaylaştırmak için size biraz ders vereyim. Birini öldürmeye karar verdiğinizde, kendinizi göstermeden onun hangi saatlerde nerelerden geçtiğini öğreneceksiniz ve fırsat kollayacaksınız. O fırsat çıkınca da hemen harekete geçeceksiniz. Böyle sürekli arkamda dolaşarak amacınıza ulaşamazsınız. Biz Selanik'te yıllarca Abdülhamit'in hafiyelerine karşı mücadele ettiğimiz için bu konuda biraz tecrübemiz var.' Verdiğim bu dersten sonra katil adayım işi bıraktı. Ancak her kiralık katil bu kadar korkak olmaz. Bir gün elbette suikast planlarını daha kararlılık, cesaret ve soğukkanlılıkla uygulamaya koyan da çıkar."

KATİLE BERAAT KARARI
15 Mart 1921'de evinden sokağa çıktığı sırada, Talat Paşa'ya tetiğini doğrultan İran uyruklu Solomon Tayleryan adlı Ermeni militanı acaba onun "Soğukkanlı katil" tanımına uyuyor muydu? İddiaya göre pek değil. Çünkü günlerce takip etmesine rağmen tetiğe basamadığını, sonunda "Talat Paşa... Talat Paşa..." diye seslenip kendisine doğru dönmesini sağladıktan sonra kurşun yağdırabildiği anlatılıyor. Katili yargılayan Alman mahkemesi, "Türkler'in Ermeniler'e zulmettiği" gerekçesiyle beraat kararı verdi. Talat Paşa'nın tahnit edilen cenazesi, "Vatanınca toprağa verileceği güne kadar" Berlin'deki İslam mezarlığında tutuldu. Ölümünden 22 yıl sonra hükümetin girişimiyle yurda getirildi ve 25 Şubat 1943'te Hürriyet-i Ebediye tepesinde toprağa verildi. Tören kortejinin en başındaki askerler dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün çiçeğini taşıyorlardı.

*
Talat Paşa'nın, soğuk bir mart sabahı Berlin sokaklarının birinde noktalanan 3 yıllık sürgün hayatı aslında günlerce sürecek dizi konusu olmaya değer. Ancak biz onun yaverlerinden Arif Cemil (Denker) Bey'in 1922 Mayıs'ında Tevhid-i Efkar gazetesinde (sahibi Velid Ebüzziya) yayınlanan ve müthiş ilgi gören "İttihatçı Şeflerin Gurbet Maceraları" başlıklı anılarından bir bölümü aktararak noktalayalım: "Talat Paşa, 8 Ekim 1918'de Almanya sınırını geçtiğinde ihtilal kargaşasında bir ülkeyle karşılaştı. Zaten ertesi gün İmparator Wilhelm'in Hollanda'ya kaçtı ve cumhuriyet ilan edildi. Talat Paşa ve arkadaşları bir gece sınırda bekledikten sonra bir yük treniyle Berlin'e ulaştılar, Aleksandr Platz İstasyonu'nda inip yakınlarda küçük bir otele yerleştiler. Berlin emniyet müdürlüğü işçi mahallelerine yakın bu semtte bulunuyordu, o nedenle ellerinde kızıl bayraklarla devrimciler oraya sık sık saldırı düzenliyorlardı. Talat Paşa'nın gelişini haber alan Osmanlı'nın Berlin Büyükelçisi Rıfat Paşa, derhal harekete geçti, Ermeni tehcirinden yargılanabilmesi için tutuklanıp İstanbul'a gönderilmesi talebiyle Alman makamlarında girişimlere başladı. O dönemde Berlin'de bir Türk Kulübü vardı. Kulübün başkanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey bir akşam ülkedeki Türk gençlerini Alman devrimine destek toplantısına çağırdı. Salon ağzına kadar doluydu. Alman denizcilik okullarında eğitime gönderilen Türk öğrenciler de tam kadro gelmişlerdi. Onlar Alman deniz kuvvetlerindeki devrimci kadrolara katıldıkları için iyice ateşliydiler. Kulüp o gece süngülerle, mavzerlerle, bahriyeli gençlerimizin bellerinde asılı el bombalarıyla ihtilal günlerinde olduğumuzu hatırlatmakta zahmet çektirmiyordu. Bir süre sonra gençlerden 'Nerede o herifler, söyleyin gidip getirelim' bağırışları yükselmeye başladı. Meğer Mustafa Ziya adlı biri, yanında biri Ermeni olan iki büyükelçilik katibiyle kürsüye çıkmış, Talat Paşa'nın tutuklanıp Osmanlı hükümetine iadesi için Alman hükümetine başvurduklarını anlatmış, girişimlerinin daha etkili olabilmesi için Berlin'deki Türkler adına yetki istemiş, alkışlar arasında talebi kabul edilince Alman basınında yayınlanması için hazırladığı bir yazıyı da onaya sunmuş. 'Kabul... Kabul..." bağırışları arasında okunan o yazıda tehcirde 800 bin Ermeni'nin öldürüldüğü iddia ediliyordu.

DENİZCİLERİN İSYANI

Sonra Hamdullah Suphi Bey kürsüye çıktı ve o ölümleri kendine özgü üslubuyla bir kez daha ballandıra ballandıra anlattı. Galeyana gelen denizci gençler de süngülerini mavzerlerine taktılar, bellerinden sarkan el bombalarını, sanki oyuncak gibi öteye beriye savurdular, "Nerede o herifler, gidip getirelim" diye yeri göğü inletmeye başladılar. Türk Kulübü'ndeki kadınlar, çocuklar o manzara karşısında korkudan bayılırken, denizci gençleri yatıştırmayı başaramayan Berlinli Türkler çareyi kaçmakta buldu." Galiba Talat Bey'i biraz da -hatta büyük ölçüde- o dönemde Berlin'deki Türk topluluğu ile -yoldan çıktıkları haber alınınca yurda geri çağrılan- bahriyeli gençler hedef gösterdi. Hamdullah Suphi Tanrıöver'in rolünü ise tarihçilere bırakıyoruz.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
 130 rakımlı tepedeki ölü   / 05-03-2006
    Pazar Sabah Yazarlar
  » Güncel
    Hobi
    Röportaj
    Gurme
    İyi Yaşa
BALÇİÇEK PAMİR
'En âşığım diyen erkeği getir, beş dakika sürer onu baştan...
MEHMET ALTAN
Dayı
Cezayir kentinin Osmanlı'dan kalan bölgesini...
ÖNCEL ÖZİÇER
Siz hangi zamandasınız?
"Zamanlar vardır her şeyin...
REFİK DURBAŞ
Yesemek'e sır dolu yolculuk
Tahtaköprü Barajı'ndan gelen...
KAZIM KANAT
Köydeki sünnet düğününde dört çocuklu Amerikalı...
ERDAL ŞAFAK
Kıyamet habercisi
Geçen yıl bu zamanlar onu Tahranlılar...
Okyanustaki 'çılgın Türkler'
Okyanustaki 'çılgın Türkler'
Milenyumun en büyük yolcu gemilerinden olan Voyager of the Seas küçük...
Plajda korunmak yetmez
Plajda korunmak yetmez
Yaz geldi, güneşin ışıkları tenimize bir yandan sağlık ve güzellik...
Tavuklarımıza lezzet geldi
Bir süre önce "Tavuğumu istiyorum," diye isyan etmiştim. Şimdi de bir müjde...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.