kapat
   
SABAH Gazetesi
 
    Son Dakika
    Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Sarı Sayfalar
    Ana Sayfa
    Dosyalar
    Teknoloji
    Arşiv
    Etkinlikler
    Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
    Cumartesi
  » Aktüel Pazar
    Otomobil
    İşte İnsan
    Sinema
    Turizm Rehberi
    Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
18. yüzyılda Mantık 19.'da Aşk vardı, şimdi Seks ön planda
18. yüzyılda Mantık 19.'da Aşk vardı, şimdi Seks ön planda
Boşanmayı kadınlar istiyor

Evliliğin tarihi yazıldı

Amerikalı evlilik uzmanı Stephanie Coontz "Evlilik Tarihi" adlı kitabında bu kutsal kurumun yüzyıllar içinde geçirdiği değişimi gözler önüne seriyor. Coontz'a göre 18. yüzyılda mantık, 19. yüzyılda aşk vardı. Şimdi ise seks ön planda. Günümüzde aile hayatında yaşanan krizi ise kadın-erkek eşitliğine bağlayanlar var.


18. yüzyılda Mantık 19.'da Aşk vardı, şimdi Seks ön planda

Amerikalı evlilik uzmanı Stephanie Coontz "Evlilik Tarihi" adlı kitabında bu kutsal kurumun yüzyıllar içinde geçirdiği değişimi gözler önüne sererken ülkeler arası çarpıcı farklılıklara da dikkat çekiyor.

Amerikalı evlilik uzmanı Stephanie Coontz, evlilik ve aile hayatı üzerine yaptığı araştırmalarla tanınıyor. "Marriage, A History" (Evliliğin Tarihi) adlı kitabında ise evlilik kurumunun tarih içindeki değişimini ortaya koyuyor. Coontz'un araştırmalarına göre bugün pek çok kişinin evliliğe olan inancını yitirmesi, bu kutsal kurum için 'tehlike' çanlarının çaldığını düşünmesi, aslında yaşadığımız çağdan kaynaklanmıyor. Tarih boyunca birçok kez evlilik ve evlilik dışı birlikteliklerde zorlanmalar, değişimler görüldü. Geçmişte öyle zamanlar ve topluluklar oldu ki evlilik dışı ilişkiler ve bu ilişkilerden doğan çocuklar daha yaygındı, hatta bugünkünden daha çok kabul görüyordu. Üstelik aynı cinsler arasındaki evlilikler bazı kültürlerde kabul görüyordu.

SÖZ VERMEK YETİYORDU
Geleneksel olarak tanımlanan ve artık geçmişte kaldığı düşünülen pek çok şey bugün yeniden karşımıza çıkıyor. Örneğin, resmi olarak evlenmeden birlikte olmak, çok eskiden doğal kabul edilen bir durumdu. Eski Roma'da evlilik dışı beraber yaşamak, sadece çiftlerin isteğine kalmıştı. Kadın ve erkek evlenmek istediklerini birbirlerine ifade ettiklerinde, bunu evlerinin mutfağında bile yapsalar artık evli kabul ediliyorlardı. Evlilik için resmi tören şartı daha yakın tarihlerde ortaya çıktı. Kilise bile bin yılı aşkın süre iki kişi arasındaki bu sözü evlenme akti olarak kabul etti. Ama bugün olduğu gibi o dönemde de çiftler bir kere birbirlerine evlendiklerini söylediklerinde, kilise de bunu kabul ettiğinde, hiç seks yapmamış, birlikte yaşamamış olsalar bile bu sözlerini geri alamıyorlardı. Yine de Orta Çağ'da verilen bu sözün pratikte bozulması bugünküne oranla çok daha kolaydı. Stephanie Coontz günümüz birliktelik ve evliliklerinin yapı olarak hala yüzyıllar öncesinden etkiler taşıdığını söylüyor. Ama söz konusu olan evliliğin toplum içindeki yeri ve karı-koca arasındaki ilişkiyse, geçmişteki hiçbir şey bugün sahip olduklarımıza benzemiyor. Tüm dünyada evliliğin şekli, değeri ve anlamı dramatik olarak değişmeye devam ediyor. Dünyanın hemen her yerinde evlilik kurumunun tehlike içinde olduğunu düşünenlerin sayısında büyük bir artış var. Fakat buradaki "tehlike" kavramının anlamı ülkeden ülkeye değişiyor. Örneğin, Amerika'da siyasetçiler evlilik dışı ilişkilerden doğan çocukların sayısının her geçen gün artmasından endişeleniyor. Almanya ve Japonya'da ise tam aksine planlamacılar, çocukların yetiştirileceği ailelerin yapısını göz önünde bulundurmadan, doğum sayısını artırmaya çalışıyor. Japonya'da, doğum sayısı artırılmadığı takdirde nüfusun 2050 yılında üçte bir oranında azalmış olacağı öngörülüyor. Amerika'da öğrencilere güvenli seks eğitimleri verilirken ve medya bekareti överken, Japonya'da bir saatliğine kiralanan "aşk" otelleri açılıyor; medyada "Gençler, seksten nefret etmeyin" başlıklı yazılar çıkıyor. Birleşmiş Milletler 21. yüzyıla kızların 12, 13 yaşlarında evlendirildiği Afganistan, Hindistan ve Afrika'da evlilik yaşını yükseltmeyi amaçlayan bir kampanyayla girdi. Öte yandan Singapur'da genç yaşta evlilik destekleniyor, kampanyalar yapılıyor. İspanya'da 25-29 yaşları arasındaki kadınların yüzde 50'sinin bekar olması ise ekonomistlerin ülkenin büyümesi ve doğum oranları hakkında endişelenmesine neden oluyor. Çek Cumhuriyeti'nde ise boşanma oranını yüzde 50 oranında azaltacağı düşünülerek, bekarlık neredeyse kutsanıyor. Her ülke evlilik kurumunda yaşanan krizlere farklı nedenler gösteriyor. Suudi Arabistan'da ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde hükümet, genç kız ailelerini yüklü miktarda başlık parası istemekle suçluyor. Çünkü bu ülkelerde yüksek başlık parası nedeniyle genç erkekler evlenemiyor. İtalya'da ise evlenmeyi tercih etmeyen ve "ana kuzusu" olarak tanımlanan erkeklerin artması endişelere neden oluyor. İyi eğitim almış yirmi ve otuzlu yaşlarını süren bu erkekler, Türkiye'de olduğu gibi ailelerinin evlerinde oturmaya, annelerinin pişirdiği yemeği yemeye devam ediyorlar.

GELENEK KRİZİ TETİKLİYOR
Aile hayatının krizde olmasını kadınerkek eşitliğine bağlayanlar da yok değil. Kadın-erkek eşitliğini benimseyen toplumlarda, kadının yeniden doğurganlığını hatırladığı döneme kadar doğum oranının hızla düşeceğini iddia ediyorlar. Oysa Japonya'da kadınlar, kadın-erkek eşitliği olmadığı için evlenmeyi ve çocuk yapmayı reddediyor. Çin'de ise kadınların karşısında olan gelenekler yüzünden yakında erkeklerin evlenecek kadın bulamayacağı söyleniyor. Çin'de ailelerin tek bir çocuk yapmasına izin veren yasalar nedeniyle, çoğu anne baba bebeğin kız olduğunu öğrenince kürtajla aldırıyor. Bu nedenle bugün Çin'de her 100 kıza karşı 117 erkek bebek dünyaya geliyor. 2020 yılına gelindiğinde Çin'de 30 ile 40 milyon arası müzmin bekar 'erkek' olacağı tahmin ediliyor. Stephanie Coontz erkek-kadın ilişkilerinin son otuz yılda, üç bin yıl boyunca gösterdiği değişimden daha hızlı farklılaştığını söylüyor. Ve Coontz'a göre bu değişim, evlilik kurumunda da gözleniyor. Örneğin 1950'li ve 60'lı yıllarda görülen, ekmeği erkeklerin kazandığı, kadınların tam gün ev hanımlığı yaptığı evlilikler... O tarihlere kadar tek bir kişinin ekmeği kazandığı evliliklere sık rastlanmıyordu. Binlerce yıl boyunca kadınlar ve çocuklar ekmeği kazanma işini erkeklerle paylaştı. Eve ekmek getiren, tarlada yiyeceğini yetiştiren, sonra bunu alıp pazara satmaya götüren kadınların varlığı alışılmadık bir durum değildi. 1950'lere gelindiğinde ise, özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da kadının ev işlerini yaptığı, erkeğin ekmeği kazandığı evlilikler desteklenmeye başlandı. Ayrıca yine 50'lerde toplumda herkesin evlenmesi, hatta genç yaşta evlenmesi gerektiği fikri yerleşti. Yüzyıllar boyunca Avrupa'daki evlilik oranı 1950'lere oranla çok daha düşük, evlilik yaşı daha yüksekti.

AŞK BİTİNCE BOŞANMA ARTTI
1950'lerde yaşananlar, evlilik kurumunun 150 yıllık geçmişine oranla ciddi şekilde değişime uğramasına neden oldu. Aslında tüm bu değişimlerin temeli 18'inci yüzyılda atılmaya başlandı. 18'inci yüzyılda aşkın evlilik için en gerekli neden olduğu ve gençlerin evlenecekleri kişileri aşkı göz önüne alarak seçmeleri gerektiği radikal bir fikir olarak ortaya çıktı. 19'uncu yüzyılda evliliklerin aşk üzerine kurulması, 20'inci yüzyılda ise seksin evlilikler üzerinde oynadığı rol bu kurumuna yepyeni bir çehre kazandırdı. 18'inci yüzyılın sonlarına gelinceye kadar evlilik iki kişinin seçimine bırakılan ekonomik ve politik bir işbirliği olarak görülüyordu. Aşkın bir evlilik için mutlaka olması gerektiği düşüncesi, bu kutsal kurumun tercihe bağlı hale gelmesine neden oldu. Artık insanlar ancak kendilerini mutlu edecek bir aşk bulduklarında evlenmeye başladılar. Evlilikte, 18'inci yüzyılın sonunda başlayıp 21'inci yüzyıla kadar devam eden bu değişim, boşanma olgusunu da ortaya çıkardı. Çünkü insanlar aşkları bittiğinde, artık bir işbirliği olmaktan çok mutluluk kaynağı olarak gördükleri evliliklerini sona erdirmeyi tercih etmeye başladı. Bu da aşkın gelip geçici olduğu, aslolanın bu kutsal kurum olduğunu savunanlarla evlilikte aşkı savunanların hala çözüm bulamayan ve bulacağa da benzemeyen tartışmalarına yol açtı.

Eylem BİLGİÇ

DİĞER İYİ YAŞA HABERLERİ
 Yüz nakline gerek kalmadı
 Pozitif düşünce Pollyannacılık oynamak değil
 40 yaş gerçekleri
 Doktorlar tükendi
 Huzura bir şans verin
 Yağdaki büyük tehlike
 Merhaba
 Üç milyar dolarlık mücevher İstanbul'da
 Akıllı kumaşlarla hayat çok rahat
 Yoksa hala indirim mi var?
 Sonbahar çok canlı geçecek
 Gen taramasıyla olası hastalıkların önüne geçin
 Erkek cinselliğini 70'inde de yaşayabilir, yeter ki istesin
 Basklılar yemeden günde kaç saat durabilir?
 Cep telefonu hadisesi
 Güneş çarpmasında çocuğu ılık duşa sokun, bol su içirin
 Sağlıklı ve doğal bronzlaşın
 'Sahte rüyalar'a son
 Sıcak yemek yemeyin, acıdan korkmayın, sütten vazgeçin
    Aktüel Pazar Yazarlar
    Güncel
    Hobi
    Röportaj
    Gurme
  » İyi Yaşa
Bir dönemin sonu
Bir dönemin sonu
Fahrettin Aslan, Bülent Ersoy'a bir dizi yasak koymuştu. Ama yasak...
Fahri Bey beni dövdü Behiye Aksoy saçımdaki kanları delil kalmasın diye yıkadı
Fahri Bey beni dövdü Behiye Aksoy saçımdaki kanları delil kalmasın diye yıkadı
Gönül Yazar tarih gibi bir kadın... Anlattıkça anlatıyor. Renkli...
Tarihin akışını değiştiren 'Hayır'
ABD'de bu ay iki efsane kadın hayata veda etti. Rosa Parks ve Vivian...
İnsan özgürlüğü projesi olarak Cumhuriyet
Kaynağını Rönesans aydınlanma ve hümanizma hareketinden alan...
Komşu peynirine sahip çıktı
Avrupa Yüksek Mahkemesi'nin kararına göre 2007 yılından itibaren sadece Mora...
Avrupa Topluluğu'ndan bulgur dersleri
Bulgur sahip olduğu besin değerleri açısından bugün hak ettiği yerde değil.
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.