kapat
   
SABAH Gazetesi
 
    Son Dakika
  » Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Sarı Sayfalar
    Ana Sayfa
    Dosyalar
    Arşiv
    Etkinlikler
    Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
    Cumartesi
    Aktüel Pazar
    Otomobil
    İşte İnsan
    Sinema
    Turizm Rehberi
    Teknoloji
    Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Omer Lutfi Mete @ SABAH
 

Muhafazakâr neyi muhafaza eder?

Osmanlı'nın çözülmeye başlamasıyla birlikte her geçen gün daha fazla sayıda insanımız ' büyük bir millete mensup olma duygusu'nu yitirmeye devam ediyor. Ülke için derin yılgınlık uyandıran budur, AB ile müzakerelerin daha da zorlaştırılmış şartlarda başlayacak olması değil. Zira yeniden yücelme yeteneğinin mayası, ' daha önce çıktığım zirveye tekrar yükselebilirim' dedirten fikir kıvılcımıdır. Hamaset köpürtmeyen, bireye özgüven aşılayan kıvılcım...
Öncesi ve sonrasıyla 3 Ekim faslında gördük ki büyük bir millete mensubiyet duygusunu yitirenler kervanına muhafazakâr kesimden de yoğun bir katılım var. Bunların bazıları ise sırf siyasi şartlanmaları ve ikbal hesapları yüzünden bilinçli bir şekilde o özgüven kaynağı büyüklük duygusunu yüreklerine hapsediyorlar. Fakat o duygu göğüs kafeslerinde canlı kalmıyor, boğuluyor.
AB ile müzakerelerin hayli tartışmalı şartlar çerçevesinde başlamasını zafer olarak algılayabilen ve öyle algılanmasını isteyebilen şu veya bu ölçüde eğitimli bir muhafazakâr kendi kimlik bilincine ihanet ediyor.
O kimlik bilinci; çok derinlerden gelmese de, mesela Selçuklu birikimini hazmetmese degök kubbede hoş seda olarak yankılanan Osmanlı haşmetinden miras alınmış bir özgüven dinamiğidir.
Bu manzaradan acı duyabilmek için, bir kere birincilik kürsüsüne çıkmış yarışmacının ikincilikle gurur duyamayışını yaşamak veya hayal etmek şarttır.
Eğer bütün ruhunuzla daha önceki birinciliği özümsemiş değilseniz sıradan derecelerde de takla atabilirsiniz. Onun içindir ki, ülkenin bütün ' yükseltilen değer aydınları'nca alkışlanan bir diplomatik uzlaşma faslıyla övünebilen muhafazakârları şaşırtıcı bulmuyorum.
Özellikle de, kimlik derinliği açısından ' Osmanlı Altın Çağları' ile özdeşleşme sorunu yaşayan muhafazakârların kendi sıradan veya yalancı başarıları ile bayram etmelerini yadırgadığım yok. (O özdeşleşme sorunu, her hangi dereceden devşirilmişlikle de ilgili olabilir; millet ile ümmet kavramlarını eşit saymakla da...) Ve nihayet, sıradan gelişmelerle böbürlenmeyi önleyecek vakardan nasiplenmek için herhalde siyaset dünyasında bulunmamak; ayrıca ' himmetini âli tut' dedirtecek kadar ' engin gönül' sahibi olmak şarttır.
Doğrusu; Kurtuluş Savaşı'nı dahi bayramla kutlamayı, büyük bir millet için yakışıksız bulan biri olarak AB yolunda herhangi bir aşamayı zafer ilan etmenin gülünçlüğüne dayanmakta zorluk çekiyorum.
Elbette ' kurtuluş' güzel bir şeydir. Fakat ülkesini koruyamayacak kadar zavallılaşmış olmak, kurtuluşun güzelliğiyle gurur duymayı imkânsız kılacak kadar ağır bir acıdır.
Ne var ki, büyük millete mensubiyet duygusu adına bütün bu 'acımasız' bakışıma rağmen AB maceramızda girdiğimiz son aşamayı felaket de saymıyorum. Evet, bize ölüm satmaya kalkanları ikna ettik ve sıtma satmakla yetinmelerini sağladık. Böylece doğal veya yapay biçimde AB ile bağlantılı sayılabilecek Kıbrıs, Ermeni iddiaları ve bölücülük gibi konularda işimizi önceki aşamalara nazaran daha da zorlaştıran bir pazarlık dönemi geçirdik. Fakat buna rağmen Kıbrıs'ı kaybetmemek, Ermeniler aracılığıyla kurulan tuzağa düşmemek ve bölünmemek tamamen bizim elimizdedir.
O yüzden, 3 Ekim faslının başlangıcında dik durup sonunu getiremediğimiz ve kelime oyunlarıyla avutularak önceden verilmiş tavizlerin pekişmesini içimize sindirdiğimiz için esef etmem. Zira büyük millete mensubiyet duygusuyla en kötü gününde dahi ' Kurtuluş Savaşı' kazanmış bir toplum bu tavizleri sinek vızıltısı düzeyine indirebilir.
Esef ettiğim ' bende bir büyük millete mensubiyet duygusundan eser kalmamıştır' dercesine bu küçük günleri bayram ilan etmektir.
Muhafazakârlarımızın neyi muhafaza ettiklerini anlayamaz oldum.
Milliyetçilerimizin muazzam ' millet sevgisi' iddialarına rağmen kendi içlerindeki muhaliflere yönelik nefretlerini anlayamadığım gibi!

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
 Yiğidi öldür ama hakkını yeme   / 04-10-2005
 Öncelikli tehdit 'kaht-ı rical'   / 03-10-2005
 Mevlana'dan Erdoğan'a   / 30-09-2005
 Söylesem mi söylemesem mi?   / 29-09-2005
 Çöp özelleştirmesi ve özelleştirme çöpü   / 27-09-2005
 Arkadan vuran yandan haykıran   / 26-09-2005
 Çetebaşına çevirmen başkan   / 23-09-2005
 Çağdaş fetvacı   / 22-09-2005
 Çapsız meleğin mumu   / 20-09-2005
 Baykal'la hasbıhalden   / 19-09-2005
YILMAZ ÖZDİL
Türkiye'nin düğünü...
Birinin adı, Ayşe.
Öbürünün,...
ALİ KIRCA
Özal ölüm duygusunu yaşamasaydı..
Tarihin akışını tek...
ÖMER LÜTFİ METE
Muhafazakâr neyi muhafaza eder?
Osmanlı'nın çözülmeye...
UMUR TALU
Ne deve, ne kuş!
Devletin (yani kamunun) Erdemir'...
FATİH ALTAYLI
Hükümet bir alacak bir verecek
Başbakan Erdoğan,...
ERDAL ŞAFAK
Kırmızı çizgiler ve limanlar sorunu
3 Ekim eşiğini...
Deklarasyon 'diyeti'
Rum kesimiyle bu kez ek protokol sancısı. AP, çerçeve belgesine karşı...
"Sunduğunuz fırsatı değerlendirmeli"
İtalyan Sol'un başbakan adayı denilen Roma Belediye Başkanı: AB'ye...
Lig iptal olacak
Lig iptal olacak
Petrol Ofisi Spor Kulübü Başkanı Şahin Ulu, MHK seçimlerinin geçersiz...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar | Arşiv | Künye | Ana Sayfa
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Üretim ve Tasarım   Merkez Bilgi Grubu