kapat
   
SABAH Gazetesi
 
    Son Dakika
  » Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Sarı Sayfalar
    Ana Sayfa
    Dosyalar
    Arşiv
    Etkinlikler
    Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
    Cumartesi
    Aktüel Pazar
    Otomobil
    İşte İnsan
    Sinema
    Turizm Rehberi
    Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Umur Talu @ SABAH
Tel:
0537 660 71 21
Fax:
0212 280 05 51
 

Dere, tepe düz...

"Bi yere gidiyorum, geleceğim" diye... "Neden, ne için, nereye, ne kadar süre, ne zaman" gibi; "her şeyin açıklanmak zorunda olduğu" günümüzün, ömrümüzün olağan sorularını cevaplamadan gidivermişim.
İnsan bazen kaçmak istiyor; becerebilirse.
Hepten gitmenin kıyısında dolaşmışken, ayakta ve hayatta kalmanın dürttüğü öyle bir kaçış sevdasıydı.
Yazıyla konuşanın susma arzusu.
Gürültüden bunalıp kusma arzusu.
Gözlerini kapatıp dalma isteği.
Düşüncenle kalakalma isteği.
Bir sütun, bir foto, bir imza ve birikmişin posası gündelik, günübirlik fikir ve yazı ile varoluşun içinden sıyrılıp yok olarak var olma denemesi.
Herkese bir şekilde bir şeyler olur.
Farkında olur, farkında olmaz.
İmkan olur, imkan olmaz.
Gittik, geldik; yeniden merhaba.


Hayata dair bir sürü şeyi merak, sorma, anlama, yorumlama, açıklama ve elbette yanılma, yeniden deneme çabalarımın eksenini basit "iyi-kötü" karşıtlığına yaslandırmamayı...
Tarihin, toplumsal olayların, çatışmaların, uzlaşmaların, insan davranışlarının çok daha özenli, ayrıntılı ve çeşitli-çeşnili idrakleri hak ettiğini öğrenip öyle de düşünegeldim.
Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, labirentlerde dolaştık, yol bulduk, iz kaybettik, koştuk, düştük, kalktık, sendeledik, adam sen de'ledik, hayır dert edindik, dertlendik, dert verdik...
Kemik ete saplandı, bıçak kemiğe dayandı; onca bilgi, şunca soru, karınca kararınca bilmişlik, bol kepçe izah...
Sebep sonuç, hatice netice, etkileşim değişim, irade rastlantı, mücadele kader, alınyazısı hayır kendi kalemin derken, kabule teslim olduk:
Şu basitliğin hiç de basit olmadığını...
Her zaman, onca karmaşık ağlar içinde dahi, kimilerinin iyi oldukları için pek kötü olmadıklarını...
Kimilerinin hakikaten kötü olabildiği için asla iyi olamadığını...
En ulvi, en hakiki, en hakikatli tasavvurların iyilik vaadi ve ufkunun salt kötülükle kirlenebildiğini...
İyi olma inat ve direncinin, eğitim, kültür, imkan, inanç, milliyet, sınıf ötesi ciddi bir manası bulunabildiğini...
İnsan hangi yol ve tarikten, hangi amaç ve saikle gidiyor olursa olsun, yolculuğun özüne bu iyilik-kötülük, fazilet-fesat meselesinin, daha doğrusu an be an tercihinin de damga vurduğunu...
İdeolojilerin, ideallerin, sistemlerin, rejimlerin, düzenlerin, yapıların etkisi, mücadelesi, farkı başım üstüne de, her birinde, somut insanlar vasıtasıyla, bir yılan gibi iyilikkötülük meselesinin de kıvrılıp kıvranıp durduğunu...
Yılan gibiliğin boşuna denmediğini ve sözde iyilik yatağında koşturan nice nehir özde zehir taşıyorsa, insanın her daim tefekküre, yeniden değerlendirmeye, ait olduğunu sandığı bütünleri sorgulamaya, yabancı sandıklarının içindeki iyileri, iyilikleri kavramaya ihtiyaç duyduğunu...
"Bizden olan"daki, "benden, bana ait, ben olan" daki kötü ve kötülüğü ayırt etmeye, "öteki olan" daki iyiyi de bulmaya, buluşmaya yatkın durması gerektiğini için için kavradık.


Basit (ve karmaşık) olanı basitleştireyim:
İnsan;
Solcu ya da sağcı, Türk ya da Kürt, Müslüman ya da Hıristiyan, inançlı ya da inançsız, Filistinli ya da İsrailli, Amerikalı ya da Iraklı, milliyetçi ya da enternasyonalist olduğu, bunlardan biriyle mutlu, onurlu, gururlu durduğu için kafadan "iyi" olmuyor; iyilikle dolmuyor.
Kafadan "kötü" olmayabileceği, musibetle dolup taşmayacağı gibi.
Şartların, doğallıkların, tarihi kavşakların, tercihlerin, amaçların, tahakküm ve isyanların ötesinde...
Her yolun, her yönün, her uzamın, her anın içinde, mutlaka o ikilem dolanıp duruyor:
İyilik... Kötülük.
Dinlerin, bilimlerin, ideolojilerin, sistemlerin iki yüzü, onları kıran fay hattı, o uçurum, o yarılma bu zaten!
Vicdan, bunun için.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
 Bir yere gidiyorum, yine geleceğim...   / 09-08-2005
 Buraya kadar...   / 08-08-2005
 Prematüre   / 05-08-2005
 Bebek, doktor, yaşlı   / 04-08-2005
 Hadi bakalım!   / 03-08-2005
 Protez devletten   / 02-08-2005
 Londra'daki Türkler... İçimizdeki Londralılar   / 01-08-2005
 Erkeğin kalbine giden yol kasıktır!   / 31-07-2005
 Mayın kahpeliktir!   / 29-07-2005
 Halk meselesi (2)   / 28-07-2005
ÖMER LÜTFİ METE
Yoksulluğun stratejik istismarı
Son MGK bildirisi...
UMUR TALU
Dere, tepe düz...
"Bi yere gidiyorum,...
FATİH ALTAYLI
ATO anketleri inandırıcı mı?
Ankara Ticaret Odası...
MEHMET ALTAN
Küreselleşmenin yeni ideolojisi: Pan-hümanizm
Osmanlı...
ERDAL ŞAFAK
Osmanlı modeli Atatürk devrimi
Bize pek yansımıyor ama...
'İç savaşı' imzaladılar
Kürt ve Şiiler'den Sünniler'e rest... 'İstediklerimiz olmazsa iç...
Türkiye karşıtı Merkel bir türlü vazgeçmiyor
Çok değil sadece bundan bir hafta önce "Türkiye'yi seçim...
Karakolda bitti
Karakolda bitti
21 şut çeken, 56 orta yapan Beşiktaş, Diyarbakır karşısında...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar | Arşiv | Künye | Ana Sayfa
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Üretim ve Tasarım   Merkez Bilgi Grubu