kapat
   
SABAH Gazetesi
 
  » Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Sarı Sayfalar
    Ana Sayfa
    Dosyalar
    Arşiv
    Euro 2004
    Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
    Cumartesi
    Aktüel Pazar
    Otomobil
    Sinema
    Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Savas Ay @ SABAH
Tel:
0212 354 40 22
Fax:
0212 274 83 81
 

Dikkat siyah kadın ticareti!..

Vay vay vay!.. Sonun da bu da oldu. Bizim memlekette de zaten tek tük tiyolarını aldığımız "siyah kadın ticareti" olayı da örgütlendi, yükselen değer oldu. Sosyetenin bir bölümü, türedi zenginlerin bazıları, aklını fikrini güya fantezi yapmak adına sersem sepelek ve rezilce ilişkilerle bozan bir grup densiz şimdilerde muhabbet tezgâhtarlarına; "Derisi siyah olsun. Ne istersen veririz" diyerek palazlandırıyorlarmış onları. Nişanca'nın, Kadırga'nın ara sokaklarında, Tarlabaşı çıkmazlarında kaçak gelip kaçak kalan, birgün olsa da Amerika'ya, Batı Avrupa'ya kapağı atsak diyen Afrikalı ailelerin genç kızlarını, genç hanımlarını fuhuş batağının içine düşürüp pazarlıyorlarmış. Ahlak polisi bir arkadaşım anlattı: "Abi zamanında köle tacirlerinin yaptıklarından daha beter davranıyorlarmış bu kadınlara. Öyle teklifler, öyle zorlamalar yapıyorlarmış ki; sen zaten yazamazsın; zaten utanır ben de sana anlatamam. Ama siyah kadın fuhuşunda büyük bir artış var."

Bir zamanlar Afrika
Bu polis arkadaş bunları anlatınca yıllar öncesine gittim. Paris Dakar Rallisi'ni izliyordum. Ve birgün şöyle bir olaya tanık olmuştum.
Bütün kötü fıkracılar gibi, anlatacaklarına önce kendisi güldü. Ardından bana Harran Ovası kadar kocaman gelen dudaklarından aksanlı İngilizcesini dökerek patlattı espiriyi.
"Kih.. kih... kih... Havva anamız mutlaka bizdendi, bizim gibi zenciydi mutlaka. Yoksa hiçbir kadın bir elma karşılığında kendini bir erkeğe vermezdi..."
Milleti kırıp geçireceğinden emindi sanırım. Kimse gülmeyince fena bozuldu. Rehberliğini yaptığı gazeteci grubunda bizimle birlikte gezen İsveçli bayan meslektaşımız, hap kadar fiziğinden beklenmeyen gürlükteki sesiyle:
"Anlaşılıyor ki kadınlarınız bedenlerini kiralarken siz beyninizi beyazlara şey ettirmişsiniz. Kim bilir ne çok elma bahçeniz vardır..."
Birkaç dakikadır ambargolu duran kahkahalar işte o an patladı. Ve gördüm ki kızaran zenci yüzü Haliç'in suyuyla aynı renge dönüştü.
Zenci rehberin zevzekliği bir yana, Afrika'da kadınların, başta Avrupalılar olmak üzere beyaz erkeklerle olan "faaliyetleri" şakalara konu olsa da "ciddi" bir gelir kaynağıydı...
Eskiden Uzakdoğu'ya Tayland, Singapur, Hong Kong'a uçaklar dolusu "kart zampara" taşıyan firmalar son zamanlarda aynı uçakları Kenya'ya, Tanzanya, Burundi, Ruanda ve Zahire'ye indiriyorlardı. Çünkü artık çekik gözlü, egzotik, çıtı pıtı dilberlere olan talep azalmıştı. Yerini boylu poslu, seksi, kadife tenli, köfte dudaklı ve sevişmede pek mahir zenci güzellere olan ilgi almıştı. Bu uluslararası kadın pazarlamacılarının sloganı zaten çoktan hazırdı. "Black is beauty" yani siyah güzeldir anlamındaydı.

Ateşli ve şehvetli
Yöresel adetleri, yoksulluğunun getirdiği umarsızlığı, hatta bazıları din kökenli kimi davranış biçimlerini öyle ustaca çarpıtıp pazarlıyorlardı ki şaşırırdınız.
Sözgelimi bu bölgelerde Müslüman halk arasında oldukça yaygın olan kız çocukların da sünnet edilmesini bakın nasıl yorumlamıştı "Pezo Continanteller."
"Bu kadınlar o kadar ateşli, o denli şehvetlidirlerdi ki daha 8-9 yaşında aşk yapabilmek için yanar tutuşurlardı. Bu nedenle büyükleri onları sünnet ettirirdi. Klitorisleri kesilirdi ki azıp kudurmasınlar. Ama ne çare, üç beş sene sonra deli taylar gibi ortalığa dökülürdü hepsi. Kendileri gibi kara renkli insanlardan bıktıkları için siz çok sayın beyaz dostlarımızı görünce kucaklarına atılmak için birbirlerini çiğnerlerdi adeta."

Bir tabak patates için
Çok sayın beyaz dostları görünce kadınların birbirini çiğnedikleri gözle görülür bir gerçekti Afrika'da. Ama bunun nedeninin kadınların azgınlığı değil, üç kuruş para kazanıp kendine ve ailesine katkıda bulunmaya çırpınmak olduğu gerçeğini de üç beş gün içinde kavrayabilirdiniz.
Doğum kontrolünün hak getire olduğu bu bölgelerde evli kadınlar bahçede, eşikte, beşikte, göbeğinin içinde ve sırtındaki ortalama 6-7 çocukla cebelleşip onları aç bırakmamak, kocasına hizmette kusur etmemek, bütün bunlar yetmiyormuş gibi eşinin anası babası, bacısı ve danasına da hoş görünebilmek için uğraşıp duruyorlardı.
Bütün bunları becermek için 24 saat yetmeyeceği ve "alternatif kaynak yaratmak(!)" gerektiği için yıllar öncesinin "kötü beyaz adamı" kerhen "sayın beyaz dostlar" olmuştu.
Bu çocuklara okullar açılana, bu çocuklar büyüyüp doğru dürüst işler tutana, Kara Afrika insanı her bakımdan kadrolaşıp, rafine haline gelene dek sürecek bu "al gülüm ver gülüm" muhabbetiydi.
Şimdilerde de gün öyle gün ki: Bazen bir tabak patates kızartması karşılığında, bir değil iki hatta üç kadınla aynı anda yatağa girmeniz olası. Ama bir minik sorunu, AIDS denen belayı unutmamak kaydıyla. Hem de dünya çapında bir istatistik rakam istendiğinde bu bölgelerde %40-52 gibi dev oranlardaki bela bu bela...
Tanzanya, Burundi, Ruanda, Zaire gezimizde biz, kentli zenci kadının bu yaşam biçimlerini yeterince gözlemlediğimizden onların kırsal bölgelerde, cangıl köylerinde, bataklık kenarlarında yaşayan hemcinslerine çevirmiştik objektifimizi. Görmüştük ki; "tek dişi kalmış canavar" buralara uğramakla pek iyi etmişti. Çünkü ortada para, su, ışık, otomobil, okul, hastane gibi elmalar, patates kızartmaları, prezervatif, zührevi hastalık da yoktu.
Burada kötü diyeceğimiz şeylerden biri de bizim "Anadolu çocuklarının da" muzdarip olduğu tembellik hastalığıydı. Kadınlar tarlada, bağda, bahçede, ormanda harap ve bitap düşerken siyahi delikanlılar bol bol tembellik eı.
Bununla kalsa iyiydi, kadının bin türlü işi kotarırken kafasında hotoz, kütük eğrisi, su kabı taşımak, sırtına da sevimli bir kambur gibi bebesini oturtmak zorunluluğu vardı.

Yine de mutluydular
Ne garipti ki, bunca yoksulluk varken çevrede görülmeyen tek şey mutsuzluktu. Daha doğrusu yüzyılların acısını gönül imbiklerinden süzerek, artık mutlulukları yüzüne oturtmayıp yüreğinde eritmeyi başaran bilgeliğe ulaşmış köylü zencilerdi.
O kadar gün dolaşmıştım, kavga eden, yüksek sesle tartışan, ağlayan, kurnazlık, sinsilik, dolapçılık eden, kimseye rastlamamıştım inanın. "Ama" diyordu Afrika'da mürekkep yalamış doslarımız. "Ama bir kez -Gayrı yeter- dediler mi, ellerinde panga, ok, mızrak, tüfek, sapan, taş, balta ne varsa kırarlardı birbirlerini. Üç yıl önce Burundi'de bir gece içinde tam 25 bin Tutsi'yi kesmişti Hutu'lar."
Kıtaların bu en az keşfedilmiş insanların en çok kıyıma uğramış, geri bıraktırılışlarıydı... Ama yine de en dost, en sıcak duyguları renginize, ülkenize bakmaksızın sizlere sunmaya hazır Afrikalılar ve Afrika için uzun söze ne gerek vardı.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
 NATO sendromunun kurbanı oldum   / 07-07-2004
 Adanalılar, orkestranıza sahip çıkın!..   / 07-07-2004
 Hülya'nın Zaman filminde tatsız zamanlar!..   / 06-07-2004
 Aziz Nesin'siz dokuz yıl...   / 05-07-2004
 İki rektör, iki üniversite ve anılar!   / 04-07-2004
 Özkök Paşa şakalaştı; "Bir zamanlar teğmendim!.."   / 03-07-2004
 O benim de annem sayılır!..   / 02-07-2004
 Dikkat siyah kadın ticareti!..   / 01-07-2004
 Muhlis Akarsu kiminle sevişirdi?..   / 30-06-2004
 Aklını başına topla Nurgül kız!..   / 29-06-2004
ERGUN BABAHAN
Yine Türk Ceza Yasası
Yıllarca her türlü değişime ayak...
ERDAL ŞAFAK
Kıbrıslılar'a pes
Galiba Kıbrıs'ta bir terslik var.
AHMET HAKAN COŞKUN
Yasayı destekliyorum
Hükümet, sinema yasasını Meclis'e...
MEHMET BARLAS
Ahirette iman ve Bodrum'da mekân mı?
Her yaz olduğu gibi...
ALİ KIRCA
Yanlış sorulara yanlış cevaplar
Önce 11 Eylül, ardından...
ÖMER LÜTFİ METE
Sezer'in rektör fetihleri
Rektör atamaları ile...
REFİK DURBAŞ
Modernlik, düşüncede saklıdır
SABAH Posta Kutusu'nda...
SAVAŞ AY
Merkez Haber Ajansı üzerine...
Hepsi geleceğin sıkı...
HINCAL ULUÇ
Türkiye hâlâ birinci torbada..
Gündemdeki konu,...
Yeni bir heyecan: 2-0
Yeni bir heyecan: 2-0
Siyah-beyazlı ekip, teknik direktörü Del Bosque yönetimindeki ilk...
Sergen'i Bile Gönderirim
Sergen'i Bile Gönderirim
"Şartlarımıza uymayanı göndeririz. Bu Sergen bile olsa, değişmez"...
Porno seyretmeyen milletvekili var mı?
Porno seyretmeyen milletvekili var mı?
TCK Tasarısı'nın mühtehcenlik maddesi görüşmeleri ilginç diyaloglara...
Baykal'a çifte dava açılıyor
Baykal'a çifte dava açılıyor
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın başı tazminat davalarıyla...
Olimpiyat nine şimdi Atina yollarına düştü
Olimpiyat nine şimdi Atina yollarına düştü
Mefaret Işık, 1936 Berlin oyunlarından beri tüm olimpiyatları izledi.
NATO'dan sonra nikâh zirvesi
NATO'dan sonra nikâh zirvesi
İstanbul Emniyeti, Başbakan'ın kızı Esra ile Berat Albayrak'ın nikâhı...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar | Arşiv
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.