kapat
02.09.2001
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Editör
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 

Dev adamların kampını bastık!


İki gün önce başlayan Avrupa Şampiyonası'na hazırlanan '12 Dev Adam'ın kampına girdik. Boş vakitlerinde neler yaptıklarını, birbirlerine ne isimler taktıklarını öğrendik. Süper milli takımımız bize Ankara'daki kampını ve 'sırlarını' açtı
Bu yıl ilk kez Türkiye'de yapılan ve cuma günü başlayan Avrupa Basketbol Şampiyonası öncesinde spor camiasında bir heyecan, bir heyecan... Peki bizim "12 Dev Adam" ne durumda? Nasıl ve nerede kamp yapıyor, ne yiyor, ne içiyorlar?

Karşılaşmalar öncesinde 'tansiyon tutma' amacıyla geçen hafta kamplarına gittiğimizde bizim "12 Dev Adam" "12 İshal Adam" durumundaydı. Şampiyonanın başlamasına çok az bir zaman kalmıştı. Artık yedikleri bir şeyden mi gerilimden mi bilinmez, fena halde 'motoru' bozmuş, neşeleri epey bir kaçmıştı. Bu nedenle fotoğraf çekimi sırasında "12 Nazlı Adam", sohbet sırasında da "12 Konuşmaz Adam"'a dönüştüler. Mirsad (2.06) sevimli aksanıyla, "Cok fena olduk.. ondan bööle" diye eliyle de ishal işareti yaparak suskunluklarına açıklama getirmeye çalışıp durdu.

Her neyse. İstanbul ve Ankara Sabah'ın en kısa elemanları olarak ben (1.61) ve foto muhabiri Fatma Can (1.60) kampa takımın sponsorları arasındaki Altınyıldız ĞFabrika sayesinde, basın yasağından hemen önce girmeyi başarmıştık. Sizler için sadece basketçi devlerle değil, menajerleri Doğan Hakyemez (1.90) ve Bilkent Oteli'nin ilgili bütün personeliyle de tek tek konuştuk. İşte kamp notları:

KAPILAR AÇIK YATIYORLAR
* Program son derece sıkı. Günde beş saat antrenman yapıyorlar. Sabah iki buçuk, akşam iki buçuk saat. Öğlen vaktinde ise bir saatlik toplantı yapıyorlar.

* Basketçiler, geri kalan zamanlarının büyük bir bölümünü odalarında geçiriyorlar. Odalarında da vakit geçirmeyi seviyorlar. Yani yarı yatar pozisyonda. Ne mi yapıyorlar? Ya kulaklık takıp CD dinliyorlar, ya da laptoplarında DVD, VCD seyrediyorlar.

* Kapıları açık yatıyorlar. İlk geldikleri hafta çok sıcakmış, kapıları açmışlar essin diye, sonra da kapatmamışlar bir daha. Zaten Ankara Bilkent Oteli'nin bir kanadını tamamen sporculara vermişler. Gece uykusunda yürüyen de yokmuş!

* Odalarda ikişer kişi kalıyor. Uzunlar uzunlarla, kısalar kısalarla kalıyormuş. Neden, bilmiyoruz. Bir tek Mirsad (2.06) ile Kaptan Orhun (1.88) istisnaymış. Bunun nedeni de Mirsad'ın çok deli dolu olması, Orhun'un da sakin olmasıymış. "Mirsad'ı sakinleştirmek gerekti, Orhun'dan başkası yapamazdı" diyor menajer Doğan Hakyemez.

* Mirsad otelin en eğlenceli kişisi. Otelin bütün personeliyle sohbet ediyor, herkesle şakalaşıyor. Aynı zamanda telefonla en çok konuşan, ekstrası en çok olan da o. Habire Bosna'daki ailesini, NBA'deki arkadaşlarını, Rusya'daki yeni takımı arayıp duruyormuş.

* İkinci en çok konuşan İbrahim Kutluay (1.97) ve Harun (1.90). Harun cep telefonuna yapışık yaşayanlardan. O da sürekli sevgilisiyle konuşuyormuş. Onu hep "canııım" derken görüyorlarmış. İbrahim'in lakabı "yıldız" (artiz demek istiyorlar herhalde), Harun'un ise "Pembe Panter". Nedenini bilmiyoruz.

* Esasında cep telefonlarını hepsi çok kullanıyormuş. Toplantı, yemek ve maça gidişlerde yasaklamışlar sonunda.

* En sakin, en sessiz ve en masrafsızı Haluk'muş (2.00). Hep kitap okurmuş. Lakabı "profesör".

* Resepsiyondan hiçbir ilginç istekleri olmuyor. "Yataklar küçük demiyorlar, biz de şaşırıyoruz" diyor Konuk İlişkileri Müdürü Nuray Zırhlıoğlu.

İBRAHİM, SEN GELME!
* İki ay boyunca sadece beş gün tatilleri olmuş. O beş günün iki günü de reklam filmi çekimiyle geçmiş. Ailelerinden bu kadar uzak kalıyor olmak basketçilerin biraz canına tak etmemiş değil. Çok sıkıldıkları bir iki gece dışarı çıkmışlar.

* Dışarı çıktıkları gecelerden birinde takım arkadaşları İbrahim Kutluay'ı (1.97) almamışlar. "Sen gelirsen bütün paparazziler de gelir, rahat edemeyiz, git başka yerde eğlen" demişler. İbrahim de gitmiş gerçekten.

* Tarkan'a bayılıyorlar. Otobüste, antrenmana giderken hep Tarkan dinliyorlar.

* Boş vakitlerinde tavla ve pişti oynuyorlar. İki metrenin altındakiler yani İbrahim (1.97), Orhun (1.88) ve Murat (1.91) tavlacı. En iyi oynayan da İbrahim. Menajer Doğan Hakyemez'le art arda 20 kere oynamışlar, İbrahim hepsinde yenmiş. Her maç küçük çaplı bir partiye dönüşüyormuş. Bütün takım toplanıyor gürültü patırtı içinde (12 dev adamın tezahüratını düşünebiliyor musunuz??) maçı seyrediyorlarmış. Ancak İbrahim, tavla oynarken poz vermeye direniyor: "Yok, öyle pozlar veremem!" Peki.

* Hidayet (2.06) ve Ömer (1.94) ise piştici. Bazen hep beraber king de oynuyorlarmış.

* "Sponsorlar olmasa ihtimal dahilinde bile değil işlerin yürümesi" diyor Doğan Hakyemez. Başta Garanti Bankası'na, Altınyıldız-Fabrika, N1, Pınar Su; hepsine teşekkür etmek gerek."

Personel ne diyor?

GÖRÜNCE NUTKU TUTULDU
Çağlar Atay (Resepsiyonist): "Onlarla ilgili en komik olay geçen gün barda yaşandı. Bir müşteri çift tartışıyorlardı. Tartışma giderek kavgaya dönüşüyordu. Adam kadına bağırmaya başlayınca müdahale etmek için ben bara koştum. Tam o sırada takımın en uzunlarından ikisi de arkamdan girmişler. Kız arkadaşına bağıran adam onları görünce bir an nutku tutuldu. Benzi attı. Hemen alttan almaya başladı. Tamam gidiyoruz dedi. Basketçiler durumu anlayınca taksiye bininceye kadar yanında guard gibi kıza eşlik ettiler. Adam neye uğradığını şaşırdı." Kapıdan girerken herkes aman kafalarını çarpacaklar diye bir an nefesini tutuyormuş. Ama şimdiye kadar çarpan olmamış.

AÇ BIRAKACAK DEĞİLİZ
Ekrem Alican Sedef (Aşçı): "İshalden biz sorumlu değiliz. Başka yerde yemek yemişler, o yüzden olmuş herhalde. Bizim otel hijyen kurallarına titizlikle uyar. Programa göre yemek pişiriyoruz. Sporcuların iştahları yerinde. Güzel yiyorlar. Tavuk ağırlıklı yemek veriliyor. Mutlaka salata, makarna ya da pilav veriliyor. Az yağlı. Yanında Uzakdoğu usulü pişirilmiş sebze veriyoruz. Kendi buharında, kendi suyunda pişmiş hafif şeyler. Elimizde olmadan onlara normal porsiyondan daha fazla koyuyoruz. Bizi temsil edecekler, aç bırakacak değiliz herhalde...."

BU NE DAĞINIKLIK?
Semra Yılmaz (Kat görevlisi): "Odaları çok dağıtıyorlar. Kapıdan girer girmez başlıyor tişört, çorap... İç çamaşırlarına kadar... İlk iki gün topladık sonra baktık olacak gibi değil. Çok kaliteli şeyler kullanıyorlar. Her şeyleri yabancı. Kendilerine çok iyi bakıyorlar. Cana yakın çocuklar."

HEPSİ MÜTEVAZI
Mithat Güvendi (Malzemeci): "Eşya tabii ki kayıp oluyor. Seyirciler istiyor, engel olamıyorlar. Biz sahip olmak zorunda kalıyoruz. Yok seyirciyi pataklamıyoruz, gidip rica ediyorum. Eşyalarını çok düzgün kullanıyorlar. Kimse kimsenin eşyasını giymiyor. Karışmasın diye bedenlerini, markalarını ezberliyorum. Dağınık gibi görünseler de aslında çok tertipliler. Çok mütevazılar. Bana yardımcı oluyorlar eşya taşımaya."

Mutlu TÖNBEKİCİ

www.superbahis.com
www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır