kapat
28.06.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi


Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
A. SAVAŞ AKAT(aakat@sabah.com.tr )

"Yüksek faiz" lobisi

Geçtiğimiz hafta döviz kurunda yaşanan hareketliliğe yakından bakmak gerekiyor. Eminim dikkatinizi çekmiştir. Doların neden tırmanmaya başladığı önce pek açıklanamadı. Muğlak tefsirlerle geçiştirildi.

Hafta sonuna doğru bazı yazarlar döviz kuru ile TL faizleri arasında bağlantı kurdular. Özetle, Merkez Bankasının gecelik repo faizinin düşük kaldığını, mutlaka arttırılması gerektiğini ifade ettiler.

Neden? Piyasada bol likidite vardı. Repo faizi düşük kalınca para dövize kayıyordu. Döviz talebindeki artış ise kurları yukarı itiyordu. Repo faizinin yükselmesi ile TL'nin reel getirisi artacak ve döviz talebi düşecekti.

Bu konuya daha önce değindik. Yeni programla birlikte iktisatçılar arasında iki farklı görüş oluştu. Bir kesim döviz kurunun denetlenmesini istiyor. Bunun aracı olarak faizlerin yüksek tutulmasını öneriyor.

Öbür kesimde ben de varım. Tam tersini savunuyoruz. Mantık şöyle gidiyor. Faiz düşüşü Hazinenin yükünü azaltır. Böylece iç borçta konsolidasyon korkuları azalır. Güven ortamı ile birlikte döviz talebi de geriler.

Tam iktisatçı fıkrası gibi ama gerçek. Dövize talep nasıl denetlenir sorusuna birbirine zıt iki ayrı öneri geliyor. Bir kesim "faizin yükseltilmesi ile" diyor. Öbürleri "faizin düşürülmesi ile" diyor. Gel de çık bu işin içinden...

Bankalar sıkıntıda
Kasım ve Şubat krizleri özel bankalara büyük darbe vurdu. Faiz riski alıp gecelik fonlama ile Hazine bonosu depolayanlar Kasım'da yandı. Döviz riski alıp TL'ye yatıranlar ise Şubat'ta çok zarar etti.

Bu zararlar nasıl telafi edilebilir? "Takas" bir yöntem olabilirdi. Nitekim kullanıldı. Ama bankaların arzuladığı gibi düşük bir kurdan yapılmadı. Dolayısı ile banka bilançolarına etkisi sınırlı kaldı.

İkinci yöntem para politikasının kriz öncesi döneme geri dönmesidir. 1995'den 2000'e kadar süren uygulamanın belirgin özelliğini hatırlayın. Döviz kurunun denetleniyor buna karşılık TL reel faizleri çok yüksek seyrediyordu.

Bu yapılabilse, bankalar tekrar dövizle borçlanıp Hazine'ye yüksek faizle borç vermek olanağına kavuşacaklar. Arada büyük fark olduğundan karları artacak. Bilançoları düzelecek.

Halbuki yeni program tam tersi bir mekanizma üstüne inşa edilmiş. Kuru belirsiz tutuyor. Dolayısı ile dövizle borçlanmayı riskli hale getiriyor. Üstelik reel TL faizlerinin de düşmesini planlıyor. Bu durumda bankaların eskisi gibi kar etmeleri mümkün değil.

Takas sonrasında kur üstünde oluşan baskıda bu sade gerçeğin büyük payı var. Kurdaki oyunun amacı Merkez Bankasını korkutmak, faizi yükseltmek zorunda bırakmak, tekrar yüksek arbitraj karlarına kavuşmaktır.

Gecelik faiz
Gelelim gecelik repo faizine. Merkez Bankasının doğrudan denetlediği tek faiz odur. Daha uzun vadeli faizler ise piyasa tarafından belirlenir. Nisan'dan bu yana Merkez Bankası gecelik faizi yüzde 63'de tutuyor.

Küçük bir hesap yaptım. Haziran ayında reponun stopaj sonrası getirisi yüzde 4.4 olmuş. TÜFE enflasyonu herhalde yüzde 3 civarında çıkar. Bir gecelik TL riski karşısında ayda ödenen net reel faiz yüzde 1.4 ediyor. Yıllığı yüzde 14.2'ye geliyor.

Bu çok yüksektir. Gecelik vadeye bu kadar yüksek faiz ödenirse insanlar neden vade riski alsınlar? Hazine ihalelerine düşük talep gelmesinin ardında gecelik faizin aşırı yüksek kalması yatmaktadır.

Genel kural, gecelik faizin enflasyon yada çok az altında olmasıdır. Sadece bir gecelik vade riski isteyenler küçük de olsa negatif faiz elde ederler. Türkiye hızla o noktaya gelmelidir. Merkez Bankasının repo faizinde indirime gitmesi gündemin öncelikli maddeleri arasındadır.

www.sigortam.net


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır