Kadın, erkek, mıntıka!
Neyse ki çoğunluğun sıhhati, afiyeti, huzuru, aklı, başı yerinde. Ama hemen hemen bir günlük zaman diliminde, memleketimin bazı kadınlarının başına ne geldi; bazı erkekleri ne yaptı?
İzmir'de Ramazan'ın gelişinden mutlu, yiğit mi yiğit erkek vatandaş, potansiyel katil arkadaşlarıyla birlikte havaya ateş açtı. 33 yaşındaki iki çocuk annesi Gülbeyaz Başsaatçi balkonunda vuruldu ve öldü. Silahlı ama beyinsiz yiğit ortada yok! Gülsüm 14 yaşındayken bir erkek tarafından kaçırılmıştı. Ailesi Gülsüm' ü koruyamamış, teslim etmiş, herhalde namusunu kurtarmıştı. Gülsüm, liseli kızım kadardı geçen yıl; bu yıl da öyleydi tabii. Ama 15 yaşında bir anneydi. Geçen hafta Malatya'da intihar etti. Bebeği ortada kaldı; devlet önceki gün onu kucağına aldı. Gelin olduğu ailedeki şiddetten bunalan "çocuk anne" bir erkeğin, babasının silahıyla kendini öldürmüştü. Genç kız intiharlarıyla bilinen Batman'da, 22 yaşındaki Saliha Demir de tavana astı kendini. Yaşlı bir erkek ile evlenmeye zorlandığı ileri sürülüyordu. Bazı genç kızlar isyan etti; yürüyüş yaptı. Kimi türbanlıydı, kiminin başı ise açıktı. Ortada kalmış bir kadın cenazesi de cemaatsiz defnedildi. Kocası bir başka erkekle yakaladığı iddiasıyla 31 yaşındaki Bahar' ı öldürmüştü. Bahar' ın ailesi cenazeyi dahi teslim almadı. Ankara'da bazı "duyarlı erkekler" ise, sahura doğru bira kutusuyla dolaşan genç kız ile erkek arkadaşını dövmeyi kutsal görev bilmişti.
Bazı erkekler, mayın ve bomba tarlası bölgenin Eruh yolu mevkiinde de patlayıcı unutmuştu yahut tuzak kurmuştu. İki kardeş o patlayıcıyla oynamaya kalktı; 10 yaşındaki Kerim öldü. Daha çok yaşayabilirdi; her şeye rağmen gülebilirdi. Bu da olabilirdi ya da ölebilirdi. O, öldü. Büyük büyük laflarla ateşkes filan derken bir takım erkekler, "terör erkekleri" Mardin'de genç bir teğmenin de canını aldılar. Bir anne, baba ya da eş veya nişanlı, sevgili, arkadaş daha bir parçasının koptuğunu, bayrağa sarılı tabutla kendi canının da paramparça gittiğini gördü.
Şu da oldu memleketimde: Bazı erkekler yanlarına eşlerini de alıp kentte çöpleri temizlemek gerekçesiyle büyükçe bir grup halinde yola düştüler, pankart açtılar, bir nevi "gösteri yürüyüşü" yaptılar. Hakkari'de, Dağ ve Komando Tugayı bir ilke imza attı. İlk olan, orman yangınından su baskınına kadar koşturan askerlerin göreve çağrılması yahut yürüyüş ne kelime, memlekette bazen darbe bile yapılması değil; komutanın, generalin tercihi ve emriyle, subay, astsubay ve askerlerin, sivilleri çekip "Kışladan Belediye'ye kadar yürümesi" idi. Ellerinde "Belediye, bölücülük yapma, işini yap!" ve "Bizler burada, belediye nerede?" gibi pankartlarla. "Bölücülük yapan" zaten yargı konusu oluyor. O belediyeci öyle bir iddianamenin sanığı. Yargılansın. Ama bu ne! Yargıyı, hukuku, seçimleri, yetki ve sorumlulukları filan bir kenara atıp sivil giyinse de asker kimliğiyle gösteri yapmak meşru mu? Meşhur "askere siyaset yasağı" (saçmadır ama!) sadece farklı fikirleri olan erat, astsubay veya subaylar için mi! Misal, hakları için, haysiyetleri için, aşağılanmamak için, oda hapsini protesto için yürümeye kalksa bazı subay, astsubay, uzman çavuşlar filan, o da demokratik, sivil eylem ile "duyarlı vatandaşlık" sayılacak mı? Hakikaten; hükümet, Genelkurmay, yargı bunu nasıl kabullenecek? "Demokratik hukuk devleti" iddiasındaki bir devlet, rejim ile onun temel üç kuvveti, Meclis, yürütme ve yargı bunu nasıl sineye çekecek? Bu "mıntıka temizliği" sindirilirse, Anayasa'daki bir sürü maddeyi de temizleyin gitsin! Bir gününe bunlar ve çok daha fazlası sığıverdi memleketimin. Hepsini hazmediyor, canımın içi benim.
|