Nazik konu, nazik üslup!
Üstadım, canım, şekerim, tatlım... Artık nasıl hitap etmemi isterseniz, bir tanem. Siz bu ülkeye "işkence"nin gökten düştüğünü, havadan indiğini, uçakla geldiğini, CIA tarafından şöyle bir getirildiğini, sadece bir süre kaldığını ve sonra uçup gittiğini zannediyorsunuz, değil mi? Öyle üzülmüş, öyle alınmış, öyle tedirgin olmuşsunuz ki, vah vah! Uçak inince "işkence" geldi... Uçak kalkınca "işkence" gitti. Di mi!
Sizin kıllanmanız, işkillenmeniz, utanmanız, öfkelenmeniz, işkenceye karşı aslan gibi durmanız, "Batı'nın çifte standardı"nı keşfetmeniz için, uçağın inip kalkması gerekliydi. "İşkence" adeta "sahaya atılan yabancı madde" gibiydi ve hava sahamız vasıtasıyla pike yaparak, pistin üstünde kayarak ve apronda frene basarak üç saat yahut 23 saat durması inanılır ve tahammül edilir değildi. Birilerinin bizi kandırması, işkence denen insanlık dışı uygulamayı topraklarımıza değdirmesi ve havamızı kirletmesi dayanılır gibi değildi. Di mi!
Tabii ki "Batı'nın çifte standardı" var. "Doğu"nun da vardır; kaba ve hoyrat tek standartların yanı sıra. Siz, iki gözüm, hem Batılı hem Doğulu olarak çifte kavrulmuş çifte standardı temsil ediyor olabilir misiniz? Tabii ki, ambargolarda bir ülkenin çocukları ölüme mahkum edilir, hukuk bile inşa edilmeden ve yalanlar monte edilerek çoluk çocuk bombalanıp dururken "demokrasi ve özgürlük" diye yalakalık yapan, lakin CIA uçağı indi diye vaveyla eden, misal Hollanda, çifte standartlıdır. Haklısınız; tüm Batı demokrasilerinin, bunlar aynı zamanda piyasa diktatörlükleri, aynı zamanda eski sömürgeciler, aynı zamanda emperyalizm aktörleri, aynı zamanda ırkçılık yuvaları, aynı zamanda para iktidarları olduğu için çifte standartları vardır. Oralarda da, ilkeli ve insan olmaya çabalayanlar dışında, aynen çoğunuza benzer şekilde, hayatın, insanların, doğanın, başka kültürlerin oyulmasına kayıtsız kalan, bazen sözde hak, hukuk, demokrasi, özgürlük, bazen din, millet, milliyet adına isyan ederken, bazen piyasa zulmünden bombardıman katliamına kadar gıkını çıkarmayan "iki yüzlüler" vardır. Ama siz de varsınız! De varsınız ve da varsınız!
Bu ülkede işkencenin hası kendi toprağında bitti. Gökten inmedi; yerden fışkırdı. Her yerden fışkırdı. Bazen bir yılan gibi, bazen solucan, akrep gibi, bazen ahtapot, tokat, çekiç, şahmerdan gibi; devlet eliyle, toplum duyarsızlığı ve sessizliğiyle, linç hezeyanlarıyla, görüp de söylemeyen, bilip de yazmayanın işbirliğiyle. Bu ülkeye işkencenin CIA'sı, öyle 2005'te, şöyle bir havadan gelip gitmedi. 12 Mart'la, 12 Eylül'le, her darbe arasında ve her darbe sonrasında... Di mi baba... Pek takdir ettiğiniz kimi komutanlar, pek sevdiğiniz kimi polis şefleri, pek itibar gösterdiğiniz kimi politikacı, rahmetlisi ve yaşayanı ile kimi "büyüklerimiz" sayesinde, ABD'nin "bizim çocuklar"ı marifetiyle, bedenlere ölüm ölüm, cop cop, elektrik elektrik, askı askı, tecavüz taciz girdi. Genlerinde işkence ittifakı bulunan bir devlet, siyaset, matbuat ve cemaat türü, dayağı savunmaktan cezaevi baskınında tutuklu ve mahkum öldürmeye, öğretmen mitinginde yoksul hocayı yoksul polise coplatmaya, yoksul kalabalıklara yoksul ellerdeki silahlardan kurşun sıktırmaya, canı burnunda kitlelere "bindirilmiş kıtalar" demeye kadar "kanlı pazarcı" geçmişinden kurtulamıyor ki! Hangi standart, ağam!
|