| |
Kronik bir vakaya bakış
Bana, "Şemdinli'de neler oldu" diye sorarsanız, cevap vermeye kalkışmam. Ben sizlere ancak, Şemdinli'deki gelişmelerin "akut" bir rahatsızlığı değil, "kronikleşmiş" bir yapıyı yansıttığını söyleyebilirim. Çünkü Türkiye'de çok ağır bir vaka 20 yıldır sürmektedir, önümüze gelmiş ve gelecek hadiselerin "akut vaka" olma ihtimali ne yazık ki kalmamıştır.
Rahatsızlandığınız zaman doktor sizden önce kan tahlili ister. "Kan tablosu" vücuttaki istenmeyen gelişmeleri apaçık gösteren verilerin temelini oluşturur. Doktor bu kan tablosu sayesinde, vücuttaki "iç çatışmayı" çözmeye çalışır. Zararlı hücrelerle, yararlı ve gerekli hücreler arasındaki dengeyi görmeye çalışır, gelişmelerin ne yöne gittiğini anlamaya gayret eder. İşte bu noktada, "hücre bilimi" devreye girer. Vücudun çalışma sisteminde, yüzlerce değişik rol oynayan "sağlıklı" ve "sağlıksız" hücreler, değişik, anlaşılmaz, çözülmesi zor rol ve fonksiyonlar üstlenebilirler. "Çizgiden çıkmış" sağlıksız hücreler, vücudun çalışma düzenine ve otoritesine karşı koyma, bir başına gelişip, büyüme ve öteki sağlıklı hücreleri de "bozma" eğilimindedirler. Tıpta buna "kanser" denmektedir. Burada en önemli sorun, hücrelerin kimlik değiştirme kabiliyeti, kendilerini farklı kimliklerle gösterebilme, yani dönüşme yetenekleridir.
Toplumsal vücutta da, "kanserleşme" sistematiği bu şekilde cereyan eder. Sadece PKK terörüne bağlı olarak değil ama ayrıca yaygın rüşvet, kişisel kanunsuzluk, imtiyaz ve kayırmacılık, bölgecilik, hemşehrilik ve etnik dayanışma ağları bakımından Türkiye'nin ağır bir "enfektif" yapı içinde olduğu tartışılmaz. Vücut mikrop kapmıştır ve değişik mikroplar, dolaylı dolaysız dayanışma halindedir. Bu yapı, hücre hareketlerini sürekli olumsuz etkilemekte, sakıncalı hücreler, bölgeden bölgeye, dokudan dokuya, böbrekten karaciğere, dalaktan akciğere atlama eğilimi göstermektedir. Vücuttaki bazı sosyoekonomik yapılar, aşiret sistemleri, aşiretler arası çatışmalar, çürümüş zihniyetler, kaçakçılıklar ile "dinterörrant" sarmalı, kötü hücreleri bir yana bırakın, iyi bilinen hücrelere de, "farklı davranma" ve "farklı görünme" imkanları sağlamaktadır. Terör mikrobunun, 20 yıldır tam olarak temizlenememiş olmasını başka türlü izah etmek imkânsızdır.
Sağlıklı hücrelerin bin bir fedakarlıkla, "dağ"larda yaptıkları biyopsi ve neşter operasyonları, yukarıda bahsettiğim yanıltıcı hücre hareketleri yüzünden etkisiz kalabilmektedir. Türkiye'nin vücudundaki PKK terörü, tam da bu enfektif vücut yapısını istemekte ve özlemekte iken, birtakım "iyi bilinen" hücrelerin de yollarını şaşırmış veya şaşırtılmış olmaları hücre bilimi açısından şaşırtıcı değildir.
Burada beklenen şey, genel teşhisin doğru konulması ve tedavi yöntemlerinin çok yönlü olarak sürdürülmesidir. Hasta bir vücut için antibiyotik kürü, neşter veya operasyon neyse, hasta bir ülke için de, hukuk ve adalet odur. Bir yandan kötü hücrelere karşı tam bir mücadele sürdürülürken, "sağlıklı zannedilen" hücrelerin tanımı, teşhisi ve tedavisi için de elde hukuk ve adaletin sarsılmaz gücünden başka bir güç bulunmamaktadır. Bu, Türkiye'nin iyileşmesi için hayatlarını kaybetmiş "iyi hücrelerin" de en büyük beklentisi olsa gerektir.
|