Var mı o yüz!
Biliyorum; iş çok ve veya iş yok ve dert çok, hem seyredecek dizi çok, dövecek diz çok. O yüzden, rahatsız etmeyeyim önemsiz şeylerle diye düşünmekle beraber, sadece şuraya bir not düşmek maksadıyla, müsaadenizle.
Hani, bir vakit, sizlerin yüzde 80'i filan karşı idi de, kalan yüzde 20'den etkin kimileri ile medyanın bir kısmı ve de ezeliebedi müttefikimiz ABD fena kızıyordu da, hükümetimiz de yiğitlik filan yaparken yelkenleri indirmişti ya... Canım, hatırlarsınız... Hani komşumuz ülkede, sizden iyi olmasın, estağfurullah yani düşman başına diktatör vardı da... Hani o ülkenin elinde kitle imha silahları vardı da... Hani El Kaide ile ilişkisi, 11 Eylül saldırılarında parmağı vardı da... Füzeleri vardı ve Türkiye'yi vurabilir, ne kelime, geçip ABD'ye bile ulaşabilirdi de... Demokrasi, özgürlük ve piyasanın elbet insaniyet namına fedaisi Büyük Amerika'nın muhafazakar demokrat, açık sözlü, dürüst, vicdan sahibi, laik, adil, sorumlu, hümanist, müşfik, karakterli, entelektüel, onurlu, mütevazı büyük başkanı ile pırlanta gibi ekibi savaşa ve istila ile işgale girişmişti. Evet, evet; işte o. Yüzde 80'iniz karşıydı ya, işte bu.
Şimdi, Beşiktaş'ta çarşı, kaçta kaçınız karşı, bilmiyorum. Ama kalan yüzde 20'yi, medyada yüzde 80 ağırlıkla temsil eden bir cereyan hakimdi. Bu cereyan, "ABD'nin ortaya koyduğu ve kanıtladığı gerçekler" karşısında "komplo teorileri" üretip "Saddamcılık, üçüncü dünyacılık" filan yapanları lanetliyordu. Washington'da, hakikatlere "kaynak yapılan" birtakım "haberler" birtakım "gazeteciler" tarafından Türkçe'ye aktarılıyor, gerçeklere karşı doğrultuluyor, "imal" haberler birer provokatör gibi buraya da akıtılıyordu. Bunlarla manşetler atıldı, haberler yapıldı, yazılar yazıldı, TV'lerde çok bilmiş yorumlar yumurtlandı, Türkiye tezkerelere zorlandı, hükümet, bakmayın o meşhur tezkere reddine, ülkeyi "savaşın ve işgalin koalisyon ortağı" yaptı. Genelkurmay, tezkere reddedildi diye bozuldu. Şu ara nerdesiniz, n'abersiniz bilmiyorum ama, işte yüzde 80'iniz ama şöyle ama böyle, ama bilgiyle ama duyguyla, karşıydınız. İyi insanlardınız.
O sıralarda, ABD'de, dünyada, burada kimilerimiz, "Bunlar yalan. Saddam'ın diktatör olduğu doğru da, Irak'a savaş ve işgal gerekçelerinin çoğu yalan" diyorduk. Propaganda makinesi ise, kremli eller, rujlu dudaklar, lacili abiler, danışmanlar, elçiler, tercümanlar, bilirkişiler, sivil toplum, askeri toplum, dini cemaat vesaire gibi aktörleriyle işliyor; yalan yalan dönüyordu. Şu anda, savaş ve işgalin, zaten hukuksuz sahnelenen "tahakküm gösterisi"nin tüm önemli gerekçelerinin yalan ve düzmece olduğu ortaya çıktı. Kaynağını açıklamadı diye burada kahramanmış gibi sunulan ABD'li gazetecinin, Türkiye'yi de kimi meslektaşı marifetiyle zehirleyen nice yalanın yılanlarından olduğu; Beyaz Saray'ın kanıt, bilgi, haber imalatıyla uğraşan sahtekarlarla doldurulduğu; Nükleer silah yalanının İtalya'da montajlanıp ABD'ye ithal edildiği; Kitle imha silahlarının çoktan imha edildiğinin aslında bilindiği; El Kaide bağlantısının tamamen uydurma olduğu biline biline utanmadan kullanıldığı... Hepsinin, hepsinin yalan olduğu ortaya çıkıyor. Bunları üretenler ufak ufak arazi yahut soruşturmaya muhatap oluyor; Bush'un desteği eriyor filan. Siz, kendi ülkenizde, yalanları yaymaktan, yalanlarla koalisyon ortağı olmaktan, yalanlarla müttefik kalmaktan biraz utanan... Ne bileyim, bir gazeteci, bir hükümet üyesi, bir sivil veya asker bürokrat görüyor musunuz? Öyle bir "yüz" var mı!
|