 |  |
Büyük oyunun yeni hamleleri
Mesud Barzani'nin -kabul edelim- son derece başarılı Washington ve Londra gezisinin ardından Batı basınında "Iraklı Kürtler'in bağımsızlık hayalleri" üstüne röportajlar ve yorumlar bir hayli arttı. Buna paralel olarak, Kürt çevrelerin de söylemlerinde çıtayı yükselttikleri gözleniyor: Artık orta vadeli hedef, "üniter" Kürt devleti!.
Ortadoğu coğrafyasında casusluk romanlarının tartışmasız bir numaralı ismi John Le Carre'nin bile nefesini kesecek gelişmeler yaşanıyor. Onun ifadesiyle söylememiz gerekirse, "Büyük oyun"un satranç tahtasında hergün yeni hamleler yapılıyor. Örneğin, Refik Hariri suikasti soruşturmasında yalnızca Suriye'deki Baas derin devletinin hırpalanması mı amaçlanıyor? Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ı tutsak alan güçlerin geriletilmesiyle, Suriye-İran ittifakının dinamitlenmesi, Şam yönetiminin Irak'a terörist ya da direnişçi sızmasına son vermesi, Lübnan'ı rahat bırakması ve Baas rejiminin de biraz olsun demokratikleşmesi mi istenen? Hayır. Bütün bunlar Suriye'nin sokulacağı tek yönlü yola döşenen taşlardan başka bir şey değil. O yolun sonunda da Suriye-İsrail barışı var. Daha sonra da ta 2'nci Abdülhamit'ten bu yana planlanan bir projeyi hayata geçirmek: Kuzey Irak petrollerini Akdeniz'e ulaştırmak. Ama Kerkük-Yumurtalık üstünden değil ya da en azından ona paralel olarak Musul-Hayfa petrol boru hattıyla! Bu, özellikle ABD için Suudi Arabistan petrollerine bağımlılığı azaltmak demek. Basra Körfezi'ndeki dolum tesislerden yüklemelerin nakliye girdisini hafifletmek demek. Daha önemlisi, İsrail'li Ortadoğu'yu "normalleştirmek" demek. Ama "normalleştirme" için de 1916'da Osmanlı İmparatorluğu mirasının paylaşıldığı Skyes-Picot anlaşması ve o belge temelinde kurulan sınırların değişmesi, yine o belgede var olmayan devletlere yer açılması demek.
2 yılda nereden nereye Barzani'nin son açıklamaları bunun hayli ipucunu veriyor. Hatırlayın; Barzani 2 yıl öncesine kadar ne söylüyordu? "Bağımsızlık ilanı siyaseten gerçekçi değil" diyordu, "Dünyadaki tüm halklar gibi bizim de bağımsızlık hakkımız var. O hakkımız saklı, gücümüz olduğunda isteyeceğiz" diyordu, "Federal çözüme şimdilik razı olduk. Bağımsızlık hakkımızı sadece erteledik" diyordu. Yani, yalnızca Kuzey Irak'taki oluşumla sınırlı tutuyordu hayallerini ya da hedeflerini. Ya şimdi ne söylüyor? Buyurun, Londra'da ülkenin en önemli think-tank kuruluşu olan İngiliz Kraliyet Enstitüsü'ne bağlı Chatlam House'daki konuşmasından birkaç cümle: "Biz bir ulusuz. İrademiz dışında parçalandık. Ulussak, her ulusun sahip olduğu haklara sahip olmalıyız. Kürtler bağımsız Kürt devletinden söz etmekten korkmamalı ve utanmamalı. Şu an için bağımsız birleşik Kürdistan sözkonusu değil ama bunu konuşmak hakkımız." İki yıl öncesinin "Kuzey Irak'ta bağımsızlık ilanı hakkımız" noktasından bugün "Birleşik Kürdistan'ı konuşmak hakkımız" ufkuna. Federe devletten üniter devlete! Kuzey Irak'taki tüm devlet dairelerine de zaten bu hayalden korkulmaması, hatta alışılması için Basra Körfezi'nden Akdeniz'e kadar uzanan ve tabii Türkiye'nin güneydoğusunu da kapsayan haritalar asıldı. Ve yine o "hayal" çerçevesinde PKK ile Kuzey Irak'taki örgütler arasındaki ilişkiler karşıtlıktan işbirliğine, hatta kardeşliğe dönüşüyor hızla. Örgütün Kandil'deki yöneticileri Duran Kalkan ve Murat Karayılan artık "Ortak anlayış"la hareket ettiklerini duyuruyorlar. Barzani de Londra'da "Türk hükümeti bir gün PKK sorununu barışçı şekillerde çözmek isterse ve bizden yardım isterse elimizden geleni yaparız' diyor. Ortadoğu'da kartlar yeniden karıldı, şimdi dağıtılıyor. Bakalım "rest"çekecek kadar sağlam "el"e kim sahip olacak?
|