Baykuş gribi ne olacak?
Siyasi hayatta rakipleri eleştirmenin ötesinde, nefret uyandıracak derecede kızdırmak ve aşağılamak hastalıklı zevk! Kişi sadece kendi kendisini tatmin etmek için coşkuyla bu zevke kendini kaptırabilir, bazen de sırf yandaşlarını galeyana getirmek için! Kimi hallerde hasmın veya rakibin sinirlerini bozmak için.. Üstelik böyle bir tatmin, oruçlu ağızla da olabilir! Çok konuşmak, özellikle de hem çok, hem de saldırgan konuşmak bir şehvet türü... (Tanığım ve dayanağım İmam Gazali..) Fakat bu nasıl şehvettir ki, muhterem efendi oruçlu iken onu tatmin eder de kefaret ihtiyacı duymaz?! Kendisini Müslümanların en iyisi sanan kişiler bile Ramazan'da bu tür şehvetle fokurdayıp nara atabilirler. Muhtemelen sözde İslami gerekçe de hazırdır: - Bu zındıklarla ancak saldırgan bir lisan ile savaşılır! Oysa Kur'an-ı Kerim öyle demiyor, Mekke müşriklerine karşı dahi böyle bir üslup önermiyor. Tam aksine Peygamber'e sözün en güzeli ve yumuşağı ile tebliğ görevini yerine getirmesi tavsiye edilmiştir. Hatta ' onların dinlerine sövmeyin ki, onlar da haksız ve bilgisiz şekilde sizin dininize sövmesinler' denmiştir. Demek ki o başka bir İslam, zamaneninki başka! Yoksa Allah kelamı ile önerilen davranışın tam tersini nasıl huy edinebiliriz ki? Bu sapkın zevke kapılarak saldırgan üslupla konuşandan daha kötüsü de var. Halk arasında baykuş ötüşlerinin uyandırdığı evhamlara benzer kaygılar üreten, karanlık veya bulanık beklentiler çağrıştıran ' uğursuz' sözler söylemek de toplum olarak pek sevdiğimiz bir şöhret türüdür. - Ben konuşsam var ya, yer yerinden oynar.. - Vatan satılıyor, zinde güçler nerede? - Yeniliklere karşı çıkan gericiler! (Bu şehvet türünün ilerici muhafazakar (!) ağızla söylenişi ' yabancı sermayeye karşı çıkanlarla matbaaya karşı çıkanlar aynıdır ' şeklinde olabilir.) Uğursuz söz; somut hedef tayin etmeden meydanlarda kalabalığa savrulan karalama ve küfürlerdir. Uğursuz söz; arkadan yaralamak için silah olarak kullanılan sözdür! Bir ' kelam-ı kibar' (=büyükler sözü) örneğinde sözün silah oluşu vurgulanır: - Kılıç yaralarının iyileşmesi vardır ama lisanın açtığı yara iyileşmez. Sözü barış için değil de düşmanlık için kullanmak da bir magandalık.. Olur olmaz yerde tabancasını çeken ve havaya sıkıp duran acil tedaviye muhtaç bir tür ' teşhirci' durumundaki maganda ile sözünü meydanlarda silah gibi savuranlar arasında çok mu fark var?
 'AB'ye nasıl karşı koyacağız' sorusuna Prof. Manisalı'nın cevabı da uğursuz söz: - Asker sokağa çıkamaz; ama desteklerse, sağcısı, ulusalcısı, çiftçi örgütleri, baro, başkaldırırsa yer yerinden oynar. İçişleri eski bakanı Meral Akşener bu uğursuz söylemi değerlendirirken ' Böyle konuşmalar asıl gündemi gölgelemek amacıyla mı yapılıyor?' diye soruyor. Belki buna ' evet amaç bu' diye kesin bir karşılık veremezsiniz. Ancak amaç bu değilse bile sonuç budur! Aynı ' çarpık destek' tarzını 28 Şubat sürecinde de görmüştük: Türkiye'yi küresel çetenin mutlak güdümüne sokabilmek için laiklik manivelası kullanılarak üretilen tezgaha ' Siyasal İslamcı' cenahın muazzam katkıları olduğunu tartışma götürmez. O zaman yazdığım gazetede bu durumu zıtların ittifakı şeklinde değerlendirmiştim. Aynı ordunun tatbikatlarda kendi askerini ' dost-düşman' diye konumlandırmasını örnek vererek ' Kırmızı-Mavi Kuvvet' benzetmesini yapmıştım. ' Kırmızı Kuvvet' diyerek kendi askerinizden oluşturduğunuz ' idman birlikleri' görünürdeki düşman kisvenin arkasında sizin savaş yeteneğinizi geliştirici hakiki bir dost kuvvet değil midir? Maalesef 28 Şubat sürecinin bilinçli veya bilinçsiz ' Kırmızı Kuvvet' birlikleri ' Siyasal İslamcı' çevreden devşirilmekteydi. Şimdi de ulusçu değerlere karşı küresel çete güdümlü mücadelenin ' Kırmızı Kuvvet' birimleri bazı ' ulusalcı' kadrolardan oluşmaktadır. Gerçek niyetleri ' Kırmızı Kuvvet' rolü oynamak değilse bile! Buna artık ' müzmin baykuş gribi' diyebiliriz.
|