 |  |
  |
|
Ölümler insana yaşadığını hatırlatır...
Bazen ölüm gündeme öylesine oturur ki, insanlar yaşadıklarını hatırlamaya başlar. Yaşamak birden daha derin anlamlar kazanır. Yıllardır yüzünü ekranlarda görmeye alıştığımız, meslek hayatında saygılı ve çalışkan kimliğiyle bilinen haber spikeri Mehmet Tacettinoğlu'nun bir trafik kazasında hayatını kaybetmesi, hepimizi etkiledi. Kim bilir o kaza anından hemen önce, araçtaki eşi ve kızıyla geleceğe dair ne planlar yapmaktaydılar. Şimdi o gelecek, artık sadece bir geçmişten ve yığınla ortak hatıradan ibaret kaldı. Derken Kıbrıslı Rumlar'ın Helios Havayolları uçağının 115 yolcu ve altı kişilik mürettebatı ile düştüğü haberi geldi. Bu uçakta ölenler, düşmeden önce öleceklerini biliyorlardı. Son dakikalarında geleceğe ait planlar yapmak yerine, bir daha göremeyecekleri yakınlarına veda mesajları göndermeye çalışıyorlardı. Bir yolcu, cep telefonu ile şu mesajı göndermiş: - Sevgili kuzenim. Sana veda ediyorum. Vücutlarımız donmaya başladı. Uçağı dış hava koşullarından soyutlayan sistem bozulduğu için, sade yolcular değil, pilotlar da donmuştu o sırada. Düşen bir hava aracında bulunmanın ne olduğunu bilirim. 1980'li yıllarda bir gazeteci arkadaş grubuyla helikopterle bir dağın zirvesine düşmüştük. Helikopterin dümeni görevini gören kuyruktaki pervane bozulmuştu önce. Binlerce metre yukarıda, o demir yığını olduğu yerde dönmeye başlamıştı. Sonra ana pervane de bozuldu ve taş gibi dağın zirvesindeki krater gölüne doğru düşmeye başladık. Hepimiz kulaklıklar takmıştık. Pilotların birbirleriyle ve yerle konuşmalarını dinleyebiliyorduk. Baş pilot kelime-i şahadet getiriyor, yardımcısı "Anacığım seni bir daha göremeyeceğim" diye bağırıyordu. Sonra düştük. Helikopterin kuyruğu bedeninden koptu. Ama patlamadı helikopter. Birkaç saniye içinde fırlayıp kaçtık helikopterden. Şansımız vardı. Krater gölüne veya dağın yamacına değil, küçük bir platoya düşmüştük. Saatler sonra Yüksekova'dan gelen bir başka helikopter bizi aldı. Ertesi hafta New York'taydım. Bir helikopter kiralayıp, kentin üzerinde bir saat dolaşmıştım. Bu şekilde o kazanın anısını aştım ve helikopter korkumu yenebildim. Ölümle yüz yüze gelmek herhalde insanları etkiler. Acaba bir insanın öldürüldüğüne tanık olmak nasıl bir etki yaratır insanda? Celal Bayar "Ben de Yazdım" kitabında, Demirci Efe ile çadırda konuşurken, bir efenin gelip, ileri geri konuşmaya başladığını, bunun üzerine Demirci Efe'nin silahını çekip onu vurduğunu anlatır. Çadıra gelenler öldürülenin cesedini sürükleyip çıkarırlar ve sonra Bayar (Galip Hoca), Demirci Efe ile görüşmesini sürdürür. Böyle bir deneyi yaşayan bir insan ölümü kanıksar mı acaba? Dava arkadaşı Menderes idam edilirken, acaba 1920'lerde tanık olduğu o sahneyi hatırlamış mıdır? Gazeteciliğin bir kuramı var. Buna göre "Bir ölüm haberdir; bin ölüm ise istatistik"tir. Ama biliyoruz ki, her ölenin arkasında onu çok özleyecek yakınlar kalır. Ve bir gün onlar da hatıraları ile birlikte ölür. Aziz Nesin'in "Bağışla" şiirini hatırlıyor musunuz? "Ya zamanından çok erken gelirim / Dünyaya geldiğim gibi / Ya zamanından çok geç / Seni bu yaşta sevdiğim gibi / Mutluluğa hep geç kalırım / Hep erken giderim mutsuzluğa/ Ya her şey bitmiştir çoktan / Ya hiçbir şey başlamamış / Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın / Ölüme erken seviye geç / Yine gecikmişim bağışla sevgilim / Seviye on kala ölüme beş"
|