 |  |
Şok dalgaları
Nazar boncuğu misali bir avuç (2.300 kişi kadar) Rum vatandaşımızın bin yıllık denizden haç çıkarma geleneğinde bile AB'nin çapanoğlunu arayanlar, müzakere sürecinde açılacak "eski" dosyalar için kimbilir ne komplo teorileri üretecekler... Bu kaçınılmaz "şok dalgaları"na ilişkin bir fikir verebilmek için, komşularımızdaki gelişmeleri anlatalım. Biliyorsunuz, Bulgaristan ve Romanya, AB ile katılım müzakerelerini bitirdiler, 1 Ocak 2007 tarihinde resmen ve fiilen üye olacaklar. Ancak son aylarda Brüksel'den bu iki ülkeye uyarı üstüne uyarı gönderiliyor. Eksiklerini hızla tamamlamazlarsa, AB tarihinde eşi olmayan kararla üyeliklerinin bir yıl ertelenebileceği bildiriliyor. Komisyon'un genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, önümüzdeki sonbaharda bu iki ülkeyle ilgili raporunda gözünü kırpmadan böyle bir tavsiyede bulunabileceğini söylüyor. Bulgaristan'a yöneltilen eleştiriler hukuk devleti ve insan hakları alanlarında yoğunlaşıyor. Strasbourg'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi geçen yıl Bulgaristan'ı insan hakları ihlâlleriyle (karakollarda kötü muamele ve işkence) ilgili 4 davada mahketti. AB Komisyonu, bunu "ciddi" bir durum olarak görüyor. Ayrıca kamuda rüşvet ve yolsuzluğun yaygınlığı, organize suç örgütleriyle mücadelenin yetersizliği de diğer eksiler. Romanya'nın karnesindeki kırıklar daha fazla: Yapısal reformlarda gecikme. Özelleştirmenin yavaşlığı. Rekabet hukukunda AB standartlarının çok gerisinde olması. İfade özgürlüğündeki kısıtlamalar. Sınırlarını kontrol edememesi. Ayrıca tabii insan hakları ihlâli. Tabii gümrüklerden otoyollara kadar her yerde karşınıza çıkan rüşvet ve yolsuzluk. Tabii cirit atan mafyalar...
50 yıldır kanayan yara Ama Romanya'nın en az yukarıda saydıklarımız kadar ciddi bir sıkıntısı daha var: Mülkiyet hakkı sorunu. Açalım: Komünist rejim döneminde, 1950'lerde 210 bini aşkın mülk kamulaştırıldı, yani el konuldu. "Kopenhag Kriterleri" uyarınca bunların sahiplerine geri verilmesi, verilemeyecek durumdakiler için de tazminat ödenmesi gerekiyor. Şimdiye kadar sadece 15 bin ev iade edildi. Hak sahipleri mahkemeler önünde uzun kuyruklar oluşturdular. Ancak Romanya Yüksek Mahkemesi bu davaların geçersiz olduğuna karar verdi. Böylece iç hukuk kapıları kapanınca, herkes AİHM'e koşmaya başladı. 1999-2004 arasında 41 dava sonuçlandı. Hepsi de Romanya devletinin aleyhine. AB bu 50 yıllık yaranın mutlaka kapanması gerektiğini her fırsatta tekrarlıyor. Şimdi... Yoklayın belleğinizi. Türkiye'nin de benzer bir "vukuat"ı yok mu? Hatta "vukuatlar"ı? Örneğin İstanbul ve İzmir'de Rum, Ermeni ve Museviler'e yönelik 6-7 Eylül 1955 saldırıları . 3 kişinin öldüğü, 10 kişinin yaralandığı o olaylarda İstanbul'daki 74 kiliseden 70'i yerle bir edildi. Ayrıca havra, ayazma, manastır ve okullar ile 3.584'ü Rumlar'a ait 5.338 gayrimenkul yağmalanıp yıkıldı. Dönemin raporlarında maddi hasar 300 milyon dolar tahmin edildi. Birazı devlet bütçesinden, birazı da toplanan bağışlarla mağdurların eline birkaç kuruş sıkıştırılıp olay kapatıldı. Ama yara hep kanadı. Sonra bir de ünlü 1964 kararnamesi var. Yunan uyruklu Rumlar'ın oturma izinlerinin yenilenmemesi sonucu 15 bin kişinin varını yoğunu bırakarak İstanbul'u terk etmeleri. Dua edelim, daha da geriye gidilmesin. Örneğin 1940'ların başındaki Varlık Vergisi faciasına...
|