kapat
   
SABAH Gazetesi
 
  » Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Ana Sayfa
    Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
Günaydın
ATV
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Omer Lutfi Mete @ SABAH
 

Yargıcın yargıya ettiği

Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi, bir tazminat davası ile ilgili kararında İslam'da cami olmadığına hükmetmiş! "Dinin kaynağı Allah'tır. Cami yapmak bir anlamda dini şekle boğmaktır." Hay Allah, bu ne "Allah'çı" hüküm böyle? Mahkeme hızını alamamış, meşhur "Mescid- i Dırar" denen tarihi olayı bile ıslah (!) etmeye kalkmış: "Hazret-i Muhammed zamanında yapılan bir cami veya mescidin olduğunu kimse öne sürememektedir. O zaman yapılmaya kalkışılan bir mescidin bilfiil Hz. Muhammed tarafından yıkıldığı, İslam üzerinde söz sahibi olan, çıkarcı olmayan din adamlarınca kaynak kitaplara yazılmaktadır.." (Ajans metnindeki imlası ile..) Buraya, yıkılan minare ile arabası ezilmiş bir vatandaşın açtığı davada geliniyor. Mağdur vatandaş önce bin kapı çalmış ama sonuç alamamış. Üstelik minarenin yapılışında teknik hata var. Diyanet dahil bütün devlet kapılarından boş dönen vatandaş sonunda dava açar ve Hazine'yi tazminata mahkum ettirir. Şimdi vicdanımıza soralım: Bu kararı vermek için cami ve din hakkında ahkam kesmek şart mı? Mahkemenin hükmettiğinin aksine "İslam'da cami var" ise mağdurun zararının tazmin edilmesine karar verilmeyecek mi? Doğrusu, mahkemenin neden vatandaşın hakkını teslim etmekten öteye uzandığını, niçin İslam'da camilerin olmadığı yolunda örnek bir yargı kararı geliştirmeye heveslendiğini anlamak mümkün değil.

Evvel yok idi bu rivayet
Gerekçe fuzuli, çünkü mağdurun hakkını tazmin için buna ihtiyaç yok. Gerekçe aynı zamanda batıl, çünkü gerçeği kusursuz bir şekilde tersyüz ediyor. Hazret-i Peygamber'in cami yıktırmasına bakalım: Mahkemenin ürettiği gerekçeyi okuduğunuzda "Peygamber'in cami yapılmasına karşı olduğunu ve nitekim buna cüret edenlerin eserini yıktığı" kanaatine varırsınız. Bu sadece tarihi bir yanlışı (!) değil, doğrudan İslam'ı düzeltme (!) çabasıdır. Zira, Hazret-i Peygamber sadece bir tek camiyi, ikilik çıkarmak niyetiyle kurulan "Alternatif Kuba Mescidi" ni Kur'an'da da yer alan "ilahi emir" gereğince yıktırmıştır. Oysa tam da orada namaz kılmaya niyetlendiğinde ayetler gelir: "Ayrıca inadına zarar vermek, kafirlik etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ile peygamberine karşı savaş açan bir kişiye pusu gözcülük yeri yapmak için bir mescit (Mescid-i Dırar) kurdular. Bununla beraber 'iyi niyetten başka bir maksadımız yoktur' diye yemin edecekler. Fakat bunların kesinlikle yalancı olduklarına Allah şahittir. (Tevbe-107) Onun için de kesinlikle orada namaza durma! Ta ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescit, içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Onun içinde tertemiz olmayı seven kimseler vardır. Allah da çokça temizlenenleri sever. (Tevbe-108) O halde binasını, Allah'tan sakınma ve Allah rızası üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır, yoksa binasını selde yarılmış bir uçurum kenarına kurup da onunla cehenneme yuvarlanan mı? Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Tevbe-109)"

Buna ne buyurursunuz?
Mahkeme, bir mağdurun hakkını mı korumaya çalışıyor, yoksa Kur'an-ı Kerim'i mi tashih (!) etmeye kalkışıyor?! Din yargıya müdahale etmeyecek ama yargı dini istediği gibi yorumlayacak, üstelik tarihsel palavra uydurabilecek?! Onun için ülkemizdekine "Laik din devleti" diyip duruyorum. Yalnız bu olayda çarpıklık yargı kararına eklenmiş fuzuli ve batıl gerekçelerden ibaret değil. Bir de dini kurumun kayıtsızlığı var ki, insanlık ayıbıdır: Adam, senin minarenin yıkılması sonucu mağdur olmuş ve kapına gelmiş. Din adına var olmuş bir kurumsan sana yakışan nedir? Mesela en azından yukarıdaki ayetlerde geçen "O halde binasını Allah'tan sakınma duygusu ve Allah rızası üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır?..." sorusuyla irkilmek değil mi? "Allah'tan sakınma üzerine ve Allah rızası için" kurulmuş bir din binası, hatalı inşa edilmiş minaresinden zarar gören vatandaşı mağduriyeti ile baş başa bırakmayı göze alabilir mi? Dinlimiz, dincimiz ve dinsizimiz ile bu düşük kalite ortalamamız, yeryüzünün birinci sınıf sakinleri arasına henüz neden giremediğimizi açıklamaya yetiyor. Ancak, böylesine sivri ve kanatıcı çarpıklıklar, halimizden memnuniyetsizliğimizi derinleştirdiğinde inşallah engin hayırlara vesile olacak.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
 Yargıcın yargıya ettiği   / 08-12-2003
 AB’nin Kıbrıs yazı-turası   / 06-12-2003
 İstanbul'a hangi Erdoğan?   / 05-12-2003
 Gizli servis cenneti   / 04-12-2003
 'İslami terör' alınganlığı   / 01-12-2003
ERDAL ŞAFAK
Kamuoyu vizesi şart
Baştan belirtelim; ikisi de saygın...
AHMET HAKAN COŞKUN
Dine karşı din
"Radikal İslamcı" tezlerin revaçta olduğu...
MEHMET BARLAS
Kıbrıs üzerindeki petrol savaşı kızışıyor!
Hepiniz...
ALİ KIRCA
Yenik düşüyor her şey zamana!
Vaktiyle bir diktatör daha...
İLKER SARIER
Erdoğan mı haklı Deniz Baykal mı?
Geçen gün Açık...
TÜRKİYE'DEN
TÜRKİYE'DEN
"İlk yarıda iyi değildik, mahkum oynadık. İkinci devrede de maalesef...
TERİMDE UEFA'CI
TERİMDE UEFA'CI
Geçen hafta Fatih Terim, "İstanbulspormaçındaki kaybımızı daha sonra...
Gözüne gözlük kulağına kulaklık
Gözüne gözlük kulağına kulaklık
Denizi bulunmayan Ankara için gemi ihalesi açan Melih Gökçek, şimdi...
AB'nin gözü Kıbrıs petrolünde
KKTC'DEKİ Demokrat Parti'nin (DP) Genel Başkanı, Devlet Bakanı...
Sabrina'ya karşı Fanatik
Sabrina'ya karşı Fanatik
Kıbrıs'ta KKTC'liler ile Türkiyeli Türkler diye bir ayrım var.
'Şikâyetten vazgeçtim ama affetmiyorum'
'Şikâyetten vazgeçtim ama affetmiyorum'
ADANA'DA kendisini sokak ortasında 52 yerinden bıçaklayan imam...
 
    Ana Sayfa | Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon
Spor | Günaydın | Astroloji | Magazin | Sağlık |
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.