|
 |
|


Yabancı sermayeye resimli bakış
Seifhennersdorf "Almanya'da bir sınır kenti." "Polonya-Çek" sınırında.
Kentin "18 kilometre ötesi" Polonya.
"Çek sınırı" ise, yürüyerek beş dakika.
Zaten kent sakinleri, benzin alacakları zaman, araçlarıyla "sınırın ötesine" geçiyorlar.
Zira sınırın ötesinde benzin daha ucuz.
Saksonya eyaletindeki Seifhennersdorf kenti "yeşil, küçük, şirin" bir yer.
Nüfusu "beşbin."
Eyalet Başkenti Dresden'e uzaklığı "90 kilometre."
BAYAN BAÅžKAN
Şenol Yeğin, Alman Özelleştirme İdaresi'ne "bir mark" ödeyerek, koskoca fabrikayı satın alan bir Türk.
Ünyeli. Onun fabrikasını gezmiştik.
Fabrika işte bu "Seifhennersdorf kentinin sınırları içinde."
Hazır, buraya kadar gelmişken Belediye Başkanı'na da bir "merhaba" diyelim dedik.
Belediye Başkanı bir kadın
Karin Berndt.
BAÄžIMSIZ
- Bu kentteki ilk kadın belediye başkanı siz misiniz?
- 1995'te de bir kadın belediye başkanımız vardı... Yedi ay görev yaptı ve öldü... Ben ikinciyim.
Karin Berndt "kreşte çalışıyormuş."
Sonra "Belediye'de iÅŸe girmiÅŸ."
Ve seçim zamanı da aday olmuş
- Üç adaydık... Karşımda iki erkek vardı... Ben yüzde 62 oy alarak onları geçtim ve seçildim.
- Hangi partidensiniz?
- Partim yok... Seçimi, bağımsız olarak kazandım.
NASIL KARDEÅž OLDUK?
Karin Berndt "biliyor musunuz" dedi
- Biz sizinle kardeÅŸiz.
- Nasıl kardeş?
- Bir Türk geldi... Burada fabrika aldı... Kafamız karıştı... Bakalım ne olacak diye... Ama eskiden zarar eden fabrika şimdi saat gibi çalışmaya başlayınca... Kar edip, vergi verince... Çok sevindik... Bu Türk, Ünyeli... Ve bizim şehrimizi de, Ünye ile kardeş şehir yaptık.
Seifhennersdorf kentinin "üç girişi" var. Başkan şimdi bu üç girişte "üç tabela" yaptırıyormuş.
- Ne tabelası?
- Kentin adı yazılacak... Sonra altında kardeş şehrin adı... Ünye... Ve bir de nüfusumuz.
- Tabelaları ne zaman asacaksınız?
- Tabelacılardan teklif istedim... En ucuz teklifi kim verirse, tabelayı o hazırlayıp, dikecek.
DARA DÜŞÜNCE...
İki Almanya birleşmeden önce bu kentin nüfusu "onbin" imiş.
Birleşme olunca, nüfusun yarısı "Batı'ya" göçmüş.
Karin Berndt
- Belediyem fakir... İşsizlik yüksek... İnsanım, burayı bırakıp büyük şehirlere gidiyor... Vergi gelirlerim düşüyor... Ama zorda olmanın da faydası var... Darlık çeken, icat eder... Biz de çıkış yolları arıyoruz.
- Ne gibi?
- Buraya yabancı yatırımcıları çekmek gibi.
YABANCI SERMAYE
Bir gün, bir yabancı yatırımcı gelmiş.
Belediye Başkanı, kent dışındaymış.
Sonra öğrenmiş ki "yabancı yatırımcıya kaba davranılmış."
"Zorluk" çıkarılmış.
Yabancı yatırımcı da gitmiş.
Karin Berndt
- İlk işimiz kamuda çalışan herkesi eğitmek oldu... Kamu personeli, şirket yöneticisi gibi çalışacak... Aksi halde işine son verilecek... Bu kentin kurtuluşu, yabancı yatırımcının gelmesine bağlı.
KIRMIZI HALI
- Bayan Berndt... Sizin kentinize bir Türk yatırımcı gelecek olsa...
Biz bunu söyler, söylemez Belediye Başkanı "yanımıza iyice sokuldu."
"Ağzımızın içine" bakmaya başladı
- Evet... Devam edin lütfen.
Devam ettik
- Ne yaparsınız?
Karin Berndt
- Belediye'nin önüne Almanca ve Türkçe bir yazı asarım Hoşgeldiniz... Sonra, Belediye'nin kapısına kırmızı halı sererim.
- Sonra?
Karin Berndt "sarıl bana" dedi.
Anlayamadık. Bayan Bernt "sarıl, sarıl" diye devam etti.
Sol kolumuzu omuzuna attık.
O da sol eliyle, elimizi tuttu.
Ve şöyle dedi
- Türkiye'den gelecek yatırımcıya işte böyle sarılırım... Onu kucaklarım.
EL ELE RESİM
Başkanla resmimiz "işte bu sırada" çekildi. "El ele."
Bayan Bernt'e "evli misiniz" diye sorduk
"Hayır ama" dedi
- Biriyle birlikteyim.
- Kim?
- Serbest çalışıyor... Yanında otuz işçisi var.
- Çocuğunuz?
- Altı tane... Ama şimdiki arkadaşımdan değil.
- Çocuklarınız kaç yaşında?
- 13 ile 30 yaş arasında... Üç de torunum var.
- Affedersiniz ama kaç yaşındasınız?
- 46.
- Hiç göstermiyorsunuz?
Bayan Berndt "bize biraz daha sokuldu" ve gülerek şunları söyledi
- Sahi, Türkiye'den buraya yatırımcı gelecek mi?.. Ne olur gelsin, gelsin.
UCUZ KREDİ
- Bayan Berndt... Yabancı yatırımcı arsa isterse... Fiyat sorarsa...
- Gelir, şehir içinde ev yapmak isterse, metrekaresi 25 eurodan, imarlı, altyapılı, yarın inşaata hazır arsa veririm.
- Fabrika kurmak isterse?
- Sanayi Bölgesi'nde altyapısı hazır arsayı, metrekaresi beş euroya veririm... Doğalgazı, fabrikanın içine kadar ben götürürüm... Ona ucuz kredi bulmak için banka, banka dolaşırım.
KARÅžILIKSIZ
Belediye Başkanı Karin Berndt "bir şey daha var" diye devam etti
- Şunu da bilin... Burada, yabancı sermaye diyelim ki on milyon euroluk bir yatırım yapacak... Bunun beş milyon eurosunu Alman devleti, karşılıksız olarak veriyor.
- Tamamen karşılıksız... Yani geri ödeme hiç yok... Öyle mi?
- Tabii... Yeter ki yabancı yatırımcı gelsin.
TANIKLAR
Bayan Berndt ile konuşmamız sırasında yanımızda "üç kişi daha" vardı.
Biri Türk (Şenol Yeğin), ikisi Alman.
Almanlar'dan biri milletvekili.
- Bir de hep birlikte resim çektirelim bayan Berndt... Konuşmalarımıza onların tanıklık ettiğini de belgeleyelim... Özellikle yabancı sermaye ile ilgili sözlerinize.
Bayan Berndt "resim çekilmesine evet ama" dedi
- Sözlerinize kırıldım... Tanığa ne gerek var?.. İsterseniz size, yazılı belge vereyim... Yabancı yatırımcı gelsin, onu şehrin girişinde bekleyeceğim... Size söylediğim arsa fiyatları da son fiyat değil... Daha aşağı inerim.
İŞTE BAKIŞ
İşte Almanya. İşte Almanya'da bir kadın Belediye Başkanı.
Ve işte Almanya'nın yabancı sermayeye bakışı.
Üstelik "resimli" bakış.
Mersinli boksör Zeki
Mersin'in, Bahçe Mahallesi'nden Zeki İlkyaz. Mersin'in "eskileri" onu iyi tanırlar. Babası deri tüccarlığı yapar, tahin-pekmez satardı.
Kendisi spora meraklıydı.
Bir yandan Mersin İdman Yurdu'na koşar, bir yandan da boks yapardı.
"Celal Sandal, Seyfi Tatar, Nazif Kuran"lar'ın döneminde.
75 kiloda, Çukurova Bölge Şampiyonu'ydu.
Türkiye ikincisiydi.
"HemÅŸehrim" dedik
- Çok kilo almışsın.
- Sorma... Sporu bıraktık, böyle oldu.
****
Şimdi 63 yaşında. Almanya'ya "32'sindeyken" işçi olarak gitmişti.
Önce konserve fabrikasında, sonra ampul... Senelerce işçilik.
Ve bir gün onu kovuverdiler.
- Neden kovuldun?
- Bilirsin, spor davası... Burada da Yeşilyurtspor'a takıldım. (Berlin, üçüncü liginde) Sık, sık rapor alıp, takımla ilgileniyordum... Kovuldum.
****
İşten atılınca "kasetçiliğe" başlamış. Sonra "Yeşilyurtspor lokalini" işletmeye başlamış.
Ve 1993'te "yeni bir karar" almış
- İçecek toptancılığı yapacağım.
****
Berlin'de, 4.300 metrekare kapalı alanı olan bir işyerine sahip.
"Efes Bira"nın Berlin temsilcisi.
"Hayat Su" da satıyor, "Yeni Rakı" da. Villa Doluca, Kavaklıdere, Pamukkale şarapları. Kent, Eti bisküvileri.
Viskiler, sigaralar.
Akla gelebilecek her çeşit içecek.
"Doğrudan fabrikadan" alıp, üreticiye teslim eden "ilk ve en büyük Türk içecek toptancısı."
Lokantalarda, büfelerde, barlarda "sigara otomatları zincirine" sahip.
****
Duvarda Sibel Can'ın, Nilüfer'in, Muazzez Ersoy'un resimleri vardı.
"Bizim kulübün gecesine geldiler" dedi
- Varsa, yoksa futbol... Hayatımız futbol... Bırakamıyoruz işte.
Sonra çocuklarını çağırdı
- Gökmen, Metin gelin... Bakın, hemşehrim gelmiş.
Gökmen'le, Metin geldiler.
Zeki İlkyaz anlatmaya devam etti
- Bileğimi kes, damarımdan sarı, kırmızı kan akar... Aslan Galatasaray... Çocukların adını da bu yüzden Gökmen ile Metin koydum.
****
Sonra bize uzun, uzun Mersin'i sordu. Vedalaşırken de dedi ki
- Biliyorsun, buraya bir yıllığına geldik... Bütün hayalim, Mezitli'de bir ev almaktı... Sonra... Kader işte... Yerleştik, buralı olduk.
****
Ve son not...
Gençten biri (Türk) Zeki İlkyaz'ın yanına yaklaştı
- Efendim... Öğrenciyim... Çalışmam lazım... Yanınızda iş istiyorum.
Zeki İlkyaz, genci tepeden tırnağa süzdü
- Oğlum, doğru söyle, hangi takımı tutuyorsun?.. Yalan söylersen anlarım ha.
- Galatasaray'ı tutuyorum efendim.
- Hah, şöyle... Yarın sabah gel, işe başla.
GÜLLÜOĞLU
Adı, Mehmet Kılıç.
Gaziantepli.
Almanya'ya işçi olarak gelmiş.
Sonra, amcasının lokalinde çalışmış.
Geceleri de, lokalde yatarmış.
Sonra kendi işyerini açmış.
Gaziantepli'nin işyeri elbette "baklavacı dükkanı" olacak.
"Düzgün" çalışmış. Tutunmuş.
Ardından bir dükkan daha...
Şu anda Berlin'de tam dört dükkanı var.
Tabelada adının baş harfi olan "M."
Sonra da meşhur baklava markası "Güllüoğlu."
"Çeşitlere" gelince...
"Bülbül yuvası" da var.
"Fıstık dolması" da.
Fiyatlar makul, müşteri çok.
Bu gidişle Gaziantepli Mehmet'in "yeni dükkanları sırada" demektir.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|