|
 |
|

ALİ POYRAZOĞLU
"Gülme komşuna..."
Yolda karşılaştık. Kırk yıllık arkadaşım; suratından canının sıkkın olduğunu hemen anladım.
- Ne oluyor yahu? Suratından düşen bin parça... Neye sıkıldın?
Başladı anlatmaya... Çok dertliymiş meğerse... Bir dokun bin ah işit derler, ya... Tam öyle işte.
Benim oğlan dokuz yaşında... Geceleri evden tüyüyor... Gezmeye gidiyor... Derslerine de çalışmıyor...Hayalcinin teki canım... Aklı bir karış havada...
"Yahu 5. katta oturuyorsun... Kitle oğlanın kapısını tüyemesin..." dedim... Yana yakıla anlattı...
- Öyle yapıyorum da... Ama uçurtması var... Salıyor uçurtmayı... Bağlıyor ipini penceresinin kanadına... Tırmanıyor ipten yukarıya... Ta uçurtmanın tepesine kadar... Sabaha kadar dolaşıyor...
"Eh sabahları bari dönüyor mu?" dedim...
"Bir yere gitmiyor ki dönsün... Bütün bunları oturduğu yerden hayal ediyor... İşin kötüsü asıl orda... Bir şeyin düşünülmesi yapılmasından beterdir. Sen de çocuk terbiyesinden hiç anlamıyorsun yahu..." dedi yürüdü gitti...
****
Evlendikleri günden beri birbirlerine sarılıp uyurlar...
Karı koca aşıktırlar birbirlerine...
Yani biz öyle bilirdik. Araları açılmış...
Karısı kocasının kendisini aldattığından şüpheleniyormuş.
Geldi bana, sabah kahvesine...
"Kocamdan ayrılmaya karar verdim" dedi.
"Niye? Ne yaptı ki?" dedim...
Demez olaydım. Anlattı.
"Rüyasında kendini benim on sekiz yaşımdaki halimle görmüş. Üstümde de tanıştığımız günkü elbise varmış... Sarılıp dans etmişiz... Yakalandı işte... Ağzıyla yakalandı... Ayol ben gelmişim elli yaşına... Ben, on sekiz yaşımdaki ben miyim? Demek ki gözü benim on sekiz yaşımdaki halimde... Beni onunla boynuzluyor... Boşayacağım..." dedi...
"Yahu sen delirdin mi?" dedim...
"Hayır aklım başımda... O orospuyu da gördüğüm yerde parçalayacağım" dedi... Bir hışımla çekti gitti. Kahvesini ben içtim...
****
Çok eski arkadaşımdı; çocukluk arkadaşım canım.
"Bıktım bu şehirden... Gidip dağ başında bir yerlerde oturacağım" dedi.
Yaptı da.
Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerlerde iki odalı bir ev yaptı...
Taşındı...
Ne in var çevresinde, ne cin...
İki yıldır sesi sedası çıkmıyordu... Merak ettim...
Sora sora buldum oturduÄŸu yeri... Cehennemin dibi... Git git gidilmiyor...
Çaldım kapıyı... "Oğlum bu dağ başında ne yapıyorsun?" dedim...
"Bilmiyorum." dedi.
"Peki niye yerleÅŸtin buraya?" dedim.
"Unutmak için..."
"Neyi unutmak için?"
"Unuttum" dedi...
Tatlı götürmüştüm... Ben de onları vermeyi unuttum. Döndüm şehire...
Çocuklar pek sevindiler. Yemekten önce tatlıları yediler.
Olacak şey mi canım?
Karıma, "Ben de onun gibi bir süre yalnız kalmak istiyorum" dedim.
"Git kalabalık bir yerde, kafanı dinle" dedi...
****
Ömür boyu kocasını kıskandı. Adama çok çektirdi... Çok. Sağa baktın kavga... Sola baktın kavga. Adamcağız öldü kurtuldu...
Apartmanın merdivenlerinde karşılaştık...
"Artık mezarlığa kocamı ziyarete gitmeyeceğim" dedi...
"Hayrola, ne oldu?"
"Yanına süslü mezartaşlı bir kızı gömmüşler... Doğum tarihine, ölüm tarihine baktım... Kız yirmibeş yaşında... Rezil herif... Horoz ölür gözü çöplükte kalır demişler. Doğru demişler... Yirmibeş yaşında bir kızla yan yana yatan herifi bir de gidip ziyaret mi edeceğim... İki eli yanına gelesice... Geldi de... Hala rahat durmuyor..."
Söylene söylene çıktı yukarı...
Kapıcının karısından duydum... Kocasının yanında yatan kadınla arasını bozmak için, büyücülere taşınıyormuş...
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|