|
 |
|

YAVUZ SEMERCİ
Gençlerbirliği ve Gaziantep
Günler öncesinden rakiplerimizi büyüteç altına alırız. Analiz ederiz. Rakiplerimizin eksikliklerini, nerede hata yaptıklarını, zaaflarını buluruz. Ve kendi fazlalığımızı rakibe kabul ettiririz...
Bizim işimizde müşteri memnuniyeti esastır. Maçı kaybedebilirsiniz. Kaybederken de iyi olmalıyız...
Bir futbolcunun, bir antremanda veya maçta ne kadar koştuğunu, ne kadar pozisyon ürettiğini, sakatlanma yüzdesini ve zayıf olduğu noktaları bilgisayara yükleriz. Ve futbolcunun hangi yönde geliştiğini takip ederiz...
****
Geçen yıl şampiyonluğa bir kol mesafesi kadar yaklaşan ve tecrübe eksikliğinden (kimine göre bazı lobilerin etkisiyle) kaybeden Gençlerbirliği futbol takımını, ekonomi servisi olarak mercek altına almıştık. Ankara büromuzdan Ali Erdoğan, takımın başarılı teknik adamı Ersun Yanal ile bir söyleşi yapmıştı. Yukarıdaki sözler de Yanal'a ait.
Gençlerbirliği ve Gaziantep, UEFA'da gösterdikleri performansla başarılarının tesadüf olmadığını ispat etti. Türkiye'nin gururu oldular. Sahaya çıkıyorlar ve çatır çatır top oynuyorlar. Seyredenleri heyecanlandırıyor, rakiplere korku salıyorlar.
İki takım nasıl oluyor da üç büyüklere kafa tutuyor? Ve istikrarlı çizgiyi nasıl sürdürüyorlar?
****
Temel nokta, her iki takımın başında, ne yaptıklarını bilen, devrilmeleri kolay kolay mümkün olmayan kişiler var. Her iki başkan (Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav ile Gaziantep Başkanı Celal Doğan) mali disipline büyük önem veriyor.
İki başkan basiretli tüccar portresi çiziyor.
Örneğin Çavcav geçen yıl şöyle diyordu
"Güney Afrika'dan Kona ve Kuşe'yi 100'er bin dolara, Moşe'yi 200 bin dolara getirdim. Daha sonra Moşe'yi 1.5 milyon dolara, Kona ve Kuşe'yi 1'er milyon dolara sattım. Örneğin Geremi'yi 150 bin dolara aldım. 5 milyon dolara Real Madrid'e sattım. Şimdi Geremi İngiltere'ye 12 milyon dolara gitti. Valla zarar ettik diye üzüldüm."
Cavcav, neden dikkatli olmaları gerektiğini "Büyük kulüplerin yıllık bütçesi 100 milyon dolar civarında. Biz ise 10 milyon dolar bütçeye sahibiz" sözleriyle açıklıyor.
Antep için de durum aynı. Bu takımlar dar bütçelere rağmen sahalarda herkese kafa tutuyor.
Nedeni ise basit.
Altyapıya önem veriyorlar. Bütçelerine göre ücretlendirme sistemi kurmuşlar. Tüm futbolcular dengeli ve birbirlerini kıskanmayacak seviyelerde para kazanıyor. Altyapıları, çim sahaları var. Futbolcular bu takımlarda parayı ikinci plana atmayı ve kendilerini göstermeyi öğreniyorlar. En önemlisi parlayan oyuncularına psikolojik destek vererek, şöhreti sindirmelerine yardımcı oluyorlar. Ve Anadolu insanına, şirketlerine "İstersen, akılla, sabırla mücadele eder, başarılı olursun" mesajı ve morali veriyorlar. Arkalarından Denizli, Malatya gibi takımlar geliyor.
****
Spor medyası her iki takımın da UEFA kriterlerine uygun bütçeye sahip olduğunu yazdı. Konuya çok hakim değilim ama kriterlerin bazıları şöyle
Bütçe denk olacak. En az 10 bin koltuklu, ışıklandırması tamam bir stad sahibi olacak. Kişi ve kurumlara geçmiş dönem borçları olmayacak. Bütçeleri, bağımsız denetim kuruluşları tarafından denetlenecek. Basın ve halkla ilişkiler sorumlusu, idari yapı için genel müdür, genç takım antrönerleri gibi pek çok kadrosu bulunacak.
****
Gençler ve Antep'in borçları olmadığı belirtiliyor. Tam tersine bankada repo yapacak kadar para tutuyorlar.
Yanılıyor olabilirim ama bu iki takımın başarılarında başkanların etkisi çok büyük. Onlar emekli olduklarında, sportif başarı devam edecek mi? Kurumsallaşma olacak mı? Avrupa devamlılığı şeffaflık ve şirketleşerek sağladı.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|