|
 |
|

AHMET HAKAN
Yaşasın tatil
Gazetelerin genellikle 'ekonomi' sayfalarında rastladığımız bir yakınma, her uzun tatili burnumuzdan getirir.
Neymiş, gelişmiş Batı ülkelerinde çok az tatil yapılıyormuş, buna mukabil Türkiye'de tatil günleri çok fazlaymış..
Her şeyi istatistiğe, rakamlara indirgeme alışkanlığındaki iktisatçılarımız, ne zaman şöyle keyifle geçireceğimiz 'uzun bir tatil fırsatı' önümüze çıksa, hemen işe koyulup, uzun tatili bize zehir etmek için ellerinden geleni yaparlar.
Formülleri bellidir Önce "etkili" ama tabii ki "hissiz" bir makale döktürürler.. Yetmezmiş gibi yönettikleri ekonomi sayfasının tam ortasına, Batı ülkelerindeki tatil günlerinin sayısıyla bizdekini karşılaştıran kocaman bir "mukayeseli tablo" koyarlar. Tüm tartışmalara son verecek, karşı görüşe küçücük bir yaşam alanı bile tanımayan bu acımasız tablonun ardından da yargıyı olanca kesinliğiyle haykırırlar Tatil yapmak üretimi düşürür!
Buna karşın tatil severlere, "susarak" işi geçiştirmekten başka yapacak şey kalmaz Çünkü rakamlar, itirazları anlamsızlaştıracak katılıktadır.. "Üretimin önemi" dendiğinde ise "kutsal vahiy karşısındaki mümin tavrı" geliştirmekten başka seçenek yoktur, çünkü üretim her şeyin başıdır ve bu kesindir.
Zaten kim, bütün bu kesin ve rakamsal gerçeklere karşı bir çocuk hırçınlığıyla, haksızlığını bile bile itiraz edip "lapacı" suçlamasına maruz kalmayı göze alabilir ki?
Ya, "uzun tatil"e karşı geliştirilen akılcı, bilimsel ve matematiksel katı gerçeklere boyun eğmiş gibi yapacak ama yine de tatil keyfinizi bozmayacaksınız ya da olmazı başarmaya ahdetmiş bir militan tavrı koyup "alternatif tezler geliştirme" yönünde çaba harcayacaksınız.. Ben "dokuz günlük uzun tatil"in sona erdiği, hepimizi "Pazartesi sendromu"nun sardığı bir günde işte böyle bir çabanın içine girmeyi göze alıyorum.. Daha doğrusu "uzun tatili sevenler" için kendimi feda ediyorum..
Benim tezim şu Ülkemizde, gelişmiş Batı ülkelerindeki gibi aylar öncesinden tatil planları yapılamaz. Yani bizde, kışın tam ortasında, o yazı hangi ülkenin hangi plajında geçireceğini bilen tek bir kişi bile yoktur.
Çünkü burası her şeyin düzenli olduğu, yeknesaklık nedeniyle insanların sıkıldığı bir İsveç değildir.
Burası Türkiye'dir ve burada her an her şey olabilir Çığ felaketi olur, deprem olur, uçak düşer, ekonomik kriz patlak verir, hükümet krizi çıkar, seçim olup tam selamete erdiğimiz huzurlu günler başladığında yanı başımızda savaş başlar, tam o da atlatılmış gibi göründüğünde ise en olmayacak şey olur, ülkenin en büyük kentini en güvensiz yere dönüştüren terör saldırıları olur.
Araya sıkışmış suikastları, ölü sayısının 30'dan az olması halinde haber değeri taşımayan trafik kazalarını, her patladığında en az 10 işçiyi götüren grizu patlamalarını, büyük yangınları, skandalleri filan saymıyorum.
İşte bütün bu olaylar, yapılacak herhangi bir tatil planını anlamsız kılar.. Plan olmayınca da, birkaç işgününü tatil ilan ederek elde edilen uzun tatiller, insanımıza ilaç gibi gelir..
Bir başka açıdan bakılacak olursa, yaşanılan olaylar nedeniyle fena halde yorulan halkımız, o büyük yorgunluğun kıskacından bu şekilde kurtuluyor olabilir.
Belki de bizde "sosyal patlama" olmamasının nedeni de burada gizlidir..
Ne dersiniz?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|