kapat
30.11.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL



HINCAL ULUÇ


Bir milyon saatte neler yapılmaz?

Bugünlerde nerdeyse her gazetenin içinden sayfalar dolusu bulmaca ilaveleri çıkıyor.. Hergün piyasaya verilen bulmaca sayfaları beş milyona falan varıyordur sanıyorum..

Nedir bu ülkedeki bulmaca merakı?..

Milletin işi gücü kalmadı da, ha babam, de babam bulmaca mı çözüyor?..

Beş milyonun dördünü çöpe attım. Zaten öyle oluyordur.. Bir milyonunu ellere verdim. Bir saat oyalasa adamı, ki en azından öyledir.. Mesela bizim Ercan, beni bıraktı mı, saatlerce bulmaca çözer, beklerken.. Eve gelirim, yarı çözülmüş bulmacalar.. Fatoş da çamaşır makinasının işini bitirmesini, ya da yemeğin pişmesini beklerken bulmaca çözüyor olmalı..

Eveeet.. Diyelim 1 milyon elde bir saat kalıyor günde bu meretler.. Eder 1 milyon saat..

Bu ülkede insanı günde 1 milyon saatı bulmaca çözmeye ayırıyor..

Aldım elime hesap makinemi.. 1 milyon saat 41 bin küsur gün, 1400 ay, 114 sene ediyor..

Hergün bir asır ziyan ediyoruz düşünebiliyor musunuz?.. Çok daha güzel, çok daha ilginç, çok daha yararlı kullanabileceğimiz bir asırı ziyan ediyoruz..

Efendim, bulmaca bulmaca olsa, bir derece.. Bir zamanlar Milliyet'in Pazar bulmacaları vardı. Çözerken neler öğrenirdiniz.. Ya da Şiar Yalçın ustanın kültür dolu, zeka geliştiren, hafıza tazeleyen bulmacaları.. Öyledir.. Çapraz bulmacaların bir beyin idmanı olduğunda uzmanlar müttefik.. Ama çapraz bulmaca devri bitti..

İnsanlar zor bulmaca istemiyor. Hem usulden, hem esastan kolay istiyorlar.. Oyalanmak için.. Bu çengel bulmaca rezaleti buradan doğdu.. Hepsi ayni yerde.. Bir yerden okuyup, başka yerde aramıyorsun. Okuduğun yere yazıyorsun. Kolay.. O zaman izahat verilecek yer çok küçük oluyor.. Ne gam.. Parola ve işaret gibi..

Hepsi hepsi 500 kelimenin etrafında dönüyor çengel bulmacalar. Onların ne olduğunu bilmenize de gerek yok.. Efelek diyor, labada yazıyorsunuz.. Labada deyince de efelek.. Bu arada ne Labada nedir biliyorsunuz, ne de efelek.. Bu lüzumsuz nesnenin niye iki adı var, o da umurunuzda değil..

Çengel bulmacalar zihin sporu falan değil. Öyle olsa, Ercan dünyanın en sağlam hafızalı adamı olurdu. Oysa beş dakika önce söylediğinizi unutuyor. Yazdırmazsam işimiz Allah'a kalmış..

Her Allah'ın günü ayni beş yüz kelime etrafında dönmekle jimnastik mi olur?.

Şimdi gazeteler bu gerçekten lüzumsuz, gerçekten akla ve paraya ziyan bulmaca eklerini vermek için niye yarışıyorlar?.. İnsanlarımın bu aptal sayfaları için gazete aldıklarına ciddi ciddi inanıyorlar mı?. Bu bir satış unsuru ise, dünyanın başka yerinde niye böylesine çılgınlık düzeyinde rezillik yok.. Dörtte üçü çöpe gidecek, gerisi akla zarar bu ilaveleri vermek yerine, insanlara daha hoşça, ama daha keyifli, daha yararlı vakit geçirtecek şeyler bulamazlar mı?..

Ben çengel bulmacayı sadece uçakta elime alıyorum.. Vakti hızlı geçirtiyor o ortamda.. Türk Hava Yolları dergisinin bulmacası da hoşuma gidiyor. Çünkü çok da kolay değil.. Biraz oyalanıyorsunuz.. Ama son zamanlarda belli ki hiç bulmaca çözmemiş bir editör sayfayı değiştirdi. Evvelden çift numaralı sayfada idi, derginin sonunda.. Ön sayfalar kalıp görevi görüyordu. Şimdi tek nolu sayfaya aldılar, eğri büğrü duruyor, yazmak zorlaştı..

Bu da bir işi bilerek, inanarak yapmakla, laf olsun, torba dolsun, bu da olsun, demenin farkı..

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
AbuzittinciÄŸim,

Gürültüsüz patırtısız, sakin bi yerde tatil geçirmek istiyorsan Kaş'a gideceksin kardeşim.. Gerçi yol biraz uzun ama Kaş'a varıp da tepeden şöyle bi manzaraya baktığında yorgunluğun gidiveriyor.. Yeşilin her tonuyla mavinin her tonu birbirine karışmış.. Pırıl pırıl deniz.. Dantel gibi koylar. Sabah pencereyi açtığında kuş cıvıltılarıyla birlikte içeriye dolan mis gibi hava.. Neredeyse Aralık ama öğle vakti gömlek bile fazla.. Korna sesi yok, bağırıp çağıran yok, egzoz kokusu yok.. Fiyatlar da genelde makul..

Bu bayram da yollarda trafik geçen yıllara oranla bayağı kalabalıktı. Bu mektubu sana bayramın 3'üncü günü yazıyorum.. Hayrettir, kaç gündür yollardayım, büyük bi kazaya rastlamadım! Tabii bu iyiye de alamet.. Demek yavaş yavaş araba kullanmasını öğreniyoruz.. Ama bu benim izlenimim.

Bayram sonu gazeteler genel bilançoyu çıkartırlar.. İnşallah yanılmıyorumdur.

Trafik kontrolleri oldukça sık.. Her isteyen istediği gibi gazı topuklayamıyor.. Yalnız bu defa da, insanlar 90 veya 95'le gittiklerinden uzun konvoylar oluşuyor.. Bu da sıkıntılı durum.."Bari şu önümdekini geçeyim.." diyorsun.

PeÅŸpeÅŸe gidildiÄŸinden araya girmek dert! 500-600 kilometre de tren gibi gidilmez ki..

Her şeyden önce çift şeritli bölünmüş yollarda hızı, polisin takdirinden çıkartıp, 110 km'ye resmen bağlamak lazım.. Çünkü bazen bu yollarda 110 değil 120 ye kadar hoşgörü gösteriliyor.. Bazen de 100'le giderken cezayı yiyorsun. Acayip bi durum yani.

Gene başka bi acayip durum, sen 90 veya 95'le giderken bakıyorsun yanından jet gibi biri geçiyor.. "Şimdi ilerde çevirirler" diye düşünüyorsun ama çeviren meviren yok.. Çünkü bunlar forslu kişiler.. Mesela polisler veya MİT'çiler. Görevde değil aileleriyle tatile çıkmışlar. Efendim hakimler, savcılar.. Bazı askerler, pek tabii milletvekillerimiz.. Veya yörenin tanınmış eşrafı.. Bi de araçlarında "Radarın bulunduğu yeri saptayan" alet bulunduranlar. Bunlara hız tahdidi yok.. Benim endişem bunlar, kurallara uyarak giden konvoyun arasına o hızla girmek mecburiyetinde kalırlarsa, (ki kalıyorlar) kazaya neden olabilirler. Onun için hem biz "torpil yoksunu vatandaşlar" hem de trafik polislerine uzaktan tanımakta kolaylık olsun diye bu gibi önemli zevatın arabasına bi işaret koymalı. Mesela "Trafik canavarı" nın amblemi. Bu işareti dikiz aynasından gördüğümüzde hemen yana çekilip yol vermeliyiz.. Trafik polisleri de selam durmalı. Böylece trafik kazalarını azaltıcı bi önlem alınmış olabilir.

Şimdi biliyorum sen bu fikrimi de beğenmeyip dudak bükeceksin. Sana da insanın kendini beğendirmesi çok zor iş birader.. Neyse.. Geçmiş bayramını kutlar, az kazalı günler diler, münasip yerlerinden öperim Abuzittinciğim.

KardeÅŸin

Güneş.

Asıl sana olmadı, Yüksel Kardeş..
Arife gecesi Ateş Böceği Ercan, ünlü bir Bektaşi fıkrasını nakletmiş ekrandan.. Hani baba erenler, "Ramazanı bu kadar severdiniz de, gitti diye niye ardından bayram ediyorsunuz" der ya..

Sevgili Yüksel Aytuğ kardeşim "Olmadı Ercan Ağabey" demiş. Arife gecesi bu fıkranın anlatılmasını uygun bulmamış..

Söyler misin, Yüksel, bu fıkra Arife günü anlatılmazsa, başka ne gün anlatılır?.. Bu laf için, bundan uygun gün var mı?.

Yoksa, Türk foklörüne varolmuş Bektaşi fıkralarının tümünün yasaklanması, sansür edilmesini mi öneriyorsun?..

Yapma Yüksel.. Sen yapma..

Ne kadar hoş görüsüz bir millet olduk. Bazan bu köşede çıkan fıkralara öyle tepkiler geliyor ki şaşarsınız.. Bir alınganlık.. Bir ille de altında hakaret arama çabası..

Yahu güler geçersin.. Mizaha hoşgörü ile bakamazsak, ciddi eleştirileri nasıl kaldırırız.

Papa'nın yaşadığı, Hıristiyanlığın dünyaya yayıldığı İtalya'da aldığım bir dergiden, bir Hazreti İsa fıkrası nakletmiştim bir tarihte, inanın ölüm tehditleri aldım, hem de Müslümanlar'dan..

Hoşgörülü olamazsak, gülüp geçmeyi öğrenemezsek, her öküzün altında ille de bir buzağı aramaya çıkarsak, hayatı başkalarından önce kendimizi zehir ederiz, farkında bile olmadan..

Yapmayın dostlar.. Etmeyin.. Mizah mizahtır..

Nasrettin Hocaları, İncili Çavuşları, Bekrileri, Bektaşileri ile dünyanın en zengin mizah kültürüne, Eşref'inden, Neyzen'ine muhteşem bir hiciv edebiyatına sahip bir milletin çocukları olarak, bu alınganlık yakışmıyor. Hele bu gereksiz alınganlık ile mücadele etmesi gerekirken, yangına körükle gidenlere hiç yakışmıyor.

SEVDİĞİM LAFLAR
Kendine acımak, mutluluğu yiyen asit gibidir.

Earl Nightingale

BİZİM DUVAR
Aslanlar da aids oluyormuÅŸ.

Kanaryalara ve kartallara tehlike yok..

Ünal Turgut

SEVGİLİYE ÖĞÜTLER
Sevgiliniz daima meşgulse, birbirinizi görmek için randevulaşın. Hiçbir iş sevgiliye 10 dakika vakit ayırtmayacak kadar yoğun olamaz.

PAZAR NEŞESİ
Bu hafta Pazar Neşemiz Yıldırım Tuna'dan..

"Önce bir barda iki kadeh içki ikram edip seni rahatlatacağım!" dedi yakışıklı genç..

"Oh! Hayır, izin veremem!" dedi güzel kız arkadaşı..

"Oradan birlikte yemeğe gidip bir kaç kadeh de orada içip oynaşacağız..!"

"Oh! Hayır izin veremem..!"

"Restorandan evime gidip bir içki de orda sunacağım sana..!"

"Oh! Hayır imkansız, izin veremem!"

"Sonra seninle saatlerce seviÅŸeceÄŸiz..!"

"Oh! Hayır mümkün değil, izin veremem!"

"Bu müthiş seks sırasında herşeyi en iyi hissetmen için prezervatif de takmayacağım!"

"Oh! Hayır.. Takmalısın..!"


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır