|
 |
|

UMUR TALU
Hiç devletten izinsiz ölünür mü!
Her ne kadar "tutuksuz yargılanmak üzere" serbest bırakılsalar da, bir kere gözaltına alındılar ve 5 yıla kadar hapis talebiyle çok kere yargılanacaklar.
Dün Erdal Şafak tüm ayrıntılarıyla "Parktaki Çığlık"ı yazdığı için, depremden dört yıl sonra Düzcelinin "hala ne istediği"ni tekrarlamayacağım.
Kısaca; "ölenler" hiçbir şey istemiyor!
Belki belki, sığınak diye baktıkları devletten, geride yaralı, işsiz, evsiz, hatta hatta prefabrikesiz kalan yakınları için, dört yıldır mezarlarına hep aynı sarsıntıyla gelip en azından dualarını toprağa fısıldayan çocukları, aileleri, komşuları için bir nefes istemişlerdir.
Belki belki, dört yıl boyunca, çaresizlik ve ilgisizliklerle, dört defa daha ölmüşlerdir.
Onlar Düzce toprağında yatarken, bir grup Düzceli Ankara toprağının soğuğuna yattı, Ankara'nın soğuk şiddetiyle çarpıldı.
2 Eylül'den itibaren, Düzce'de insanca yaşayabilmek için Ankara "Güven Park"ta yatan, kalkan, oturan, seslerini Başbakan'a uzatabilmek isteyenler...
Parka güvenilebilse bile, halka güvenmeyenlere ne kadar güvenebileceklerine dair bir şiddetle sarsıldılar.
****
Anlaşıldı ki, devletin sabit refleksi vardır; öğrenci de olsanız, memur da olsanız, depremzede de olsanız, istisnasız "hortlak" görmüş gibi olur.
Yaşamaya çalışan Düzceliler, öyle ölmeyi hiç istememiş Düzcelilerin hayaletleri olarak gözaltına alınıverir.
Sebep, "izinsiz gösteri"dir.
Kağıt üstünde bir sürü hak ve özgürlük tanımlayan, bir alay maddesinin ilk bendinde bunları halka verip hemen sonraki paragraflarda nasıl sınırlayacağının, nasıl geri alacağının telaşına düşerek topu ve topuzu kanunlara atan Anayasa...
34'üncü maddesinde sözde der ki, "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir."
Sonrasını ne siz hatırlayın, ne ben hatırlatayım.
Sonrası, kimsenin izin almadan toplantı ve gösteri yapamayacağına dairdir.
İlk paragrafa göre izinsiz toplanır, sonraki paragraflardan ötürü izansız coplanır ya da nezarete toplanırsınız.
Toplananlar "depremzede imiş" diye herhangi bir merhamet zerresinin devlete ve hukuka uğramaması ise, Anayasa'nın "ayrımcılık" yapmama ilkesine uygundur muhterem.
Hakikaten hiç de ayrımcılık yapılmayan bir ülkede... Merhamet, ilgi ve anlayışın asık suratlara, çatık kaşlara, sille tokatlara, toplamalara, nezaretlere bir türlü sızamamasının böyle rezil bir meşruiyeti de vardır işte.
****
O zaman cumhurbaşkanı olan Demirel'in, hani patates tarlalarında otomobil fabrikası açılmasıyla övünen, fabrikada çalışanların çamur zeminlere dikilen evlerde ölmesine ise çok üzülen "Devlet adamı"nın dediği gibi...
"Deprem, takdir-i ilahi"...
Ne onun, ne devlet olan diğerlerinin demediği gibi...
Gözaltı da, takdir-i gayri insanidir, takdir-i resmidir.
12 Kasım 1999'da ölmemiş olmanın, dört yıl sonra hala ölememiş olmanın, ölüme de, hayatın süründüren yüzüne de direnmeye çalışmanın resmi takdiridir.
Birey olarak başlarının çaresine bakacaklarına, toplumsal-yerel sorumluluk duyan, acılarını, sıkıntılarını, umutlarını ortak bir mücadele çabasında kardeş kılan, rezaletlerden nezaretlere sürüklenen "gösterici Düzceliler"e, onların dört bir yandaki felaketdaşlarına...
Dört yılda eriyen duyarlılıklarımızın utancı ile...
Ve dört yıl sonunda, nezarete atarken mecburen hallerini merak edip sağlık muayenesinden geçiren sağlıksız, soluksuz, vicdansız resmiyete öfke ile...
Selam iletir...
"Devletten izinsiz" ölen Düzce'nin ruhunun, bu hemşehrileriyle duyacağı gururla teselli bulabilmesini dilerim.
Mesajlarınız için:
utalu@turk.net
Fax:212 280 05 51 Tel:0 537 660 71 21
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|