kapat
31.10.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

MEHMET BARLAS


Demokratik, komünist ve aldatmacı bir sistem!.

Hepimiz kendimizce Cumhuriyet'in 80'inci yıldönümünde bir şeyler söyledik.

Çoğunlukla da, "Cumhuriyet'in Demokrasi ile Birlikteliği" üzerine övgüler düzdük.

Pek azımız, "Cumhuriyet'in Komünizm'le Birlikteliği"ne takıldık açıkçası.

Önümde, Ankara'da, "Kurumlar Vergisi" bakımından ilk 100'e giren (2003) mükelleflerin listesi var.

Sırayla "ilk"leri hatırlatayım

1- Türk Telekomünikasyon A.Ş.

2- T.C. Ziraat Bankası A.Ş.

3- Türkiye Petrolleri A.Ş.

4- Türkiye Halk Bankası A.Ş.

5-Şeker Fabrikaları A.Ş.

6- Devlet Hava Meydanları

7- İller Bankası Genel Müdürlüğü

8- Toprak Mahsulleri Genel Müdürlüğü

9- Türkiye Kömür İşletmesi

10- Aselsan Elektrik Sanayii A.Ş.

11- Merkez Bankası A.Ş.

Siz hala, "Türkiye, Özal reformları ile 1980'lerden başlayarak, serbest pazar ekonomisine geçti" deyin.. İşte tablo ortada.

Sanki 1991'de tarihe karışan Sovyet modeli devletçi ekonomi, bundan farklı mıydı?

Serbest pazar ekonomisinin, üç temel ayağı vardır.

- Serbest Faiz.

- Serbest Kur.

- Sübvansiyonsuz Fiyat.

"Türkiye gerçeği"ne gelirsek..

Para piyasasındaki en büyük alıcı (veya) borçlu, eğer devlet ise, faizi kim belirler?

Kurun her yükseliş ve alçalışında, devletin (veya Merkez Bankası'nın) bir şeyler yapması gerektiğini bir ağızdan söylemiyor muyuz?

Üçüncü ayak olan "Sübvansiyonsuz Fiyat"a gelince..

İletişim ücretlerinde mi, enerjide mi, sübvansiyonsuz veya rekabete dayalı fiyat oluşmakta yani?

Ankara'daki Kurumlar Vergisi mükellefi olan Devlet A.Ş.'leri, üretimlerine, talebe ve maliyetlerine göre mi, fiyatlarını belirliyor ve karlarını oluşturuyorlar?

İşin en komik tarafı da, bu devlet A.Ş.'lerinin hepsi karlı işletmeler.

Devlet bankaları da, hizmet ve sanayi şirketleri de karlı.

Bunların zararlarını (bazılarına "Görev Zararı" deniliyor) kapatmak için, devlet bunları Hazine kağıtları ile fonluyor. Sonra bunlar da, karlıyız diye yine devlete vergi ödüyorlar.

Bereket, önümüze Avrupa Birliği tarafından Kopenhag Kriterleri koyuldu ve hiç olmazsa "Siyaset"te, "İdeolojik Devlet" yapısından çıkmaya çalışıyoruz şimdi.

O da ne kadar oluyor, tartışmalı.

Her fırsatta "Rejim Tartışması" yapılırken, bu sadece bir geçiş dönemini ifade edebilir.

Ama "Ekonomi"de, durum ortada.

Özel sektör, birbiri ardınca gelen krizlerle ayakta kalmaya çalışacak.

Ve Devlet AŞ'leri, kamu bütçesinden fonlanıp, varlıklarını sürdürecekler. Bunlar dünyanın en pahalı fiyatları ile hizmetlerini arz etsin diye, biz Türkler, dünyanın en ağır vergilerini ödeyeceğiz.

ŞAKA

Bir Beethoven eksik!
Reha Muhtar, TV haberciliğinden ayrılınca, Türkiye bambaşka bir ülke oldu. Televizyon haber ve programları da, dünyanın en seçkin örnekleri haline geldi...

Artık kültürümüzü Seymen Ağa'lar, haberciliğimizi de türban ve rejim tartışmaları temsil ediyor.

İşte çağdaş uygarlık düzeyi.

REHA MUHTAR OLAYI

İleri gelenler ve ileri gidenler!.
Mehmet Tezkan, Ufuk Güldemir'in yanında başladığı televizyon haber yöneticiliğini, başarı ile atv haberlerinde sürdürüyor.

İlk canlı yayınına, Show-TV'de, benimle birlikte çıkmıştı "Fırtına" ile..

Tezkan'ın Sabah'taki yazılarını da ilgiyle okuyorum.

Olaylara farklı açılardan bakmaya çalışıyor, zaman zaman işin bam telini de yakalıyor sütununda.

Dün baktım, bizim "Günlerin Getirdiği" programında Reha Muhtar'la yaptığımız söyleşiye takılmış ve "Mehmet Barlas'ın Habercilik Anlayışı" diye başlamış yazısına...

Derken, benim Reha Muhtar'ın meslek hayatını anlattırırken söylediklerime kızıp, "Kusura bakmasın, atv haber, Barlas'ın beklentilerine cevap vermeyecek" demiş.

Daha da ileri gitmiş ve yazısını, "Barlas'ın bunu atv ekranında yapmasını yadırgadım" diye bitirmiş yazısını.

Acaba hangi vücut salgısı, Tezkan'ı bu tür bir yazı yazmaya zorladı?

Şu anda elinde bir haber programı olmayan Reha Muhtar'ı, bir haber programının yetkilisinin yermesi, en azından centilmenlik anlayışına sığmaz.

Reha Muhtar, "Tabloid Habercilik" ekolünün Türkiye'deki simge ismi.

Bu ekole heves eden eder, etmeyen kendi yolundan gider.

Ama, atv ekranlarında neyin konuşulursa, bunun Mehmet Tezkan'ı rahatsız edeceğini kestirebilecek bir oto-sansür, nasıl uygulanabilir ki?

Veya Reha Muhtar'la konuşurken, "Bak Mehmet Tezkan'a, onu kendine örnek al" mı demem gerekirdi?

Yahut Mehmet Tezkan'la program yapsam, "Buna acaba Ayşenur Yazıcı kızar mı" diye endişe etmem mi gerekir?

Son olarak şunu söyleyeyim..

Aktörler aktörleri, haber yöneticileri haber yöneticilerini, bankacılar rakip bankacıları eleştirmez..

Herkes kendi işini en iyi şekilde yaparsa, mesele kalmaz.

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

sizinkiler
Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır