|
 |
|

MEHMET TEZKAN
Sezer geceyi vals ile açsa fena mı olurdu?
29 Ekim gecesi 6 yaşındaki oğlumla birlikte bir süre havai fişek gösterilerini izledik..
Sonra televizyonun karşısına geçtik..
Amacım bu yıl okula başlayan oğluma Rutkay Aziz'in Atatürk'ü canlandırdığı "Cumhuriyet" filmini seyrettirmekti..
Televizyonun karşısında bir süre oturdu.. Film ağır geldi, anlayamadı..
"Beni kandırıyorsun. Bu Atatürk değil ki" dedi, odasına kaçtı..
Daha önce izlemiştim.. Göz ucuyla da olsa bir kez daha izledim..
İzlerken de düşündüm..
80 yıl önce irtica en büyük sorun..
80 yıl önce bölünme en büyük korku..
Normaldi.. Kurtuluş Savaşı'nı kazanmış, yabancı askerleri ülkesinden kovmuş ama boşlukta kalmış bir toplum..
Nereye savrulacağı, ne yapacağı belli olmayan cahil bir kitle..
Mustafa Kemal ve arkadaşları toplumu batıya doğru itelediler.. Bunu biraz zorla yaptılar, baskıyla yaptılar.. Tepeden inmeci politikayla yaptılar ama olsun..
Başka çareleri yoktu ki..
İşin kötüsü 80 yıl sonra gündemde yine iki konu var..
İrtica ve bölücülük..
1923 yılında kişi başına 45 dolarla başladığımız cumhuriyet yolculuğunda, 3 bin dolara kadar geldik...
Yüzde 19 olan okur-yazar oranını, yüzde 86'ya çıkardık..
Milli geliri 570 milyon dolardan, 238 milyar dolara yükselttik..
Çok yol kat ettik..
Ama irtica ve bölücülük gündemden hiç düşmedi.
Neden?
Acaba diyorum.. Türkiye zaman zaman yaşadığı çalkantılar nedeniyle duraklama dönemine girmeseydi..
Siyaset bu kadar belirleyici olmasaydı..
Siyasi kavgalar toplumu yıldırmasaydı..
Türkiye zamanında AB üyesi olsaydı..
Yani kişi başına 15 bin doların düştüğü ortalama bir Avrupa ülkesi olabilseydik..
Gündemde yine irtica ve bölücülük olur muydu?
Türkiye'de asgari ücret alan bir kişinin eline 225 milyon lira geçiyor..
Fransa'da ise asgari ücret Türkiye'nin on katı.. 2 milyar 151 milyon lira..
Türkiye'de de asgari ücret 2 milyar olsaydı, biz hâlâ irtica ve bölücülüğü konuşuyor olur muyduk?
Devletin öncelikli tehdit sıralamasının ilk iki hanesini irtica ve bölücülük işgal eder miydi?
Yoksa böyle bir tehdit sıralaması hiç mi olmazdı?
"Cumhuriyet" filmini izliyorum..
Cumhuriyetin yıldönümü.. Onuncu, yirminci.. Hangisinin olduğunun pek önemi yok..
Atatürk Cumhurbaşkanı.. Cumhuriyet balosu yapılıyor.. Atatürk başta, davetliler bu anlamlı günü vals yaparak kutluyor..
Aklıma Köşk'teki davet geldi.. Cumhurbaşkanı Sezer'in, cumhuriyetin 80. yılı nedeniyle verdiği davet..
Her yıl katılırdım.. Bu yıl Cumhurbaşkanı televizyonların başında olan kişileri liste dışı bırakmış.. Bu nedenle Köşk'te değildim..
Ama biliyorum.. Hiç kimse dans etmeyecek.. Örneğin Johann Strauss'un "Polka"sı çalınmayacak.. Çalınsa bile, kimse yanındaki hanımla vals yapmayacak.. Herkes öyle dikilip duracak..
Neden?
Sezer, resepsiyon yerine 80 yıl anısına muhteşem bir balo düzenleseydi, Semra Hanım'la vals yaparak geceyi açsaydı kötü mü olurdu?
Onu Başbakan, Genelkurmay Başkanı, bakanlar, milletvekilleri, üst düzey bürokratlar, yüksek yargı mensupları izleseydi fena mı olurdu?
Devleti yönetenler hep birlikte 80. yılı vals yaparak kutlasalardı muhteşem olmaz mıydı?
Tıpkı Atatürk'ün 1925'te, 1930'da, 35'te yaptığı gibi..
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|