|
 |
|

ÖMER LÜTFİ METE
Bingöl'de Sabah, yurtta gece
İnsanlar arasında hoşgörüyü geliştirmede sanattan sonra en kestirme yolun "hayır işi"nden geçtiğini Bingöl'deki "Sabah Günü"nde bir kere daha yaşadım.
Bir "Yemen" türküsü -hala "Muş" mu, "Huş" mu diye tartışsak da- bu toprağın bütün insanlarını nasıl aynı yanık ufuklarda bir araya getiriyorsa, anlamlı bir hayırseverlik örneği de benzeri bir çarpıcılıkta karmaşık farklılıkları ve özel ayrıcalıkları bile tasfiye edebiliyor. Siz de bu "hayır iklimi"nin etkisiyle siyasetçiye karşı daha anlayışlı olabiliyor; sözgelimi karşıtlarına yönelik imalı tepkilerini veya oradan bile Aydın Doğan'a "eyyam selamı" göndermesini fazla büyütmeyebiliyorsunuz. "Ne de olsa siyasetçidir, o kadar yapacak" deyip geçebiliyorsunuz.
Böyle bir ortamda asıl ayrıntılarda farklı güzellikler ve açılımlar görmeniz de doğal. Mesela bölgede yatırımlarını da geliştiren iddialı bir girişimci olarak Turgay Ciner ile muhtaç bir yöresel giyimli kadının ayaküstü muhabbetini izlerken aradaki mesafesizliğin vaat ettiği geleceği yakalayabiliyorsunuz.
Bütünlüğün şifresi
Karadeniz'in, Türkçe dışında başka yerel dillerin de konuşulduğu en doğusundan çıkıp uluslararası ölçekleri zorlayacak güce ulaşmış bir girişimci, yine yerel dillerin konuşulduğu bir başka yurt köşesindeki nine ile Türkçe konuşuyor. Oysa belki o ninenin Türkçe bilmeyen torunu da vardır.
Ciner ile ninenin konuşması, bu toplumda herkesin kaynaşabilirliğinin simgesi.
Doğu ve Güneydoğu acıları ve çıkış yolları bu fotoğrafın içinde
Bir kere nine Türkçe konuşuyor torun konuşamıyorsa, ortada yapay bir fitne var. Cumhuriyet'in önemli bir zamanı, içeriden ve dışarıdan "bölücülük" için kullanılmış. Sadece dış güçler değil; içerideki işbirlikçileri ve ahmak "karşıtları" da aynı hedefe hizmet etmiş.
Girişimcinin zekasından yoksun devlet sadece uygulanmayan yasaklar marifetiyle birlik oluşturmaya, tükürüğünü harç olarak kullanıp binalar kurmaya kalkıştığı için o nineden bugüne kadar geri gitmiş, davasını da geri götürmüş.
Bingöl Sabah'ı bir kere daha gösterdi ki, ülkenin birliği girişimcinin eline bakıyor. Sadece hayır işleri ile değil, yatırımlarıyla da devletin açığını kapatacak işadamları bu süreçte Erdoğan gibi pratik bir başbakandan hayli kolaylık görecekler.
Neredesin ey zevk?!
Ne var ki hızlı bir dönüşüm için çok daha fazlasına muhtacız.
Elli altmış yıllık devlet manzaramız görsel eziyet mekanizmalarından oluşuyor. İktidarın çabaları da devletimizin henüz kökten yenileyici bir ruh yansıtmasına yetmiyor.
Bingöl'deki Sabah İlköğretim Okulu binası bunun mücessem belgesi.
İçeri giriyorsunuz; neredeyse beş yıldız ölçeğinde kalite göz kamaştırıyor. Hem çağın teknik donanımı açısından, hem de inşaat malzemesi mükemmel.. En zoru işçilik bile devlet binalarından ileri.
Kısacası okul içeriden 2000'li yılların okulu; dışarıdan ise mimari çizgi açısından hala 1960'ların ilkel, abus, zevksiz devlet kamburu! Binanın dışı devletin hangi yüzyılda, içi de özel sektörün hangi yüzyılda olduğunu gözler önüne seriyor.
Sayın başbakana dilekçemdir
Devletin hiç değilse "imaj" olarak kendisini sorguladığını gösterin; bu yolda da ilk adımı atarak, "paket okul projeleri"ne ve bütün "standart resmi bina" zevksizliğine son verdirmek üzere mimarlık sanatını imdada çağırın!
Allah aşkına biraz estetik kaygı!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|