kapat
17.10.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

İki zirve

Sezer ve Erdoğan dünyanın iki ucundaki iki zirvede akıl ve sağduyunun sesini duyurmaya çalışıyor.

Sezer, Malezya'daki İslam Konferansı Örgütü zirvesinde. Erdoğan ise Brüksel'deki AB zirvesinde. Ve iki zirvede de kriz rüzgarları esiyor. Brüksel'den başlayalım.

AB'ye üye ve aday 28 ülkenin liderleri Anayasa kavgasına çözüm aramak için iki hafta içinde ikinci kez biraraya geldiler. Ancak Hükümetlerarası Konferans adı verilen Brüksel'deki toplantıda da, Roma zirvesinde olduğu gibi uzlaşma sağlanamadı.

Sağlanması da zor. Zira anlaşmazlık konuları bir değil, iki değil... AB Komisyonu'nun genişlemeden sonraki yapısı, Avrupa Parlamentosu'nun oluşumu, başkanlık sistemi, karar mekanizmaları, hatta yeniden ısıtılmak istenen Anayasa'da Hıristiyan değerlerine gönderme yapılması gibi birçok başlıkta AB üyeleri cephelere ayrılmış durumdalar.

Özellikle karar mekanizmalarının işleyişiyle ilgili derin görüş, daha doğrusu çıkar ayrılıkları, AB'yi parçalanmanın değilse bile tıkanmanın eşiğine getirmek üzere. Sorun, İspanya ve Polonya'nın Nice Antlaşması ile kazandıkları İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya ile hemen hemen eşit oy hakkının Anayasa taslağıyla tırpanlanmasına karşı çıkmalarından kaynaklanıyor.

Kavga o kadar büyüdü ki, sonunda İspanya ve Polonya "Ya Nice ya ölüm" sloganıyla resti çektiler. Buna AB'nin kurucu 6 üyesi ile İngiltere "Ya Anayasa ya ölüm" restiyle karşılık verdiler. Daha da ileri gittiler AB bütçesinden yardımı kesme tehdidinde bulunarak asileri can evlerinden vurdular İspanya zenginleşmesini AB'ye borçlu, Polonya da zenginleşme hayallerini AB'ye bağladı.

Erdoğan herhalde bu kavgayı zor gizlediği bir gülümsemeyle izlemiş olsa gerek. Çünkü -bir başka yazıda anlatırız- AB Anayasa taslağındaki karar mekanizmaları sistemi, Türkiye'nin ekmeğine yağ sürüyor. Tabii tam üye olduktan sonra.

İslam ve çağdaşlık
Malezya'nın yeni idari başkenti Putrajaya'da toplanan ve Türkiye'yi Sezer'in temsil ettiği İslam Konferansı Örgütü zirvesine ise bir dizi sıkıntının koyu gölgeleri düştü Müslüman dünya ile Batı arasındaki düşmanlık duygularının tehlikeli boyutlarda artması, İslam ile terörizmin birlikte anılması gibi... 1.3 milyar nüfuslu İslam aleminde bu sorunların keskinleştirdiği kimlik bunalımı, konuşmalara da yansıdı.

Örneğin ev sahibi Malezya Başbakanı Mahatir Muhammed, aşırı dincileri "düşünen insan"a karşı çıkmakla suçladı. "Bilim ve matematiğin öğretilmesi konusunda cesaretimiz kırıldığı için bugün kendi silahlarımızı geliştirecek güce sahip değiliz" diyen Muhammed, "Müslümanlar; aşırı dincilerin bilimsel gelişmelerin İslam'a karşı olduğu öğretilerine kanmayın" çağrısı yaptı. Muhammed üç ay önce de "Bugün uyguladığımız İslam dinimizin yanlış ve kötü bir yorumu" demişti.

Mısır'dan Afganistan'a, Katar'a kadar birçok ülkenin lideri bu görüşe destek verdiler ama çıkış yolunu gösteren Sezer oldu

"Temel bir tercihle karşı karşıyayız; ya ev ödemizi yapmayarak bugünkü konumumuzla yetineceğiz ya da kendimizi sorgulayıp cesur kararlar alacak ve İslam dünyasının çıtasını yükselteceğiz."

Dışişleri Bakanı Gül de birkaç ay önce Tahran'daki İslam Konferansı Örgütü toplantısında benzer uyarıyı yapmış, "Ya değişeceksiniz ya çökeceksiniz" demişti.

İslam'da reform zorunluluğu konusunda devletin zirvesinde tam uyum var.

Mesajlarınız için: esafak@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır