|
 |
|

Dinimizi değil dindarlığımızı değiştirmeliyiz
Türkiye modern Müslüman tipini üretmeli. Din işinin topluma bırakılması fantezi. Sivilleşme uğruna çok büyük sorunlar çıkabilir.
Başbakan Erdoğan, bana açıkça "Biz bu işlere karışmayız. Sizin kendi işiniz" dedi. Avrupa, İslam konusunda adım atacaksa tek alternatifi Türkiye. Diyanet İşleri Başkanı'nı ilahiyat fakülteleri ve Diyanet İşleri Yüksek Kurulu uzmanları seçmeli.
Atlama tartışmalarına sahne olan Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan, modern müslümanlık, imam hatip tartışması, türban sorunu, din siyaset ilişkileri konusunda 'bomba' gibi açıklamalar geldi. "Ben, post modern Diyanet İşleri Başkanı'yım. Liberal ve demokratım" diyen" Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu, Türkiye'nin modern Müslüman tipini üretmesi gerektiğini belirtti. Diyanet İşleri Başkanı, bir grup gazeteci ile düzenlediği tanışma toplantısında, vizyonunu ve misyonunu şöyle yansıttı
* Modern Müslüman tipi; Modernlikle bilimle din alanı arasında çatışma yok. Dinde reform olmaz. Dinin kitabı, öğretisi bellidir. Dininin değil, dindarlığımızın sorgulanması ve günün şartlarına göre modernize edilmesi gerekir. Modern Müslüman tipini üretmeliyiz. İnsanların dini bilgilerini sarsmalıyız, kirlerini, paslarını dökmeliyiz. Din olarak gördüğü şeyin, tarihi bir döneme ilişkin algılama olduğunu, dinin bunun ötesinde olduğunu anlatmalıyız. Bu çağın dindarlığını yeniden kurmalıyız.
* İmam hatip formülü; Cumhuriyet'in çok önemli bir projesi vardı. Her köye bir öğretmen ve imam gönderilmesiydi. Çok doğru bir yaklaşımdı. Öğretmen ve imam, birbirleriyle çelişen değil, birbirini destekleyen roldeydi. Köye imam göndermezsek ne olur? İnsanlar camilerini kapatmaz. Buğday, arpa verip, hoca efendi görünümlü bir insana cüppe giydirirler. 5-6 sene sonra o köyde farklı bir manzara görürsünüz. Devlet, çocuklara ilköğretim çağında dini bilgi vermek zorunda. Dini yok sayarsak, çocukların eğitiminde ciddi bir toplumsal sıkıntıyla karşılaşırız. Birinci katta, penceresi olan katta eğitim vermezseniz, bu insanlar bodrum katta eğitim alır. Devlet bu eğitimi sağlıklı bir şekilde verirse, ailelerin o eğilimi de azalır. Böylece alternatif kurumlar kendi mecraına girer.
* Türban sorunu Dindarlığın modernleşmesiyle, karşılıklı güvenin oluşmasıyla, dinin ticaret aracı olmaktan çıkarılmasıyla, bu sorun çözülür. Bugün bizatihi bir hanımın başını kapatması değil, yan sebepler tartışılıyor.
* Sezer ve Erdoğan'ın sözleri; Türkiye'nin din politikasını gözden geçirmesi lazım. Siyasetçilerin din alanına, dininin de siyaset alanına karışması tehlikelidir. Siyasetçilere hep rica ettik. "Telefonlarınıza cevap veririz ama dediklerinizi yapmayız" dedik. Başbakan Tayyip Erdoğan, bana açıkça "Biz bu işlere karışmayız. Sizin kendi işiniz. Ben Diyanet İşleri Başkanı'nın Başbakan'a saygı duymasından bile rahatsız olurum" dedi. Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de "Bu, siyaset işinden uzak durunuz" mesajını verdi.
* Model ülke; Avrupa, İslam konusunda adım atacaksa tek alternatifi Türkiye. Mısır, Libya, İran, Suudi Arabistan, Avrupa için sorun açar. Siyasal laik yapımızda din ile modern hayatın gereklerini özdeşleştirmiş durumdayız. Türkiye, İslam ülkeleri arasında farklı bir yere sahip. Ancak Avrupa, Türkiye'nin din konusunda geldiği modern noktayı bilmiyor. İlahiyat fakültelerini tanımıyor. Yayınları Türkçe yaptığımız için batıya açılmakta geç kalmışız. Türkiye'deki dini bilgi birikimine gerek İslam dünyasının gerekse batının ihtiyacı var.
* Postmodern Diyanet İşleri Başkanıyım; Liberal ve demokratım. Ancak 60 bin kişinin ağzına sahip olmak çok zor. Herkes bir yerde bir şeyler söylüyor. Sendika işi bize yakışmıyor. Sana ne. Camia bölünüyor, birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Grev yaparız, cenaze namazı kılmayız, yıkamayız deniliyor. Densiz bir adamın işi. İnsanları boş bırakınca saçmalıyor. Bunu Diyanet'e mal etmemek lazım.
'Postmodern bir Diyanet Başkanıyım'
Prof. Bardakoğlu Diyanet İşleri Başkanlığı'nın sivilleşmesi, Diyanet ile Alevilik arasındaki ilişki ve İslam ülkelerinin durumuyla ilgili olarak da şunları söyledi Diyanet İşleri Başkanlığı Diyanet bir yönüyle sivil kuruluş, bir yönüyle özgür ve özgün bir kuruluş, bir yönüyle de kamusal hizmet gören bir kuruluş. Osmanlı tecrübesiyle Cumhuriyet tecrübesi örtüşüyor. Osmanlı'da da devlet dine müdahale etmemiş, ancak din adamlarının dediği de olmamış. Hatta kendi alanlarının dışına çıkmışsa, hadleri bildirilmiş. Din konusunda ne söyleyeceğimizi biz belirleriz. Kimsenin yönlendirmesiyle hareket etmiyoruz. Bilimsel bir kurum olmaya çalışıyoruz. Din işinin topluma bırakılması, devletin elini çekmesi, batıdaki kilise vergisi benzeri şeyler fantezi. Sırf sivilleşme uğruna katlanacağımız çok büyük sorunlar olabilir. Dinin, sevgiyi sağlayan unsur değil de çıkarı savunanların bir argümanı olması riski var. O nedenle makul sivilleşmeden yanayız. Örneğin Diyanet İşleri Başkanı'nı İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet İşleri Yüksek Kurulu uzmanları seçmeli. Örneğin ben atanmış olmaktan çok da sevinçli değilim.
* İslam ülkeleri; İslam ülkeleri bir eşikte. Soru şu Din işini devlet işine karıştırarak işleri karman çorman etme yoluna mı gidilecek, yoksa Osmanlı ve Türkiye tecrübesinde olduğu gibi herkes kendi işini mi yapacak?
* Araştırma Kurumları Kurulacak; Ürettiğimiz hizmet hesap verebilir olacak. Nasıl bir din hizmeti sunuyoruz? Toplum nasıl algılıyor? Bunları araştıracağız. O bölgenin din haritasını çıkaracağız. Tıpkı bir doktor gibi, kime, ne götüreceğimizi bileceğiz.
* Diyanet ve Alevilik; Diyanet İşleri Başkanlığı bir Sünni kuruluş değil. Ancak bu noktada görüntüyü haklı kılacak işaretler var bunu düzeltmeliyiz. İslam üst kimliğinde buluşan, kucaklayıcı ve kuşatıcı bir yaklaşımı benimsemeliyiz.
Okan MÜDERRİSOĞLU
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|