|
 |
|

EMRE AKÖZ
Seni gidi düşüncesiz eşekarısı!
Gayet ciddi bir kitabı okurken hiç katıla katıla güldüğünüz oldu mu? Geçen gün benim başıma geldi.
Marian Stamp Dawkins'in TÜBİTAK Yayınları'ndan çıkan 'Hayvanların Sessiz Dünyası' adlı kitabını okuyordum. Oxford Üniversitesi hocalarından Dawkins bu yapıtında hayvanlarda bilincin olup olmadığını araştırıyor. Bu arada cevap aradığı sorulardan biri de 'düşünmenin' ne olduğu. Peki ya 'düşünce' yoksunluğu nasıl bir şey? İşte beni güldüren olay buna ilişkin...
****
Fransız böcekbilimci Jean Henri Fabre basit ama önemli bir deney yapıyor. Kahramanımız Kazıcı dişi eşekarısı.
Söz konusu eşekarısı bir çekirge avlıyor. Sonra bunu yiyeceklerini sakladığı deliğin önüne getiriyor. Çekirgeyi anteni deliğin girişine değecek biçimde dışarıda bırakıp deliğin içini kolaçan ediyor. Ardından da müstakbel yiyeceğini deliğin içine sokuyor.
İlk bakışta dişi eşekarısında bir 'düşünce' kırıntısı olduğunu sanabiliriz. Öyle ya... Yiyeceğini getirdi, deliği kontrol etti, sonra da yiyeceğini yerleştirdi.
Böcekbilimci Fabre ise ona bir sürpriz hazırlıyor. Hayvan deliğe girdiğinde çekirgeyi üç beş santim öteye itiyor. Eşekarısı çıkıyor, bakıyor ki çekirge bıraktığı yerde değil... Onu tekrar anteni deliğin girişine değecek biçimde çekiyor. Sonra deliği tekrar kontrol ediyor. Dışarı çıkıyor ki... Hınzır Fabre aynı numarayı bir kez daha yapmış Çekirge eski yerinden üç beş santim ötede durmakta!
Haydiii, aynı işlem tekrarlanıyor Çekirge tekrar çekiliyor. Yine anteni deliğin girişine değecek biçimde dışarıda bırakılıyor. Ve delik kontrol ediliyor.
Bir değil, iki değil; Fabre tam 40 kez aynı oyunu oynuyor. Dişi eşekarısı ise bıkmadan usanmadan aynı hareketleri tekrarlıyor ve bir türlü avladığı çekirgeyi deliğin içine çekemiyor. Sonunda yorulup vazgeçen Fabre oluyor.
****
Kıssadan hisse Kazıcı dişi eşekarısı, bize ilk bakışta bir düşüncesin ürünüymüş gibi gelen davranışlar gösteriyor. Halbuki o sadece basit kuralların bir kölesi.
Ve bir soru Acaba insanların da eşekarısı gibi otomatiğe alınmış davranışları var mı? Mesela bazı ideolojilere körü körüne bağlanmış kişiler...
Türkiye değişti ama Terim aynı Terim
Aslında gündemde Lucescu var. Ancak SABAH zaten bugün hocayı mercek altına aldı. Biz yine dün söz verdiğimiz gibi Fatih Terim ile devam edelim.
****
Önce bir enstantane...
Real Sociedad maçı bitmiş... Star TV'nin muhabiri Fatih Terim'e kötü oynayan futbolcuları ve yenilen golleri soruyor... Terim köpürüyor... "Bana Hakan'ın attığı golü sorun" filan diyerek yayını terk ediyor.
Terim'e neler oluyor?
****
Şov işinde şöyle bir kural vardır "Önemli olan attığın son takladır." Yani geçmişte olağanüstü taklalar atmış olabilirsin. Ama aynı beceriyi bir kere daha ve bir kere daha ve bir kere daha gösterebilmelisin. Çünkü bunun için para alıyorsun ve bu sayede ünlüsün... Taklayı atamıyorsan, burada ne işin var?
Sadece gösteri alanında değil, siyaset ve futbol gibi kitlelerin gözü önünde yürütülen tüm işler böyledir. Geçmişin (maalesef) pek önemi yoktur Hep son 'numara'na bakılır.
****
Benim gördüğüm kadarıyla Terim hâlâ o parlak geçmişinde yaşıyor. "Eskiden yapmıştım, bugün yine yaparım" diye düşünüyor. Canlı yayını terk etmesini bu sebeple örnek verdim...
Bir zamanlar muhabirler Terim'den korkardı. En normal, en olağan soruları dahi yöneltemezlerdi hocaya. Terim'i kızdıran gazeteciler Florya'daki tesislere alınmazdı. Ondan fırça yiyenler çoktu.
Hoca hâlâ "Canlı yayını terk ederim, armut gibi ortada kalırlar" diye düşünüyor. Halbuki izleyici muhabirin bir terbiyesizlik, bir haddini bilmezlik yapmadığının farkında. Muhabir, başta G.Saraylılar olmak üzere, maçı izleyen herkesin zihninden geçen soruları atmış ortaya. 'Başarılı' Lucescu'nun ve 'başarıya yürüyen' Daum'un bu tip sorulara nasıl da aklı başında, makul, sakin cevaplar verdiğini... Bunu yaparken sinirlerine nasıl hakim olduklarını bilmeyen yok. Onların tavrıyla, Terim'in tavrı anında yan yana konuluyor artık. Ve saha içinden sonra, saha dışında da kaybeden Terim oluyor.
****
Fatih Terim'in egosu başarılarla şişti. Bir bakıma normal bir durum bu. Sevinmek, böbürlenmek, 'küçük dağları ben yarattım' edasıyla konuşmak bir yere kadar başarılı olanların hakkıdır. Eyvallah!
Ancak son taklayı da atabilmek değişen koşulları görmek gerekiyor.
1) Türkiye değişti Artık ne medya eski medya, ne de siyaset eski siyaset. Terim'in gizli ya da açık destekçisi olan Mesut Yılmazlar, Mehmet Ağarlar artık başka konumdalar.
2) G.Saray değişti Kulüp mali kriz içinde. Ali Sami Yen 'cehennemi' bitti.
3) Lig değişti BJK'nin Lucescu'su, Fener'in Daum'u, Gençler'in Ersun Yanal'ı var artık. Rakipler çok daha dişli. Bunlara başka şıklar da ekleyebiliriz.
Sonuçta Türkiye eski Türkiye değil ama Terim hâlâ eski Terim. Eğer öyle olmasaydı, "Herkes bana düşman" havasına girmek yerine "Nerede hata yapıyorum" diye düşünürdü. "Ben odundan bile yıldız yaratırım" gibi bir tavra girmez, "G.Saray'ın bu zor döneminde elimizdekilerle yetinmeliyiz" derdi. 2002'de devraldığı takımı hemen şampiyon yapmaya çalışmak yerine 2005'e (G.Saray'ın 100 kuruluş yıldönümü) hazırlanırdı.
****
Herkesin Lucescu'yu konuştuğu bir dönemde Terim hakkında yazmamın sebebi önemli bir 'futbol figürü'nden hareketle 'yöneticiliği', 'planlamayı', 'tecrübeyi' tartışmak. Bundan dersler çıkarmak. Çünkü Terim böyle 'dökülürse' biz Fenerliler mutlu oluruz ama Türk futbolu kaybeder.
TÜYLER ÜRPERTEN BEDDUA
Kadınlı erkekli bir grupla Chelsea-BJK maçını izliyoruz... Herkes mutlu. Derken İlhan Mansız aynı hatayı ikinci kez tekrarlayarak oyundan atılıyor. Ekran karşısındakiler deliriyor. Küfrün, bedduanın bini bir para. Bu arada bir kadının sesi duyuluyor "Yüzün parçalansın inşallah!" Birden gözümün önüne geldi Sadece Türk değil, Koreli kızların da sevgilisi olan 'yakışıklı' İlhan'ın başına gelebilecek en vahim olaylardan biri de bu değil mi? Ne korkunç bir beddua! Duyduğumda tüylerim ürperdi. Kadınlar bazen ne kadar da acımasız oluyor.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|