|
 |
|

MEHMET BARLAS
Bütün mesele Türk toplumunun tadına varmaktır!
Televizyonların sabahları yayınladıkları canlı programlarda, bir an geliyor. Programa konuk hanımların tümü ya da bir bölümü, oynamaya, göbek atmaya başlıyor.
Yaz aylarında "Tavla şans oyunudur. Türkiye'nin halini yansıtır. Her şey iyi giderken, bir zarla her şey kötü gitmeye başlar" demiştim ya..
Televizyonların sabah programları da öyle.
Tam Türkiye gibi..
Programı sunan sanatçı, toplumun ezilmiş, bahtsız, bir kişisi ya da ailesi ile konuşuyor. Herkes ezik ve üzgün, dinliyor anlatılanları. Sonra bir göbek havası başlıyor. Biraz evvel, konuk edilen bahtsız kişinin anlattıklarından perişan olanlar, bir oynamaya başlıyorlar.
Sormayın gitsin!
Erkek baskısı altında oldukları söylenen kadınlarımız, canlı yayında göbek atmaya başlıyor.
Tam Türkiye gibi..
Her şey kötü giderken, bir anda her şey mutluluk verir ya.
Tayyip Erdoğan'ın siyasi ergenliğe ulaşmadan önce yaptığı damardan konuşmaların kasetlerini yayınlayanlar, bir anda ona övgüler düzmeye başlar ya..
Neyse.. Bu işin bir yanı.
Anlamadığım, bu hanımlar bu kadar güzel oryantal dansları, böylesine figürlerle nerede öğrenmişler? Eskiden, radyo günlerinde, sabahları oyun havaları çalardı devlet radyosu. Sabah kahvaltı ve işe gitme saatinde. Hep merak ederdim. Acaba insanlar kahvaltı ederken, radyoda oyun havası çalınca, kalkıp iki göbek atarlar, sonra da oturup kahvaltıya devam mı ederlerdi? Ya da otomobildeki radyoda oyun havası çalıyor. Kandıralı, en kıvrak melodiyi yakalamış.
Ne yaparsınız bu durumda?
Trafikte kırmızı ışık yanınca, hemen kapıyı açıp, yol kenarında iki kıvırır mısınız?
O bebek yaşta kızlar, Asena gibi dansetmeyi kimden öğreniyorlar?
Neticede demek "Oryantal"lik, Türk kültürünün parçası. Ama bu, Edward Said'in işlediği türden bir "Orientalizm" değil.
Bu bizim içimizdeki, oryantal kıvraklık.
Peki acaba, toplumların kültüründeki temel öğretiler ve algılamalar, insanların vücut diline sadece göbek atarken mi yansır?
Ya da, en kederli andan bir saniyede göbek dansına geçiş, beyinle vücut arasındaki ne tür bir bağlantıyı yansıtıyor?
Milliyet'in Popüler Kültür'ünde, Prof. Ünsal Oskay, vücut dillerindeki fark açısından, Tayyip Erdoğan'la Kemal Derviş'i karşılaştırmıştı. Prof. Oskay şöyle demişti
- Erdoğan futboldan, Kemal Derviş tenisten geliyor. Keşke gelmemiş olsaydı. Tenis, Derviş'le seçmen arasına bir mesafe getiriyor.
Burada söz konusu olan, Tayyip Erdoğan'ın "Bıçkın yürüyüş"ü ve Kasımpaşa'lı olması tabii. Prof. Oskay, olayı özetle şöyle yorumlamış
- O yürüyüşler, taraftarlarını elde tutmak için hesaplı yapılmıyor. O oradan geliyor zaten.. Yıllardan beri itilip kakılmış insanların hoşuna gidiyor bu. İbrahim Tatlıses de dün ameleyken, Bugün her şeyin ve kalbimizin de patronu.
Evet... Durum böyle.
"Popüler Kültür"ün bir parçası hanımların Asena gibi dansetmesi, erkeklerin de, Erdoğan'ın bıçkın yürüyüşünde, kendi itilmiş-kakılmışlıklarının üstüne çıkması. Prof. Nilüfer Göle de, Vatan'da Ruşen Çakır'la yaptığı söyleşide, yine "Modern Mahrem"i yorumlarken, şunları da söylüyordu
- Son 20 yıldır ortaya çıkan radikal İslamcı hareketlerin, terör ve teokrasi dışında, farklı bir mecraya girebileceğini, ancak Türkiye'de gözlemliyoruz. Türkiye'den güleryüzlü bir İslam çıkıyor.
Bu da, popüler olmasa bile, kültürle ilgili bir bakış açısı.
Özetle, bir başkadır benim memleketim!
ÅžAKA
Yaşarken yıkanmalı!
Bir Diyanet görevlisi, "Din görevlilerine saldıranların cenazelerini yıkamayız" benzeri bir açıklama yapmış. Bu görevli herhalde "Ölüm Allah'ın emri" tartışılmazını unutmuş. Bence, başkasının ölüsünün yıkanmayacağı konusuna takılmak yerine, kendisi yaşarken bir soğuk duş alıp, sayı ile kendine gelse, daha doğru olur.
SEZER'İN KONUŞMASI
Artık yeni şeyler söylenilmeli!
Cumhurbaşkanı Sezer'in, TBMM'nin yeni yasama yılını açış konuşması, uzun, içerikli ve beklenenlerle dolu bir söylevdi.
Tabii ki her yiğidin kendine göre bir yoğurt yeme şekli vardır.
Ancak bir toplumdaki bütün yiğitler, bütün yoğurtları hep aynı şekilde yerlerse, olayın özelliği kalmaz.
İktidarın gücünün sınırlanması, partizanlık yapılmaması, Cumhuriyet'in temel ilkelerinin korunması, v.b...
Bu içerikli konuşmalar, artık klişeleşti.
Hep tekrarladığım bir Antep özdeyişi var.
- Adamın ağzını büzmesinden, Ömer diyeceği belliydi!
Artık hepimiz kimin ne diyeceğini önceden biliyoruz.
Oysa artık, yeni şeyler de söylemek lazım cancağızım!
"Irak için Birleşmiş Milletler kararı beklenmeli" diyeceğine, mesela Birleşmiş Milletler'in yeni yapısının nasıl olması gerektiğine ilişkin bir proje sunulsa daha hoş olmaz mı?
Hep "Kökten dincilik tehlikesi" denileceğine, "Biz bunu demokrasi ve hukukla aştık" denilse mesela.
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|