|
 |
|

ÖMER LÜTFİ METE
Mutlu azınlığa Kıbrıs şamarı
Erdoğan'ın Kıbrıs'a bakışında Denktaş çizgisinin kesin etkisi dikkatinizi çekmiştir. Öyle görünüyor ki başbakan bu meselede İsa'ya da, Musa'ya da yaranamayacak.
Denktaş çizgisine yakın olanlar alaycı bir dille başbakana "Günaydın, ama çok geç değil mi?" diyecekler. Haçlı bilinci ve "Beyaz Türk" şehveti ile hareket edenler ise kınayacaklar
"Sen de mi Denktaş'çı oldun!"
Oysa Erdoğan'ın bu çizgide bulunması milli bir meselede önemli bir denge gerçeği oluşturuyor. Bu gösteriyor ki; dış güdümlü uzmanların kuşatmasına rağmen yetkililer son tahlilde "Türkiye için doğru olan"da karar kılabiliyorlar. Erdoğan, kendini saran karmaşık cepheye rağmen Kıbrıs'ta işin "merkez medya" tarafından yansıtıldığı gibi "Denktaş'ın saltanat tutkusu" meselesi olmadığını görmüştür. Esasen Erdoğan, iç içe halkalardan oluşan bu cephe yüzünden sadece Kıbrıs konusunda değil, başka alanlarda da hem kendisini, hem ülkeyi sıkıntıya sokabilirdi; halen de sokabilir.
Taç başta, mühür düşmanda
Bu halkalar, her zamanki gibi çıkarcı ve gerçekçi yönelişle, yükselen değer haline gelmiş bir "Erdoğan" marifeti ile dini, siyasi, ekonomik, ideolojik emellerini kovalamaktadırlar. Başkaca bir samimiyet ve dostlukları yoktur. Yola çıkarken Erdoğan'ın yanında olan hakiki dostlar ise gözden düşmüş "yerliler" durumundadırlar.
Hep böyle olur zaten.
Millet ne zaman bir lidere teveccüh etse; köksüz, dış bağlantılı, kendini bu toprakların asli sahibi ve yükümlüsü hissetmeyen "mutlu azınlık" onu kuşatır. Bu, Atatürk'te, İnönü'de, Menderes'te, Demirel'de, Özal'da böyledir.
Şimdiki "mutlu azınlık" temsilcilerinin bir kısmı "İslamcı" ailelerin çocukları da olsalar, eğitim ve donanım sürecinde uzandıkları bağlantılar sayesinde "küresel çete"nin Türkiye şubesi memuru olmuşlardır. İslamcı geçmişlerinden onlara kalan, sadece "milliyetçiliğe, ırkçılığa karşı olmak" anlamındaki ümmetçiliktir. Kaldı ki onu da, "mikro-bik ırkçılık" söz konusu olduğunda rafa kaldırır; bal gibi Kürtçülük, Gürcücülük, Çerkezcilik yaparlar.
Başbakan Erdoğan'ı bu köksüz ve karışık "seçkin yakın çevre"den ötürü tek kalemde mahkum etmek, sorumluluktan kaçmak demektir.
Kemal-i afiyet: gaflet, dalalet, ihanet
Dün Padişah'a en yetenekli şehzadeyi katlettiren, bugünün başbakanına Kıbrıs'ı budattırmak isteyen "mutlu azınlık", Erdoğan'ın "has bahçe kadrosu"na girip hakimiyeti ele geçirirken yerli dinamikler nerededir? Erdoğan'ı "karşı taraf"ın kucağına düşürecek düşmanlıklar içinde!!! And olsun ki; Erdoğan'a muzır müttefikler ve gayr-i milli çevre edindiren, onu duvardan yukarı tırmanmaya zorlayan; gaflete, dalalete ve ihanete boğulmuş bir kısım Kemalistlerdir. Türk'ün bu saf hali devam ettikçe, Osmanlı'da olduğu gibi yerli ve milli kadroların "taşra" mahkumiyeti sürecektir.
Sermaye, iletişim ve sanat köksüz mutlu azınlığın tekelinde kaldıkça; değil Erdoğan'ı, Fatih'i veya Atatürk'ü geri getirseniz yine de gerçek iktidar, bu toprakların dışındakilere hizmet edecektir. Böyle bir "işgal" ortamında Erdoğan'ın Kıbrıs için Denktaş gibi konuşmasına, "gecikmiş" diye burun kıvırmamalı, bardağın yarı yarıya dolu oluşuna bakmalı.
Erdoğan'ın mutlu azınlığı mutsuz etmesi az şey değil.
"Efendim KKTC ve yolsuzluk....."
Bırakın bunları kursağından haram girmeyenler sorgulasın; yabancı gizli servislerden maaş alanlar ve onların dümen suyuna takılanlar değil!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|