|
 |
|

İLKER SARIER
Türkiye'nin "özel" sektörü yarı-resmidir
İşverenin cebinden çıkan her 100 liranın, sadece 58 lirası işçinin cebine giriyor. 42 lirası, devletin cebine giriyormuş...
Uzmanlar böyle diyor.
Fakat ben, bu oranın, fifty fifty olduğunu düşünüyorum.
Bakalım öyle mi değil mi?
Yunanistan'da brüt ücretten kesintiler toplamı, yüzde 17. Bunun vergisi yüzde 1, sosyal sigorta katılım payı ile yüzde 16...
Türkiye'de bu rakam yüzde 30.
Yüzde 15'i vergi, yüzde 15'i de sigorta katılım payı...
Şimdi gelin bizdeki kazanç cehennemini analiz edelim Yoğun ve yaygın işsizlik nedeniyle bu ülkede "bir iş sahibi" olmak bile lütuf sayıldığı için, hiç kimse eline geçen net ücretin, müesseseye kaça patladığına bakmaz... Bakmanın da bir yararı yoktur zaten...
Çalışan insan, eline geçen ücretin düşüklüğünden inler; işveren ise, bir tek kişiyi bile "istihdam" ettiği anda, müessesenin kasasından ödenen "fahiş" paradan dolayı inim inim inler.
Güya "çıkarları çatıştığı" zannedilen iki taraf da, emek ile sermaye, kocaman çelik bir "pres" tarafından ezilmektedir.
Vergi ve sigorta kesintileri presi... Türkiye'de, 300 milyon lira net aylık ücretin müesseseye "kadro maliyeti" tamı tamına 497 milyon liradır.
Biraz daha iyi bir ücreti örnek alalım Aylık 1 milyar 200 milyon lira net ücret için, müessesenin cebinden çıkan para (kadro maliyeti) 2 milyar 13 milyon lira...
Demek ki elimizde üç kavram var. Birincisi, net ücret, yani çalışanın eline geçen...
Bu para, 1 milyar 200 milyon lira diyelim...
İkincisi, brüt ücret
Müessesenin genel ödeme yükü 1 milyar 661 milyon lira...
Üçüncüsü de kadro maliyeti
Bu para ise, 2 milyar 13 milyon lira...
Brüt ücretin içinde neler var
Gelir vergisi, SSK işçi kesintisi, Damga vergisi ve işssizlik sigortası işçi payı... Kadro maliyetinde ise, SSK işveren payı, işsizlik sigortası işveren payı bulunuyor.
Hesaba yıllık bakıldığında vaziyet daha da vahimleşiyor Yılın ilk ayında, 1 milyar 200 milyon liralık net ücret için 2 milyar 13 milyon lira olan kadro maliyeti, son ayında, 2 milyar 287 milyon liraya çıkıyor.
Aylık, 274 milyon lira daha ağırlaşıyor.
Toplama gelince
1 milyar 200 milyon lira aylık alan bir insan, yılda 13 milyar 200 milyon lira kazanmış oluyor.
Ama bu kazanç için, müessesenin kasasından 26 milyar 63 milyon lira çıkıyor.
Demek ki neymiÅŸ?
Çalışan 13 milyar kazanırken, müessese 26 milyar lira ödüyor...
Tam iki katı...
Yani fifty fifty...
Sonuç
Hem ücretli hem de işveren, birlikte "devlete çalışmaktadır"
İstihdam yetersizliğinin, işsizliğin, kayıtdışının ve dahi ödenemeyen sigorta borçlarının temel sebebi budur.
Türkiye'de özgür bir "özel sektör" yok ki... Bizim özel sektör "yarı resmi" bir yapıda. Çünkü devlet, bütün özel sektöre ortak. Üstelik de imtiyazlı bir ortak.
Riske ortak değil ama üretime ve kazanca ortak... Bu ne kadar büyük bir adaletsizlik, düşünsenize!..
Riske hiç ortak olmayan biri, kazancın bu kadar büyük bir payına ortak olabilir mi?
Herhangi bir kredi, devlete geri dönmediği veya "dönemediği" zaman hep birlikte damgayı yapıştırıyoruz
Vay hırsızlar vay, diye...
Dönmeyen kredi, "devletin riske ortak olması" değil midir neticede? Bal gibi öyledir...
"Yatırıma yönelmiş" her kuruş kredi, aslında Türkiye'ye hizmettir.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|