|
 |
|

SAVAŞ AY
Gece muhabirleri polise hasım mı?..
Siz, biz uyurken hayat da uykuya çekilmiyor elbet. Bin türlü melanete, sancıya, itiş kakışa ya da tam tersi, coşkuya, sevince gebedir geceler. Ve her gün ne olaylar, ne vukuatlar doğar anaç gecelerden. Peki mışıl saatlerimiz, kan uykularımız esnasında olup biteni kim gözlüyor, kim görüntülüyor? Yani hangi emek yoğun haber hamalları tırnaklarını hayata geçirip oradan süzdükleri 'haberlik' olayları taşıyor doğan güne? Kim olacak; elbette gece muhabirleri. Gencecik fidanlar karanlıklarla sarmaş dolaş, kentin bir ucundan bir ucuna 'habersiz kuş uçurtmazı' haline geliyorlar, hem de neler pahasına...
Atlamamak sendromu...
Aralarında tekil başına, serazat, hür delikanlılar da var, evde gencecik eşini, bebesini bir başına koyup geceye kulaç atanlar da. Ve her biri hiçbir detayı "atlamadan" yüzleri ak nasıl çıkacaklarının hesabındalar şefleri, müdürlerinin karşısına.
İşte bu kardeşlerin, haberci aleminin bu ağır işçilerinin başına 'bir şeyler' musallat oldu bu günlerde. Ortaköy'deki o elim trafik polisleri cinayeti olayından sonra fatura neredeyse gazetecilere kesildi. Özellikle de gece habercilerine. Nerede bir polisiye olay varsa; kameralar, fotoğraf makineleriyle hemen orada biten genç habercilere polis arkadaşlar; sanki intikam barajı kuruyor. İten kakan, hırpalayıp söven, iş yapmalarını engelleyen bir pres başladı.
Tekinsiz gidişat!..
Bu gidişin sonu hayırlı gelmez iki meslek grubu için de. Herkes işini yapacak, kimse kimseyi engellemeyecek. Başta Sayın Cerrah Müdür olmak üzere tüm ilçe emniyet müdürlerine rica ediyorum. Gazetecilerin polislere hasım olmadığını, aradaki soğuklukların tırmandırılmamasını anlatın lütfen kadrolarınıza. Hele de fiziki güç kullanarak habercilere engel çıkarılmasını süratle men edin. Sempatik olmanın da, anlaşılır olmanın da, manevi ittifakın yolu da hot zottan değil, hoşgörüden geçer unutmayın...
Dar sokak yangınları!..
Geçen hafta sonu sabaha beş kala fena yandı Tarlabaşı. Dar labirentlerin arasında yoksul yurttaşların barındıkları çok katlı çok yorgun bir bina ansızın alev alev oldu. İlk anonsu duyup gittiğimde sabah saat 4.30 filandı. Baktım; her katta birkaç kişi, yoğun alev ve dumanla can pazarında. Kadını erkeği çocuğu korkulu, umutsuz, küfürbaz hallerdeler. İtfaiye çabuk geldi şükür ki. Lâkin sokaklar öylesine dar, öylesine geçit vermez hallerde ki, kolaysa yanaştır merdivenli aracı ve al alevlerden o insanları.
Ölüme atladı
Dakikalar ilerliyor, yangın büyüyor, mahsur kalanların hali giderek daha da can acıtıyordu. O panik, o telaş arasında 'dur yapma etme, atlama!' seslerine kulak tıkayan bir yurttaş alevlere teslim olmamak için attı kendini camdan aşağıya. Derhal ambulansa alındı, hastaneye yollandı ama duyduk ki yolda ölmüş ne yazık...
Sonra epey bir kargaşa çıktı ortalıkta, duyup gelenler, seyre girenler, polisler, gazeteciler ve yediden yetmişe herkesler bin bir ayağın pabucu ettiler sokağı. Otoriter ve deneyimli bir itfaiye kumandanı işe el koydu biraz "sulu" bir yöntemle de olsa dağıttı kalabalığı. Tam merdivenli araç girip, sepetini yükseltiyordu ki, inanılmaz bir özveriye içeri koşan 7-8 itfaiyeci o cehennemden sırtlayıp aldılar kim varsa.
Tenteler süs mü başkan?
Önce kadınlar ve sakatlar, ardından erkekler... Daha fazla can kaybı olmayışına derin bir oh çekti herkes. Ama önemli bir ders olup oturdu belleğimize bu fotoğraflar. Mutlaka bir çare bulunmalı, facialara davetiye çıkarmamak için o kadar küçük sokaklara da girecek alet edevat alınmalı. Bu arada İtfaiye Daire Başkanımıza da bir sorum olacak. Sayın Başkan kurtarma tentesi ya da hava yastığı böyle bir ortamda, böyle bir zamanda açılmazsa ne zaman açılır? O türden ekipmanınız itfaiye bayramlarında göz boyayan animasyon süsü müdür?..
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|