|
 |
|

EMRE AKÖZ
Tuğrul Şavkay ve 'Dil Devrimi'
Biliyorsunuz yeme-içme alanında uzman olan, gurme Tuğrul Şavkay henüz 52 yaşındayken vefat etti. Dün burada Şavkay'ın az bilinen bir yönünden bahsedeceğimi belirtmiştim.
Gizli bir şeyden söz etmiyorum aslında. Hem yakınları, hem de kitap dünyasını takip edenler biliyor Tuğrul Şavkay üniversitede sosyoloji eğitimi almıştı. Bu alanda 'doktor'du. Tezi ise 'Dil Devrimi' üzerineydi. Bu tez 'Dil Devrimi' 2002'de yayınlandı (Gelenek Yay.)
****
Bugün Türkçe'nin erozyona uğradığını... Genel olarak Batı dillerinin, özel olarak da İngilizce'nin istilası altında olduğunu söylüyoruz. Bu konuda en çok yakınanların başında kendini 'Kemalist' ya da 'Atatürkçü' olarak tanımlayanlar geliyor.
Şimdi, Şavkay'ın kitabından hareketle, bu yakınmanın içinde 'tarihsel bir ironi' olduğunu göstereceğim. 'Dil Devrimi'nde Şavkay'ın öne sürdüğü tezlerden biri de şöyle
"Türk dilinin sadeleştirilmesi meselesine gelince... Bu dönemde yapılan faaliyetlerin önemli bir kısmının ilk ve orta mekteplerdeki terimlerin sadeleştirilmesi olduğu görülür.(...) Bu faaliyetlerin dışındaki girişimlerden ise, dilin sadeleşmesi, ilk zamanlarda -tıpkı terimler alanında olduğu gibi- Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçe'den tasfiyesi olarak anlaşılması gerekir. (...) Buna karşılık, Kemalistler'in 'kültür dilleri' adını taktıkları Batı dillerine Türkçe'nin kapıları neredeyse sonuna kadar açılır." (Şavkay kitapta bu tutumun örneklerini bol bol veriyor.)
İşte 'ironi' dediğim bu 'Eski' Kemalisler, Türkçe'yi Arapça ve Farsça kelimelerden arındırmaya çalışırken, aynı anda Batı'dan gelen kelimeleri bir sorun olarak görmediler. 'Yeni', yani günümüz Kemalistleri ise tam da bundan yakınıyor. Neredeeen, nereye!
Tecrübe çok pahalıdır
Gelin önce haberlere bir göz atalım. İlk haber F.Bahçe İkinci Başkanı Nihat Özdemir'e ait bir söz "Başarının sırrı antrenör seçimindeymiş."
İkincisi ise değil maça çıkmak, bazen yedek soyunma fırsatını daha bulamayan F.Bahçeli futbolcuların listesi Rebrov, Erhan, Hakan, Alper, Mahmut Hanefi, İsmail...
Bu iki haberi bir araya getirdiğimizde ne görüyoruz?
****
Çok değil geçen yıla kadar F.Bahçe başkanları parayı bastırıp beğendikleri parlak futbolcuları toplardı. Yönetim açısından bu oyuncuların en önemli özelliği tribündeki seyirciyi coşturacak tipler olmasıydı. Böylece başkanın şanı yürüyecekti.
Futbolcular toparlandıktan sonra da bunların başına bir teknik direktör dikilirdi "Hadi bakalım hoca, sana en iyilerini aldık, şunları bi'güzel çalıştırıp bizi şampiyon yap."
Bu zihniyetin en vahim örneğini geçen yıl Ortega olayında gördük. Avrupa'da dikiş tutturamayan bir Arjantinli yıldız alındı ve onu hiç mi hiç istemeyen, ikinci sınıf bir Alman hocanın kucağına bırakıldı.
Halbuki dev bir sektör haline gelen futbolun yönetimi artık başka bir bakış açısını gerektiriyor. Kulüp yönetiminin görevi futbolcu seçmek değil. Planlama yapmak... Peki neyi planlayacaksın?
Sayalım 1) Kulübün tarihine, kurum kültürüne, taraftar ve üye yapısına uygun bir çizgi belirleyeceksin. 2) Bu çizgiye uygun bir teknik direktör getireceksin. 3) Hocaya, "Bütçemiz bu kadar, kimi almamızı istersin" diye soracaksın. 4) Hocanın rahat çalışması için gerekli maddi ve manevi ortamı sağlayacaksın. 5) O hoca gittikten sonra, yine aynı havada, yani genel çizgine uygun bir başka hocayı bulup getireceksin.
Peki böyle davranmazsan ne olur? İşte ikinci haberin anlamı burada Farklı ekollerden hocalar gelir, gider... Bu sırada sürüyle işe yaramayan futbolcu elinde birikir. Üstelik oynamadıkları için fiyatları da düşmüştür. Yok pahasına satarsın.
Eğer Aziz Yıldırım bu ilkeleri başkan seçildiği ilk dönemde yürürlüğe koysaydı... Şimdi elinde belli bir oyun tarzına sahip muhteşem bir F.Bahçe olurdu; harcanan paraların çoğu da cebinde kalırdı.
İşte ancak bunca kayıptan sonra Nihat Özdemir o lafı etmiş. Ne diyeyim Tecrübe çok pahalıdır!
'Hayatı Okumak'
Gazeteye geldiğimde aldım mesajı 10-19 Ekim tarihleri arasında CNR'de düzenlenecek olan II. İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı'na bizim gazete de katılıyormuş. Bu vesileyle 'Hayatı Okumak' başlıklı bir sohbet dizisi düzenlenmiş. Başta Sabah yazarları olmak üzere grupta çalışan arkadaşlarımız yer alacakmış.
Konular Medyada kadın, Sinemayı okumak, Yemek ve yaşam kültürü, Medyada gezi, Mizah dünyayı nasıl okuyor, Haberi okumak, Siyaseti okumak, Aşkı okumak, Ekonomiyi okumak, Sporu okumak...
Gerçekten çok hoş konular. Peki benimle ilgisi nedir? İki söyleşiye katılmam Aşkı okumak ile Yemek ve yaşam kültürü...
Mümkün değil!
Bir kere, burada da defalarca yazdığım gibi, özel haller dışında, aşk konusuna girmiyorum. Çünkü o konuda söyleyeceğim her şeyi yıllar önce söyledim. Bitti. Sıkıldım. O defteri çoktan kapadım.
Yemek ve yaşam kültürü sohbetine de katılmam imkansız. Niye mi? Çünkü panelin yapılacağı 11 Ekim Cumartesi günü o saatlerde Türkiye-İngiltere milli maçı için Şükrü Saracoğlu stadında olacağız. Sadece maçı düşünüp maçı konuşacağız.
Sabah'ın halkla ilişkiler müdürü Esra Dalgıç'a bunları söyledim. Bunun üzerine, "O halde siz bir tema belirleyin, biz de o konuda bir sohbet toplantısı düzenleyelim" demez mi! Al başına belayı...
Şimdi düşünüyorum Bir obur, bir pis boğaz gibi davranan; hemen her konuda disiplinsiz, düzensiz, plansız, programsız bir biçimde okuyan maymun iştahlı bir kişi neyin hakkında konuşmak ister?
Bilmiyorum... Bilmiyorum...
SAMET AYBABA'YA BU YAPILIR MI?
Geçenlerde sahaya şemsiye vs. atan kendini bilmez, takımını düşünmez F.Bahçe taraftarlarını eleştirmiş, ayrıca "Lucescu'nun bizim taraftarımız diğerlerine göre daha eğitimlidir" sözünü de yorumlamıştım. Bunun üzerine BJK'li dostlarımız ve okurlarımız mesajlar gönderdi. Özetle "BJK taraftarı centilmendir" dediler. Peki ya Trabzon'un hocası, eski BJK'li futbolcu Samet Aybaba'ya edilen küfürler ne oluyor? Ayıp değil mi? Chelsea karşılaşmasında gönlümüz ne kadar BJK'nin yanındaysa, aynı derecede de o küfürlere karşıyız. Biline!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|