kapat
01.10.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

MEHMET BARLAS


YSK acele ederse yanlış karar alır!

Aman acele etmesinler!. Yüksek Seçim Kurulu'ndan, DEHAP'la ilgili duruma ilişkin karar bekleyenleri uyarıyoruz.

Acele işe şeytan karışır.

Tizi reftar olanın payine damen dolaşır.

Acele giden, ecele gider.

Ağır ol molla!

Böyle "Hızlı karar verin" diye baskılarla, YSK acele etmeye itilir ve iki ayakları bir pabuca sığdırılmaya zorlanırlarsa, hata yaparlar.

Ayrıca, ulusal ve siyasal kültürümüzde aceleye hiç yer yoktur.

Biz, aynı sorunları, hiç sonuca bağlamadan 100 yıl tartışabilecek yetenekte bir toplumuz.

Başka ülkelerde yüksek enflasyon, taşınamaz bir olaydır.

Biz, yüksek enflasyonu, bir yaşam tarzı olarak benimseyip, 30 yıl sürdürürüz.

Başka ülkelerde bir dış politika sorunu, çözümsüz olarak ve sıcak savaşa dayanacak ölçüdeki bir kriz konusu niteliğinde, çok uzun sürdürülmez.

Biz, Kıbrıs Sorunu'nu, 20'nci yüzyıldan 21'inci yüzyıla, olduğu gibi taşıyabiliriz.

Bir ülke Avrupa Birliği'ne girmeye niyet etti mi, gereken her şeyi yapar. Örneğin 1991'de komünizmden çıkan Doğu Avrupa'lılar, 2003'te demokratik ve serbest ekonomi modeli içinde, AB'ye üye olurlar.

Biz ise, 1964'te Ankara Antlaşması'nı imzalarız ama 2003'te aday bile olamayız.

YSK, karar almak için asla acele etmemeli.

Ayrıca, 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarını kesin karara bağlamak için, 3 Ekim 2003 tarihi çok erkendir.

Daha 14 Mayıs 1950'nin seçim sonuçlarını kabul ettik mi ki?

Bırakın 1950'yi!..

1946'da, çok partili seçime geçişi mi kabul ettik ki?

Hala, 1930'lardaki tek partili, tek sesli düzenin meşruiyetini kabul edenler yok mu?

Neden acele etsin ki YSK?

Yargı, hukuku evrensel gerçeklerin ışığında nefes nefese yorumlasaydı, Tayyip Erdoğan 3 Kasım seçimleri ile milletvekili olurdu.

Düşünebiliyor musunuz böyle bir hatayı?

Erdoğan 3 Kasım seçimlerinde milletvekili olsaydı, şimdi Başbakan olurdu.

Aslında Demokrat Parti de, 27 Mayıs 1960 darbesi ertesinde, bir sulh hukuk mahkemesi kararı ile kapatılmamış mıydı?

Demirel, Ecevit, Baykal, Erbakan gibi isimler de, 1982 Anayasası ile "Siyasi yasaklı" değiller miydi?

Onlar yasaklı olmasalardı, kimi cumhurbaşkanı, kimi başbakan olabilir miydi?

Demek, YSK'nın acele etmesi ve hukuksal doğruyu, adaletin hassas terazisinde tartması, hiç gerekmez.

Burası Türkiye.

Burada, telaşı olan acele eder.

Annenizin karnında bile 9 ay 10 gün beklerken, neden YSK'yı "Acele et" diye sıkıştırırsınız ki?

Yangından mal, sandıktan seçim mi kaçırmak istiyorsunuz siz?

ŞAKA

Rastlantı ama..
Milliyet'te Melih Aşık hatırlatmış..

CHP lideri Deniz Baykal, Paris'te Süreyya Ayhan'ı izlemeye gitti.. Süreyya Ayhan 2'nci oldu.

Baykal, voleybol kızlar milli takımının Polonya ile oynadığı final maçına gitti. Voleybolcularımız 2'nci oldu.

CHP, seçimlerde de 2'nci olmuştu.

Acaba CHP'nin 6 Ok'u da, iki taneye mi indirilse?

ALO.. BEN İYİYİM

Telefonun da gözünü çıkardık!
Önceki akşam Oya Başar-Levent Kırca çifti ile eşim ve ben, Zincirlikuyu'daki Pergola lokantasında yemek yedik.

Masa başında geçen birkaç saat boyunca, hemen her konuda sohbet ettik.

Aynı sırada, ilerideki bir masada iki genç çift oturuyordu. Genç, güzel kızlar ve delikanlılar..

İster istemez, gözüm onlara kayıyordu. Bu süre boyunca, karşı masadakilerden biri, ikisi ya da hepsi birden, cep telefonları ile konuştular.

Acaba, birbirlerine söyleyecek fazla sözleri mi yoktu?

Ya da, söylenecek sözler, mutlaka bir cep telefonundan mı geçirilmeliydi?

Belki de, aynı masadakiler, zaman zaman birbirlerine telefon ediyorlardı.

Siz de tanık olmuşsunuzdur.

Uçaktan inip, terminale sizi götüren havaalanı otobüsüne binin.. Aynı anda birkaç kişi cep telefonuna sarılıp, birilerine "geldim" der.

Yolda seyyar satıcıların, yürüyen gençlerin, marketlerde alışveriş edenlerin ellerinden hiç cep telefonu eksik olmuyor.

Acaba bu cep telefonu yokken, nasıl yaşanıyordu?

Özal-öncesi dönemde, hatlı sabit telefona sahip olmak bir ayrıcalıktı. Küçük ilanlarda, "Satılık Telefon" başlığı altında, çeşitli semtlere ait numaraları satardı komisyoncular.

Bazıları, doğan çocukları için telefon dilekçesi verirdi PTT'ye..

Şimdi hem telefona, hem de cep telefonuna kavuştuk. Ama bunun da gözünü çıkardık...

- Ne haber? Ne var ne yok? Ben iyiyim! Daha daha ne var, ne yok?

Şimdi telefonla, incir çekirdeği dolduruyoruz.

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi

Sizinkiler
Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır