kapat
01.10.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

HINCAL ULUÇ


Bu sorunu sadece devlet çözebilir.. İsterse..

İzmir Milli Eğitim Müdürü Kamil Aydoğan ile konuştuk.. Hani "Şu sıralar yerinde olmak istemediğim tek insan.. Allah yardımcısı olsun" dediğim..

Herkesin haklı olduğu, en azından "Haksız" bulunamayacağı bir sorunu çözmesi beklenen adam..

Sorunun sandığımdan daha da büyük olduğunu anlattı bana..

"Hıncal Bey, diyelim o sınıfta okuyan çocukların velilerini ikna ettik. İş bitmiyor ki.. O çocukların bir mahallesi var, komşuları, yani arkadaşları var..

Şimdi bu mahalleli, o izin veren veliye, "Çocuğunu o virüs taşıyan oğlanın sınıfına gönderirsen, ben çocuğumun, senin çocuğunla arkadaşlık yapmasını yasaklarım.." diye baskı yapıyor.

Yani, o sınıfta okuyan öğrenci, bu defa kendi mahallesinde dışlanan, yalnız bırakılan yeni bir Y.O. durumuna düşecek..

Olay nasıl zincirleme gelişiyor görüyor musunuz?..

Yani mesele Y.O. ve 29 sınıf arkadaşı değil.. Yayılarak tüm kent, tüm bölge, tüm yurt nerdeyse..

Nitekim dün akşam haberleri izliyorum, sabah Y.O ile sınıfa giren 9 öğrenciden ikisi, ikinci saat dolmadan okuldan alınmışlar..

Niye böyle olmuş sanırsınız?.

Sanmayın.. İşte bu. Milli Eğitim Müdürü'nün dediği..

Yani Y.O'yu destekleyen velilere, kendi mahallelerinden gelen baskı..

Dün yıllık grip aşımı yaptırdım.. Dr. Fikri Ali Türkay, bulaşıcı hastalıklar üzerine uzman..

"Y.O.'nun HIV virüsü taşımasının çevreye hiçbir zararı yok. Tehlike de yok. Ama bunu bizim millete anlatamazsanız. Bilmediklerine katlanırlar.. Mesela.. İddia ediyorum, tarama yapılsın, her, ama her sınıfta en az iki Hepatit B taşıyıcısı çıkar.. O kadar yaygın.. Ama kimsenin umurunda değil. Çünkü kimsenin haberi yok.."

Serdar Turgut nefis bir yazı yazmıştı dün.. Yol da gösteriyor, başka ülkelerden, yani "Gelişmiş" dediklerimizden örnekler vererek..

Özeti..

Orada HIV taşıyıcısı çocuklar rahatça okula gidiyorlar. Çünkü çevrenin haberi yok.. Bizdeki Hepatit B'den haberleri olmadığı gibi.. O zaman sorun da çıkmıyor..

Serdar diyor ki.. "Palavrayı bırakın. Ben bilime inanırım. Taşıyıcı çocuğun zararı yok.. Tamam.. Ama gene de kendi çocuğumu o sınıfa yollayamam.."

İşte mesele bu..

O zaman çözüm devlette.. Y.O. ve ailesi, "Tanıkları koruma" planında olduğu gibi, bu yöreden alınacak. Başka isimler, hatta gerekirse görüntü değişiklikleri ile bir başka kente yerleştirilecekler ve Y.O. HIV taşıdığının bilinmediği bir okulda, mutlu arkadaşları ile, mutlu mutlu okuyacak.

Başkaca çözüm sahte olur, zorlama olur, sorunları da çözmez. Y.O. ile okuyacak 20 kahraman arkadaş bulunsa bile, bu HIV hep onun ve arkadaşlarının arasında durur. Durmadan yüzüne çarpılır ve onu durmadan yaralar.

Hele çocukların zaman zaman ne kadar acımasız olduklarını iyi bilenlerdenseniz, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız..

Zorlama çözümlerden vaz geçin..

Gerçekçi olun..

Öncelikle devlet gerçekçi olsun.

Bu valinin, Milli Eğitim Müdürü'nün işi değil..

Bu devletin işi..

Mahkemelik yarışma..
Kim 500 Milyar İster, geçen sezonu mahkemelik olarak kapamıştı. Bu yılı da mahkemede açtı.

"Hükümetlerce hazırlanan bütçenin TBMM'de kabul edilmemesi durumunda ne olur" sorusunun doğru yanıtının "Hükümet istifa eder" diye açıklanması, 64 milyar liradan olan yarışmacı Canan Sezenler'i mahkemeye götürdü.

Hiçbir yasada yer almayan ve asla zorlayıcı olmayan bir teamülün doğru yanıt kabul edilmesi mümkün değil..

Bu kadar büyük paralar üzerine dönen bir yarışmada, tartışmaya açık, doğruluğu tartışılan sorulara yer verilmesini anlamak mümkün değil.

Geçen sezon sonunda da 250 milyar liralık soruda yanıltılan Fırat Zengin mahkemeye başvurdu.

Zengin, sorunun baştan sona yanlış ve tartışmalı olduğunu kaynak göstererek belgeledi ve dava açtı. Bu dava devam ediyor.

Bu sezon bir üçüncü soru da görünüşte mahkemelik olacak.

Pastırma yazı hangi aydadır, sorusunun tek yanıtı yok.. Tüm kaynaklar, "Ekim ve kasım" diyor. Ben üşenmeden, Amerikan kaynaklarına da baktım.. İndian Summer diye geçiyor. "Ekim, hatta kasım başlarında görülen, ılık, mülayim, hoş hava olarak tarif edilebilir" diyor, pastırma yazı için.. Tarifi yapan da "İklim tarihçisi ve Amerikan Ulusal İklim Servisi yöneticisi William R. Deedler..

Fatih Aksoylu "Yarışmacılar davayı kazanırlarsa kaldıkları yerden devam ederler" diyor. Edemezler diyecek hali yok.. Ama bu kadar ilgi çeken bir yarışmanın, yanlış sorular yüzünden bu kadar sık mahkemelik olması, yarışmanın itibarı ve imajına ne yapar, onu da düşünmek gerek.

Ben Fatih'in yerinde olsam, soruları hazırlamayı gerçek uzmanlara bırakır, yanlış sorular böyle tartışılmaz ortaya çıkınca da, mahkemeyi zorlamadan, Üniversite seçme sınavlarında olduğu gibi, o soruları kendiliğimden iptal ederdim. Yarışma o zaman inandırıcı olur, ilgi çekmeye devam ederdi.

Şimdiki haline bakıyorum..

Tüm dünyada devam eden güzel bir yarışmayı yok ediyoruz.

Yazık!..

Ölüme yaklaşan genç, kız olsaydı..
"Bu kadar şeyi hayatına nasıl sığdırıyorsun" sorusuna yanıtlarımdan biri "Televizyon seyretmem" olur her zaman..

Aman Çocuklar Duymasın fırtınası esiyor. Bir tek bölüm seyretmedim.. Asmalı Konak ortalığı yıktı, sadece son bölümü, o da Ertekin'de oturuyorduk, herkes istiyor, herkes hüngür şakır ağlıyordu, mecburen seyrettim ve sıkıntıdan patladım.

Bütün 90 Dakikalar ve bütün Derin Futbollar, gündüz çekilip gece yayınlanıyor. Daha bir tek bölümü başından sonuna izlemedim. Bazan etraf seyrediyor, ben de takılıyorum, birkaç dakika..

Televizyon seyretmeyince, televizyon haberleri ile de pek ilgilenmiyorum.

Seda Güler telefon etmese bundan da haberim olmayacaktı.

Efendim bizim atv'de bir dizi başlamış yeni sezonda.

Ölümsüz Aşk!..

Senaryosunu hem de Yılmaz Erdoğan yazmış.. Yani iddialı..

Mahallede bir delikanlı var, Özgür adında.. Ufuk Özkan oynuyor. Bakın bu delikanlıyı çok iyi tanıyorum, adının altını da çiziyorum. Hayır canım, televizyondan değil tabii.. Olamaz.. Haldun Dormen okulundan o.. Müzikallerden derlemeler üzerine hazırlanan bir yığın gecede keyifle izledim onu. Müthiş bir yetenek. Adını çok duyuracak.

Bu Özgür hasta.. Bir aylık falan ömrü kaldığını öğreniyor yakınları.. Bu arada bir şey daha öğreniyorlar.. Gençlik argosu ile hiç "milli" olmamış Özgür.. Yani cinsel deneyimi yok. Bir kadınla birlikte olmadan gidecek..

Mahalleli buna razı olmuyor işte.. Bir fahişe ile anlaşıp, bir oyun tasarlıyorlar.. Fahişe Özgür'e genç kız gibi yaklaşacak. Onu kendisine aşık edecek ve Özgür, hayatında ilk kez, sevgilisi ile birlikte olduğunu sanıp öbür dünyaya gidecek.

Para ile satın alınmış bir kadınla değil, sevgilisi ile birlikte olmak arasında Himalayalar kadar fark var ya.. Mahalleli, Özgür'ü en iyi koşullarda milli etmeye kararlı ya..

Yani güzel bulunmuş bir öykü bu.. Bir yanda, özellikle Akdeniz ülkeleri, başta İtalya, çocuğu ilk defa milli etmek için başta baba, etrafın işbirliği etmesi geleneği, öte yanda, binlerce öyküye, filme çıkış noktası olmuş "Yaşamın son günleri efsanesi" bir araya gelince, tam Yılmaz Erdoğan hınzırına uygun bir senaryo olmuş. Fevkalade duygusal, fevkalade de ticari..

Güzel.. Güzel de, bizim baş feministlerden Seda'ya ne bundan?..

Tahmin ettiyseniz bravo..

Diyor ki..

"Hayatında hiç milli olmadan, bir ay sonra öbür dünyaya gidecek olan, bakir bir oğlan çocuğu yerine, bakire bir kız olsaydı, mahalleli gene ayni şeyleri yapar mıydı?.."

Daaannnn..

İnsanın kafasına işte aynen böyle inen bir soru bu..

Bir defa yaparlar mıydı?..

İkincisi, diyelim yaptılar, nasıl yaparlardı?.

Bu sorulara ben en önce orijinal senaryonun yazarı Yılmaz Erdoğan'ın yanıt vermesini isterim.. Hele bu Seda'nın sorusu, Ölümsüz Aşk'ı katlayacak bir senaryo oluşturur, diye düşünürse..

..Ve de sizin ne düşündüğünüzü merak ederim..

Asıl da bu konulara meraklı öteki köşe yazarlarının.. Başta kadınlar.. Duygu, Ruhat, Ebru, Pakize, Nur ve de, ille de Ayşe.. Ayşe Arman..

Bizim taraftan Mehmet Barlas, Ertuğrul Özkök.. Serdar Turgut, Fatih Altaylı.. İlle de Selahattin Duman..

Seda güzel bir soru attı ortaya..

Vallahi konuşulmaya değer..

Hukuksa, hukuk!..
Türkiye bir hukuk devleti ise, Yüksek Seçim Kurulu, hukukun gereğini yerine getirmek zorundadır.

Neyse o.. Asla başkası değil..

"Efendim sıkıntı olur" diye hukuktan vazgeçip siyasal karar vermek, bu ülkeyi giderek kaosa sürükler.. Günün birinde hiç kimsenin hukukun üstünlüğünü tartışacak hali kalmaz.. Başka düşünceleri hukukun önüne geçirmenin bedelini sonra çok ağır öderiz.

Diyelim ben bir cinayet işledim ve ağır cezada yargılanıyorum..

Şöyle bir savunma yapma hakkım var mı?..

"Sayın Yargıç.. Ben Sabah'ın çok önemli unsurlarından biriyim. Beni mahkum ederseniz, Sabah sıkıntıya girebilir. Binlerce çalışan aç kalabilir. Sabah'ta kaosu önlemek için bu defalık hukuktan vazgeçin!.."

Bu gerçek Garaj!..
Amerikan deyimidir, Garaj Satışı.. Amerikalılar evlerinin garajlarını kullanmadıkları eşyalar için depo diye kullanırlar çoğu yerde. Garaj dolunca ya da taşınma gerektiğinde, bu garajdaki mallar satışa çıkar, ama akıl almaz fiatlarla..

Ankara'da, tayin olan Amerikalıların garaj satışlarına giderdik Holly ile.. 8 dolara bulaşık makinası, 12 dolara buzdolabı aldığımı bilir.. Bu ülkede en bulunmaz plaklar da 25 cente mesela..

Mudo'yu ille de "İngilizce"ye inandıran çevresi, bu "Garage" lafını da getirdi koydu, kaç yıldır.. Mudo Garaj Satışı yaptığını ilan ediyor..

Dün gittim.. Bu defa tam garaj.. 50 bin çeşit.. Giyim, ev, bahçe.. Aklınıza ne gelirse.. 500 binden fazla ürün ve dünyanın en ünlü markaları..

Hafta sonu yollar tıkanmış, camların kırılmasına ramak kalmış. Polisler gelmiş yolu açmak, kalabalığını kontrol etmek için.. Kapıları kapamış, guruplar halinde içeri almaya başlamışlar. Kapıda kuyruk 5 saat sürmüş, gece bire kadar açık kalmak zorunda kalmışlar. Tam 20 bin poşet çıkmış, bir günde dükkandan.

Çalışanlar "Öldük, ama çok tatlı öldük" diyorlar. Ben gittiğimde de tıklım tıklımdı..

Çünkü markalar büyük.. Çünkü fiatlar küçük..

Mudo gene büyük düşündü.. Gene başardı.

Bravo Mudo!..

SEVDİĞİM LAFLAR
Zihninizi meşgul eden resimler üzerinde kontrol sahibisinizdir.

Jeff Keller

TEBESSÜM
Olasılık Kanunu (beyler için) Çok güzel, kibar, akıllı, hoş, zeki, cici bir kızla karşılaşma şansınızın arttığı yer, sizden daha yakışıklı, akıllı, zengin bir arkadaşınızın yanıdır.

BİZİM DUVAR
Şimdi okul dizileri moda.

Öğrencilerimiz okul dizilerini izledikleri kadar dersleri de izleseler.

Ünal Turgut


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi

Sizinkiler
Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır