kapat
28.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

SOLİ ÖZEL


Sesler

Başka her şeyini unutsanız, tiyatroyu ya da sinemayı sevmeseniz bile o sesi tanırdınız, bilirdiniz. Kim bilir belki her şeyden önce sesine vurulurdunuz. Sonra oyunu sizi çeker ve bırakmazdı. Orhan Veli'nin şiirlerini okurken, ya da siyah-beyaz TRT televizyonunda üzerinde pardesü, Sait Faik öyküleri anlatırken sizi hiç bilmediğiniz diyarlara götürür, oralarda sesiyle sizi sararak yol gösterirdi.

Sahnede ya da filmlerde canlandırdığı karakterler iyi de olsalar, kötü de olsalar aklınızdan çıkmazlardı. "Arkadaş" filminde Yılmaz Güney'in eski dostu, muhteşem Azra Balkan'ın kocası, uyuşamadığı zengin çevresinden sola doğru yelken açmaya hazır Melike Demirağ'ın eniştesi, değerlerini yitirmiş zengin burjuva Cemil rolünde unutulabilir miydi? Karakteri karikatürleştirilmiş bile olsa.

Benimse asıl hatırladığım Kerim Afşar'ı 30 yıl önce ilke kez sahnede gördüğüm zamandan kalan görüntü ve sestir. Küheylan piyesinde, henüz süflileşmemiş genç ve çok yetenekli Mehmet Ali Erbil'in karşısında yorgun ve bezgin Doktor Dysart'ı oynayışını nasıl hayranlıkla seyretmiştim/dinlemiştim. Hem de üç kez.

Piyesin sonunda deliliğini kıskandığı Alan'ı iyileştireceğini, "normalleştireceğini" seyirciye söylerken yüzünü kaplayan hüzünle karışık acının görüntüsünü hep sakladım. Tıpkı gözlüğünü çıkarıp sanki tek tek tüm seyircilerin gözünün içine bakarak "Tutku, bir doktor tarafından yok edilebilir. Ama yaratılamaz... Benim... acilen... karanlıkta görme yolunu bulmam gerekiyor. Şimdi ağzımda bu keskin zincir var ve artık oradan hiç çıkmayacak" deyişindeki sızıyı ve o sesin derinliğini hep hatırladığım gibi.

Kavgası sürecek sanıyordum
Bir başka ses daha geçen hafta duyulmazlar diyarına gitti. Beş hafta önce kendisiyle ilgili bir yazı yazarken Edward Said'in kan kanseri karşısındaki mücadelesini kaybetmek üzere olduğunu bilmiyordum. Sanki yıllardır olduğu gibi iradesi ve mücadele azmi sayesinde kavgasını daha sürdürecek sanıyordum. Ya da yirmi yıl önce ilk kez dinlediğimde, kıyafetiyle, sesiyle, konuşmasındaki güzellik, dilindeki zarafet ve davasını savunuşundaki heyecanla beni büyülemiş birisine ölümü konduramadığım için buna inanmayı tercih ediyordum.

Said'in ölümüyle birlikte Filistinliler kendilerini dünyada normalleştiren en yetkin temsilcilerini, entelektüel dünya önde gelen bir düşünürünü yitirdi. Başta kitaplarının Filistin Yönetimi sınırlarından içeri sokulmasını yasaklayan Arafat'ınkiler olmak üzere ardından dökülen yaşların bir kısmı mutlaka timsah gözyaşları olacaktır. Ama hiç kuşku yok ki dünya Said'in yazdığı, müdahale ettiği alanlarda bir pusuladan mahrum kalacaktır bundan böyle.

Yalnızca sessizlik
Türkiye'de ise geçen hafta içinde sert söylemli sesler yükseldi. Çeşitli üniversitelerin rektörleri, ortalığı gerecek konuşmalar yaptı. Daha önemlisi söylediklerinden çağdaş bir üniversite anlayışı, özgürlükçü bir akademik ortam yaratılması konularında ne düşündükleri anlaşılamadı. Türkiye'deki üniversitelerin dünyadaki bilimsel rekabet ortamında nasıl öne geçecekleriyle ilgili bir vurgu yoktu. Akademik anlayışıyla, kadro anlayışıyla, ideolojik saplantılarıyla arkaik, müflis bir düzeni savunuyor gibiydiler. Bu seslerin baskın çıkacağı bir Türkiye'de aslında yalnızca sessizlik hakim olabilir. Not Musevi okurların Roş aşana bayramını kutlarım.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi

Sizinkiler
Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır