|
 |
|


Hüzün veren paragraf
"Genel olarak Türkiye, Kopenhag Kriterleri'nin karşılanması yönünde önemli gelişmeler kaydetmiştir..."
AB Komisyonu'nun 1998'den bu yana her yıl yayınladığı, tam üyeliğe hazırlıkların karnesi anlamına gelen Türkiye İlerleme Raporu'nun şablonu hiç değişmez. Bir önceki rapordan bu yana geçen sürece kaydedilen siyasal ve ekonomik gelişmeler anlatıldıktan sonra, araya yukarıda bir örneğini verdiğimiz ruhsuz ve renksiz bir "aferin" cümlesi sıkıştırılır, hemen ardından da "ancak..." diye başlayarak eksikler sayılır. İşte 9 Ekim 2002 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu'ndan birkaç cümle
"Türkiye siyasi kriterlerin tamamını karşılamıyor. Yapılan reformlar insan hakları ve temel özgürlüklerin tam uygulanması konusunda bazı kısıtlamalar içeriyor. Ayrıca bu reformların büyük çoğunluğu AB normlarına uygun biçimde uygulamaya yönelik düzenlemeler yapılmasını gerektiriyor..."
Böyle uzayıp gidiyor.
Brüksel'den gelen haberlerde önümüzdeki 5 Kasım'da açıklanması beklenen yeni İlerleme Raporu'nun ilk kez farklı bir bakış açısıyla hazırlanmakta olduğu belirtiliyor.
Yine Uyum Paketleri ile sağlanan siyasal ve hukuki gelişmeler uzun uzun sıralanacak. Yine ekonomik reformlar geniş biçimde değerlendirilecek. Ancak sıra uygulamadaki aksaklık ve eksiklere gelince, bugüne kadar sadece Türkiye'nin değil, hiçbir aday ülkenin raporunda görülmemiş "hınzırca bir ayırım" vurgulanacak Hükümet ile Devlet arasına çizgi çekilecek!
Denecek ki, "AK Parti Hükümeti, Kopenhag Kriterleri'ne ulaşma yolunda üstüne düşeni tam olarak yerine getirdi. Ama Türkiye bu reformları uygulamada yeterli performansı ortaya koyamadı."
Hükümet ve devlet
"Hükümet AB'ye hazır ama devlet değil" anlamına gelen bu ayırımla galiba reform çabalarını çelmeleyen Ankara'daki "sert çekirdeğin" nasırına basmak amaçlanıyor.
Hiç kuşkusunuz olmasın, raporda bu çelmelerin somut örnekleri de ballandıra ballandıra sayılacak. Örneğin DEP davası. Pek de haksız değiller. Leyla Zana ve arkadaşları, 9.5 yıl sonra AB'nin baskısı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararııyla yeniden yargılanıyorlar. 8 kez Ankara DGM'nin önüne çıktılar. Avrupa Parlamentosu üyelerinin de izlediği bu duruşmaların hepsinde tahliye talepleri ısrarla reddedildi, tanıkların bir bölümü lütfen dinlendi, hatta "Çabaların boşuna olduğu, eski mahkumiyet kararının aynen tekrarlanacağı" izlenimi bile verildi.
DGM'deki bu fotoğrafı, AİHM'deki Türk yargıç Rıza Türmen bakın nasıl eleştiriyor "DEP davası, AİHM kararları doğrultusunda yeniden yargılamanın ilk örneğini oluşturuyor. Ben davaya bakan yargıç olsam, daha ayrı bir dikkat gösterirdim. AİHM tutukluluğun devamı şartlarına büyük önem veriyor. Mahkemeler tahliye taleplerini reddediyorsa, bunun inandırıcı nedenlerini bilmek istiyor..."
Ya AB ya DGM
Türmen, "DEP'lilerin tutuklu yargılanmaları, AİHM'ye yapılması muhtemel yeni bir başvuruda sorun yaratabilir" diyerek, Türkiye için yeni başağrılarının sinyalini de veriyor.
Çare? Daha önce de yazdığımız gibi, DGM'leri ortadan kaldıracak yasa tasarısını vakit yitirmeden Meclis'e getirmek.
İlerleme Raporu'na Hükümet ile Devlet'i ayıracak, sevapları Hükümet'e, günahları Devlet'e yükleyecek bir ayırım gerçekten konulursa, Başbakan Erdoğan'ın yerine ben olsam asla sevinmezdim. "Acizlik" itirafına hiç sevinilir mi?
Çünkü böyle bir paragrafla AK Parti'nin hükümet olduğu ancak iktidar olamadığı, bürokrasiye sözünü geçiremediği tespiti ya da gerçeği böylece ilk kez uluslararası bir belgeye girmiş olacak.
Hükümet için de, Türkiye için de ayıplı, hatta tehlikeli bir not!
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|