kapat
28.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

HINCAL ULUÇ


Ya sizin oğlunuz olsaydı..

Ben Siyasal Bilgiler okudum.. Yönetim sanatı.. Tam 40 yıl, fiilen yöneticilik yaptım gazetelerde, dergilerde.. Çok iyi bir yönetici olduğumu da hep iddia etmişimdir.

Kendimde en gurur duyduğum yan, acil ve uygulanır çözümler üretme yeteneğimdir..

Ama şimdi kendimi o Vali'nin, o Milli Eğitim Müdürü'nün yerine koyuyorum..

Aklım duruyor..

Aklım bir adım öteye gitmiyor.. Niye gitmiyor..

Çünkü kendimi onun yerine koyuyorum..

"Ya benim oğlum olsaydı" diyorum.. Tren orda zınk diye duruyor işte..

"Onun" dediğim kim?..

Kim değil.. Kimler..

O hiç günahı olmadan, bir hastane hatası, daha bebekken verilen kandan çağın en korkunç virüsünü kapan çocuğun babası..

Tıbbi durumu taşıyıcı. Hastalanmıyor, ama virüsü taşıyor. Birine kan verse mesela o hastalanabilir.. Magic Johnson gibi.. Ünlü basketçi.. Basketbolü bile bırakmadı. Aslanlar gibi oynadı.. Takım arkadaşları dahil hiç kimse onu dışlamadı.. Kan ter içindeyken nasıl kucaklaştıklarını gözlerimle gördüm..

Şimdi benim oğlum Magic Johnson gibi olsa, büyük bir hevesle ilkokula başlayacağı günü beklese.. İple çekse.. Sonra sınıfa girse..

Bomboş.. Kimse sınıfa girmiyor.. Kimse onunla sınıf arkadaşı olmak istemiyor..

Niye.. O korkunç virüsü taşıyor çünkü.. Taşısın.. Bulaşmaz ki.. Virüs bir şey yapmaz, ama bu yalnızlık, bu terkedilmişlik, yedi yaşındaki bir beyinde nasıl tahribat yapar.. O çocuk nasıl büyür?.. O çocuk, o günahsız, o zararsız çocuk, yaşarken nasıl ölür, öldürülür?..

Ben "O" oğlum için hem de nasıl savaşır, dünyayı nasıl yıkardım, düşünemiyorum..

Başka şeyi düşünüyorum..

Ben ötekinin, yani onunla ayni sırada, ayni sınıfta okuyan "Öteki"nin babası olsaydım..

Yooo.. Öyle ucuz kahramanlık yapamıyorum.. "Oğlumu o sınıfa iftiharla gönderir, tam da yanına oturdum" demek geliyor içimden doğrusu.. Ama demek ile yapmak arasında fark var.. Bekara karı boşamak kolay.. Başkasının en değerli varlığı, evladı için kahramanlık yapmak da..

Benim oğlum olsaydı ne yapardım gerçekten, asıl olan bu.. Ve ben bu sorunun yanıtını bulamıyorum..

Aklıma Nasrettin Hoca geliyor.. Dünyanın en büyük filozofu..

"Sen haklısın" demiş, birine.. "Sen haklısın" demiş, onu şikayet edene..

"İkisi birden nasıl haklı olur" diyen karısına, dünya durdukça duracak yanıtı vermiş..

"Sen de haklısın!.."

Çocukken gülmüştüm bu öyküyü okurken..

Bugün düşünüyorum..

Hoca da haklı.. Hem de nasıl haklı..

Herkesin haklı olduğu bir sorunu çözme görevi yüklenenlerin Allah yardımcısı olsun..

Tecelli'den Abuzittin'e Mektuplar
Abuzittinciğim,

Nedir bu YÖK kavgası kardeşim? Sanki birileri ülkeyi 1959'lara götürmek istiyor.. Hatırlarsın biz o zamanlar Hukuk da öğrenciydik.. Bi tarafta Menderes, öte tarafta üniversite hocaları, perde arkasında bazı güçler.. Allah, ortalık birbirine girdiydi.. Hele üniversite gençliği de işin içine karışınca memleket tozduman.. Ta'ki 1960 Devrim'ine kadar! İçimde bi kuşku.. "Acaba gene, o günler mi gelecek?"

Bi kısım medya da yangına körükle gidiyor kardeşim. Perşembe günü belli başlı gazetelere bakıyorum "YÖK kavgası" bi tek Sabah'da manşet değil.. Manşetler, her iki tarafın söylediklerinden cımbızla bazı laflar ayıklanıp en sivri kelimeler seçilerek atılmış.. Söylenenlerin özüyle tutmuyor.." Bunları iyice kızıştıralım ülke biran önce karışsın" diyen bi tutum.

Tabi, şimdi Tayyip bey çıkıp "..imam hatiplilere diledikleri üniversiteye girebilme olanağı sağlayan düşüncemizden vaz geçtik" dese kavga bitecek.. Kavga nedeni bu. İki taraf da, hem hocalar hem hükümet, biz sokaktaki insanları kaz yerine koyuyorlar..

Yok, üniversitenin özerkliği elden gidiyormuş, siyaset karışıyormuş, yardımcı doçentlerin bilmemnesi, Kubilay, edep medep bunlar kamuflaj, yutturmaca. Mesele İmam Hatip meselesi! Tayyip beyin kafasındaki, meslek liselilerin mağduriyetini kalkan gibi kullanıp aradan İmam Hatiplileri de sıyırtmak! Ama bak bu arada neler oluyor..

Biliyorsun, Avrupa da okullar bilgisayarla donatılalı 10 yılı geçti.. Biz yeni yeni başladık.. Fakültelerin bilgisayar bölümünden mezun 6 bin insana ihtiyaç var ki sistem otursun! Nerede 6 bin kişi? Yok!. Sen YÖK efendi, İmam Hatipli'nin üniversiteye girişini engellerken, meslek liseli bilgisayarcının da önünü kesersen işte böyle şapa otururuz!

Tartışılması gereken esas konu bu.. Türk gençlerini elektronik bilgi çağına taşıyacak yeter sayıda adam yok! Bi de aklımın almadığı, dünyanın en köhne eğitim sistemlerinden biri haline geldiği artık tescilli YÖK'e, dünyanın en modern, en güçlü ordularından birini kurup yöneten Genel Kurmay'ın destek çıkması..

Valla hiç aklım ermiyor..Gerçi ben deki "akıl" da biraz tartışmalı.. Geçengün beynimin tomografisinin alınması gerekti. Böyle silindir gibi alete giriyorsun. Sıkıntılı bi durum.. Doktor'a; " Bunun içinde ne kadar duracam? " dedim. " Normalde 15 ila 20 dakika" dedi doktor.. "Ama sizinki 1 saat kadar sürebilir." " Niye?" " Önce beyninizi arayıp bulmamız gerekecek!"

Münasip yerlerinden öperim Abuzittinciğim.

Kardeşin Güneş

Beşiktaş'ın parkları..
Namoğlu ile buluştuk gene.. Beşiktaş'ın parklarını gezmiştik de yazmıştık.. O zaman yarımdı Sporcular Parkı.. Bu defa bitmişini gördük.. Yani "Bakarsan bağ olur" diyen atalarımız ne kadar haklı.. Dağ bile değildi, TEM yolu kenarındaki o ince uzun yamaç.. İçinde sahipsiz mahzenler olduğu için, keş yatağıydı.. Hapçılar, tinerciler, esrar çekenler.. Mahalleli nasıl "İllallah" demişti.. Şimdi oralar bir cennet.. Nasıl enfes bir park.. Ve nasıl işlevsel.. Bir yürüyüş, koşu parkuru.. Parkur boyunca çalışma istasyonları.. Basketbol, voleybol, tenis sahaları, ping pong masaları.. Bir de dokuz delikli harika bir mini golf parkuru.. Sadece gideceksiniz. Kayıt yaptırıp oyun saatinizi belirleyeceksiniz o kadar. Siz spor kılığınızla gidin, gerisi onlardan.. Kapıda sizi Süreyya Ayhan'ın dünyayı koşan bir heykeli karşılıyor.. Nasıl güzel bir seçim.. Hemen yanında Naim Süleymanoğlu'nun heykeli.. Dünyayı kaldıran adamın.. Karşı cephede, Dünyayı yenen takımın, 2003 Türkiye'nin röliyefi.. Süreyya'nın etrafı havuz.. Burası zaten parkın dinlenme yeri.. Hatırlanan sporcular sadece bunlar değil. Koşu parkuru boyunca yere çakılmış yıldızlar var, aynen Los Angeles'te Sun Set Bulvarı'nda olduğu gibi.. Her yıldızın içinde bir şampiyonun adı var..

"Her bahar bir Sporcular Pikniği yapalım burda başkan" dedim.. "Burada kimin adı varsa, hayatta olmayanların da eşleri, evlatları, davet edelim.. Unutulanlar hatırlansın.. İnsanlar burada adlarını okuduklarının kendilerini de görsünler.."

Namoğlu bayıldı fikre.. Bir de geleneksel hale getirirsek.. Koşu yolu üzerinde bir de tarihi mahzen var.. "Burasını kitaplık yapacağım" dedi, Namoğlu.. "Sporla ilgili ne kitap çıktı ise, koyacağız. Şu etraftaki banklarda oturup okuyacak isteyenler.."

Namoğlu sporcu.. Namoğlu parklara meraklı.. Bu iki yanını bu parkta birleştirmiş.. Ellerine sağlık..

Pazar Neşesi
Bu hafta Pazar neşemiz Murat Karakaş'dan.. Fadime dere kenarında çamaşır yıkıyorken Temel'in canı birden kadınla sevişmek istemiş.. İstemiş de lafı nasıl açacak, nasıl bu isteğine getirecek.. Oturmuş plan yapmış "Ben şu atın nallarını yeşile boyayayım, atla beraber Fadime'nin yanından geçerken o bana 'Atın nalları neden yeşil' diye sorar, ben de ona 'Bırak atın nallarını da sevişelim' derim.."

Nalları boyanmış sonra atla beraber Fadime'nin yanından geçmiş, Fadime oralı bile olmamış.. Temel bu defa atın ayaklarını yeşile boyamış.. "Şimdi yanından geçerim, o da bana 'Temel neden atın ayağı yeşil' der, ben de ona 'Bırak şimdi atın ayağını da sevişelim' derim.. Temel yeşil ayaklı atla Fadime'nin yanından geçmiş ama kadın yine oralı bile olmamış.. En sonunda Temel atı komple yeşile boyamış.. İçinden demiş ki..

"Şimdi yanından geçerken bana 'Temel neden at yeşil' der ben de 'Bırak atı da sevişelim' derim.."

Neyse..

Yemyeşil atla tam dere boyunda çamaşır yıkayan Fadime'nin yanından geçiyormuş ki, kadın birden dönmüş ve Temel'e sarılıp bağırmış.. "Hadi Temel, hemen buracıkta sevişelim..."

Temel anında cevabı bastırmış "Bırak şimdi sevişmeyi de, bu at neden yeşil bil bakalım!!!.."

Fener!..
Fenerbahçe reddedileceğini bile bile, saha kapama cezasına bu defa niye itiraz etti..

Şaşanlar arasında Emre Aköz kardeşim de var..

Ah Emre ah..

Sen bu işleri öğrenemezsin kolay kolay.

Fener'i itiraza Aslan Tahkim kurulu zorlamadıysa, ne olayım.

"Bak her zaman kabul etmiyoruz, arada red kararı da çıkıyor" demek, zevahiri kurtarmak için..

O utanç kararının kefaretini ödeyecekler güya..

Hadi canım sen de..

"NE GÜZELDİR"
Yıkanmış, ütülenmiş, mis gibi kokan yatak takımlarının koynunda uyumak...

BİZİM DUVAR
Kırmızı bültenle arananların haberi, kırmızı yıldızlı haber bültenlerinde yer alıyor mu acaba?

Ünal Turgut


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi

Sizinkiler
Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır