|
 |
|

İLKER SARIER
Tetikçi tarifi
Önce gönderdiği mektup ile beni tetikleyen okuyucum Ahmet Sürücü'ye teşekkür ederim. Şöyle yazmış Ahmet Sürücü
"Sizi, yazılarınızın satır aralarına sıkıştırdığımız itiraflarınızdan sizin kadar tanıyorum. Ben de sizin kadar namuslu ve dürüst bir insanım. Umur Talu var mesela, adam gibi adam. Selamlarımı söyleyin. Ve böyle kendinize güvendiğiniz kadar güvenebileceğiniz gazeteci arkadaşlarınızla bir araya gelin..."
Önce küçük bir not SABAH'taki dürüst ve namuslu yazar sayısı, bendeniz ve Umur Talu isimleriyle sınırlı değildir.
Bence, bir gazetecinin kendinde geliştirdiği "davranış ve duygu sistemleri", okuyucuya aktardığı "söz veya fikirden" daha önemli ve değerlidir. Bu yüzden, dikkatli okurlar, satır aralarında yazarın ruhunu ve kumaşını okur. Görüşlerine de ona göre değer biçer.
Türk medyası, bildiğiniz gibi son yıllarda enterasan deneylerden geçti. İlahi bir deney sanki...
Son yılların en büyük medya markası SABAH için zor günler doğmuştu. Kişiliklerimizi, yaşam tarzımızı, yaklaşım ve düşünce sistemlerimizi yansıtan bir yuva idi SABAH gazetesi bizim için... Bir anlamda, "medyatik varoluşlarımızı" borçluyduk bu gazeteye...
İşte günü gelmiş, yuvamıza, ailemize, borcumuzu ödemekle karşı karşıya kalmıştık.
İki yol vardı önümüzde Ya kapağı başka bir yere atmak ya da direnmek!..
Biz, başından beri "bilhassa ve özenle" SABAH'ı savunma yolunu seçtik. Bunda elbet çıkarımız da vardı SABAH var olacaksa, biz de var olacaktık.
Hayatta "çıkarsız" hiçbir süreç yoktur.
Hem burası buzdolabı fabrikası değildi, SABAH ile duygusal bağlarımız vardı hem de zor günlere direnebilmek "moral" bir mesele idi.
Bilfarz, şimdiki tekelci medya buna benzer bir zorluğa düşecek olsa, "pahalı şarap" eşliğinde ıstakoz yiyenler acaba nasıl bir duruş koyarlardı ortaya?
SABAH'taki "ilahi" deneyde, kimlerin nasıl durduğu görülmedi mi? Görüldü.
Oysa gazeteci "vefasız" olmak zorunda değildir.
Tam tersi, zor günler geçiren bir gazeteyi, ekstra "saldırılara" ve sahiplenme çabalarına karşı hem de sonuna kadar "savunmak", etik ve etkili bir duruştur.
Nitekim, SABAH'ı ele geçirme planlarının en fazla "kimyasallaştığı" dönemde, bizzat benim yazılarıma yönelik "iptal" çabaları, ortaya koyduğumuz duruşun "doğru"luğunu gösteriyor zaten...
Dikkat ederseniz, medyada sık sık "tetikçilik" sıfatı kullanılıyor. Ama bu sıfat, "ismiyle" kullanılmadıktan sonra bir anlam ifade etmez.
Saldırılara direnenlerle, patronlarının çıkarı için "saldırıyı" meslek haline getirmiş olanları birbirine karıştırmayacaksın.
Engin Civan'a saldıran şahıs tetikçiydi, evet. Düello yolunu değil, pusu kurmayı seçmişti ve "kirli" bir çıkarla bağırtılıydı.
Peki ya Engin Civan da kendini savunmak için silahına davransaydı, o da mı tetikçi olacaktı?
Tetikçilere direnen insanlarla, tetikçileri aynı kefeye koymak en azından "tetikçinin" maskesini cilalar.
Hala bir karar verememiş veya isim zikretmekten korkan meslektaşlara bir "tetikçi tarifi" vereyim, kolaylık olsun
"Sureti haktan görünüp, hortumlanan milyarlarca doların hesabını soruyoruz görüntüsü ile aslında leşi götürmek derdinde oldukları, mülke mülk katıp tekelleşmeye çalıştıkları bilinenlerdir" tetikçiler...
Tanıdınız mı?
Bunlar sadece SABAH'a saldırmadılar üstelik... Yıllardır, devletin çeşitli kurumlarına, etkili bürokratlara, etkili siyasetçilere ve adalet organlarına saldırdılar. Sindirmeye ve yönlendirmeye çalıştılar. İş dünyasında, zayıf düşenlere ellerindeki ekonomik değerleri "kapatmak" için saldırdılar.
Bu tetikçilik, onların birinci mesleği oldu.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|