|
 |
|

SAVAÅž AY
Polise dikkat!..
Dün gece nöbetimde Taksim Hastanesi acil servis kapısında beklemedeydim. Cumartesiler hareketli, arızalı, sancılı geçtiği için ille de bir şeyler olur, ve olaya karışan kişilerin zorunlu adresi olur bu acil servis. Ortalık önceleri oldukça sakin. Yadırgatıcı bir sessizlik var. Derken bir- iki alkol koması, bir iki kavga, doğum sancısı tutan hanımlar filan, az biraz hareket geldi ortama. Ve saatlerin sabah 05.00'i gösterdiği sıralarda kızılca kıyamet koptu hastanede. Önce; bir polis minibüsü ağır yaralı bir genci getirip bıraktı kapıya. Deneyimli personel hemen bakım ünitesine aldı bu genci. Ardından da telaş başladı. Çünkü yaralı genç kurşunlarla delik deşik olmuş, aşırı kan kaybetmiş ve son direnişlerini sürdürmekteydi.
Beş dakika yaşadı
Hemen ameliyata aldılar ama nafile. 5-10 dakika sonra yitip gitmişti ne yazık ki. Olayın tam da ne olduğu anlaşılamadan bu kez bir ambulans geldi çığlık çığlığa sirenlerle. Oradan da yüzü gözü kanlar içinde, alt çenesi neredeyse parçalanmış gencecik bir kadını indirdiler. Meğer her ikisi de aynı olay yerinden, 300 metre ötedeki Firuzağa Meydanı'ndaki bir evden getirilmişler. Dahası evde bir de erkek cesedi varmış.
Ne oluyor polislere?..
Neler olup bittiğini haber sayfalarımızda okumuşsunuzdur. Ben sizle olayın vurdu kırdısından, öldü öldürdüsünden çok, bir başka tarafını paylaşmak istiyorum.
32 yaşında genç bir polisin hem kendi hem de bir başkasının canına kast edişine vukuat-ı adiye gözüyle bakamayız. Son zamanlarda polisin karıştığı silahlı öldürme olaylarının kocaman bir eklentisi bu çünkü. "Peki ama ne oluyor? Peki ama ne olacak?" diye sormanın ve mutlaka bir çare bulmanın zamanı geldi çünkü.
Altı kaval
Lafı fazla uzatmayacağım. Şu andan tezi yok emniyet mensuplarına tepeden tırnağa ve kolektif bir terapi uygulanmalı. Parası az. Derdi, sıkıntısı, tasası, bunalımı çok. Seveni az kızanı bozulanı bol. Eleştireni yığınla, dinleyeni neredeyse sıfır bir meslek polislik mesleği. Zaten iyi eğitilmemiş kadrolar tam olarak tasfiye olamadığı için altı kaval üstü Şişhane durumları gırla. Bir yanda çağdaş kafalı, aydınlık yüzlü kadrolar, bir yandan bağırıp çağıran, esip gürleyen, kızgın, sert, hoşgörüsüz korolar.
Kim bilir ki?
Polis ne yer ne içer, nerde yatar nerde kalkar? Ne kazanır, ne harcar, nasıl evlenir, nasıl gezer, çor çocuğu nerede büyütür, nasıl okutur? Kendine zaman ayırır mı? Ayırırsa o zamanı nasıl geçirir, sosyal hayatı nasıldır, kaç saat çalışır, hangi koşullarda çalışır? Ast üst ilişkileri nedir, polise kurulan tuzaklar nelerdir hiç birini hiç birimiz görmeyiz çoğu zaman. Aramızdan kaç kişi bir fırsat yaratıp bir polis memuruyla iki satır laf etmiş derdini dinlemiştir. İş vur abalıya yapmaya gelince hepimiz zehir kesiliriz... Haklı da olabiliriz. Ama aynı dikkati polis iyi bir şey yaptığında göstermeyiz. Sayfalarımızı, bültenlerimizi yanlış yapan polisler doldurur. Ama başarılı bir polis genellikle arşive manşet olur.
Yazıktır günahtır
Dileyen "polis düdüğü çaldığımı" düşünür, dileyen "ne bu samimiyet ne bu yakınlık?" diye sorar. Bu soruyu soranların önce üstte sorduğum sorulara yanıt vermesini dilerim. Unutmayın emniyetçiler de bu memleketin evlatları. Onları uzaydan alıp doldurmuyorlar kadrolara. Toplum- fert ilişkisinde olarak bizler olmamız gereken yerin neresindeysek. Onlar da bileşik kaplar kuramı gereği oralardalar işte. Ve bu sadece İçişleri Bakanının, Emniyet Genel Müdürünün, şeflerin, amirlerin gayretiyle değil, hepimizin biraz daha sevecen, sıcak ve ön yargısız yaklaşımıyla çözümlenecek bir durum. Yani hataları yüzlerine vuralım ama önce dinleyelim. Çünkü bedenen bitik, moralman çökük, umutsuz, stress küpü hallerdeler. Polise de yazıktır, onlardan iyi şeyler bekleyen bizlere de. Gelin topu sadece devlet büyüklerine, polis yetkililerine atmadan hep birlikte çözelim bu işi...
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|