|
 |
|


Okul ve süt
On bin yoksul ve başarılı öğrencinin özel okullarda okutulması projesi hükümet ile devlet arasında bilek güreşine dönüştü.
Hükümet projeyi genelgeyle uygulamak istedi, Danıştay'dan döndü. Yasa çıkardı, Sezer'den veto yedi. Özel okullar, "Para istemiyoruz, siz öğrencileri gönderin" deyince bakanlık sınav yapmaya kalktı, yine Danıştay'a takıldı.
Sezer, "Eğitim hizmetinin devletin temel görevleri arasında bulunduğunu, özel kurumlara devredilemeyeceğini" söylüyor.
Danıştay'a durdurma kararları aldıran Eğitim-Sen, eğitimin topyekun özelleştirilmesinin amaçlandığını iddia ediyor.
Bakan Hüseyin Çelik, konjenjanların çoğunu İstek Vakfı ile TED bünyesindeki 6-7 okulun verdiğini belirtip, "Bu okulların hangisi irticacı" diye yakınıyor.
Herkesin kendi açısından haklılık payının bulunduğu bu tartışmada, bir gerçek gözardı ediliyor. Onu da Prof. Dr. Aydın Ayaydın, geçenlerde Takvim gazetesindeki köşesinde dile getirdi
"Bakanlığın asıl görevi devlet okullarında eğitimin kalitesini yükseltmek, tüm öğrencilerin daha iyi eğitim almalarına imkan sağlamak olmalı. 10 bin öğrenci projesi 'Özel okullarda daha iyi eğitim veriliyor' anlamına geliyor ki, çok tehlikeli bir mesaj bu..."
Haksız mı? İşte yeni öğrenim yılı arefesindeki tablo
11 bin 700 okulda ikili, 18 bin 517 okulda birleştirilmiş eğitim veriliyor. 90 bin öğretmen açığı var. Sadece İstanbul'da tekli eğitime geçebilmek için 15 bin derslik gerekiyor.
Bitmedi; ödenek alamayan okullar kaynak yaratmak için kantin, spor salonu ve bahçelerini nişan-düğün organizasyonlarına kiralıyor.
Ve en acısı; İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır'da iki yılda 2.1 milyon öğrencinin hergün süt içmesini sağlayan proje durmak üzere. Çünkü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'ndan bakanlığa fon aktarılamıyor.
"Eğitime yüzde 100 destek" kampanyası başlatmaya hazırlanan Bakan Çelik'e, Churchill'in bir sözünü hatırlatırız
"Strateji güzel olabilir ama siz asıl sonuca bakın..."
Tam zamanında
Erdoğan'ın serbest dolaşım hakkından bir süreliğine vazgeçme önerisi Dışişleri Bakanlığı'nı dalgalandırdı.
Eleştiriler iki noktada toplanıyor Konu daha önce hiç konuşulmadığı için Başbakan'ın açıklaması bakanlığı hazırlıksız yakaladı. Bu tür öneriler ancak tam üyelik müzakereleri başladıktan sonra masaya getirilmeli.
Dışişleri'nde konu hiç konuşulmamış olabilir ama AB'de uzun süredir seslendiriliyor. Türkiye Araştırmalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, görmezlikten geldiğimiz bu gerçeği Erdoğan'a anlattı ve sordu
"Serbest dolaşımla 5-6 milyon Türk'ün AB'ye geleceğine inanılıyor. Özellikle Almanya bu konuda kaygılı. Türkiye geçici süre için bu hakkından feragatta bulunabilir mi?"
Erdoğan cevap olarak, "Sorun emeğin serbest dolaşımıysa, geçici olarak engellenebileceğini" söyleyerek, AB maratonunu aksatacak dikeni ayağımızdan çıkarıverdi. İyi de yaptı.
"Koz zamansız açıldı, tam üyelik müzekereleri sırasında öne sürülmeliydi" eleştirisine katılmak da pek mümkün değil. Zira gelecek yıl AB'de Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacak. Başta Alman Hıristiyan Demokratları olmak üzere Türkiye karşıtları seçim kampanyasında havayı iyice zehirlemeye kararlı. Nitekim Hıristiyan Demokratlar'ın lideri Edmund Stoiber, hem de Erdoğan'ın Berlin'de bulunduğu bir sırada, açık açık "Türkiye'nin AB üyeliğini asla kabul etmeyiz" diyerek başlama vuruşunu yaptı bile.
Bu ödünle Hıristiyan Demokratlar'ın bombası patlamadan zararsız hale getirilirse, o bile az kazanç sayılmaz...
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|