|
 |
|


Beklenen ödün
Bu köşede 15 gün önce dile getirdiğimiz olasılık dün bizzat Başbakan Erdoğan tarafından doğrulandı Türkiye, AB'ye tam üye kabul edilmesine karşılık işgücünün serbest dolaşımı hakkından "bir süre için" vazgeçmeye razı olacak.
Bu önemli ama beklenen ödünle hem tam üyeliğimizi destekleyenler rahatlatıldı, hem de başta Alman Hıristiyan Demokratları olmak üzere Türkiye karşıtlarının en büyük kozu ellerinden alındı.
Çünkü Türkiye'nin AB üyeliği önündeki başlıca engel ne Kopenhag Kriterleri, ne din ve kültür farkı... Asıl sorun, yüksek ve hızla artmaya devam eden nüfus. Bugün 70 milyonuz, tam üyelik müzakerelerinin tamamlandığı tarihte 80 milyona çıkacağız. Bugün AB'nin 10 yeni üyesinden Polonya hariç 9'unun toplamını aşan bir nüfusumuz var. Yarın AB'nin en büyük nüfuslu ülkesi olacağız.
Bu tablo Türkiye'nin yanında yer alanların uykularını kaçırdı, karşıtların da en büyük silahı oldu.
Geçenlerde açıklanan kamuoyu araştırmasının -hiç de şaşırtıcı olmayan- sonuçları korkuları daha da kamçıladı. Araştırmaya göre, AB kapıları açarsa, Türk halkının en az yarısı çalışmak için Avrupa'ya gitmeyi hedefliyor. Hele yüzde 20'si dönmemek üzere Türkiye'yi terk etmeyi düşünüyor.
Bir başka deyişle, Türk halkı AB'yi bir ideal değil, kişisel geleceğinin güvencesi olarak görüyor.
İşte o nedenle uyum paketleriyle demokrasi eksikleri birer birer ortadan kalktıkça, AB yetkilileri ağız değiştirmeye başladılar "İyi ama Türkiye çok kalabalık... 80 milyonluk bir ülkenin yükünü nasıl kaldıracağız? AB bütçesinin tümünü Türkiye yutacak..."
Bu yakınmalar Türkiye için yeni arayışları gündeme getirdi ve günün birinde AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen ortaya bir formül atıverdi "Türkiye'ye özel statü verelim."
Verheugen "Serbest dolaşım hakkı tanımayan üyelik verelim" demek istiyordu ama önerisini alıştıra alıştıra açmayı planlıyordu. Başbakan Erdoğan onu bu sıkıntıdan kurtardı.
Doğrusunu yaptı. Göze alınabilecek bir taviz bu. Yeter ki, süresi uzun olmasın.
Üstelik sadece Türkiye'nin karşılaştığı durum da değil. 2004 Mayıs'ında AB'ye tam üye olacak Polonya da birliğin bazı hak ve imkanlarından ancak 3-4 yıl sonra yararlanabilecek.
Türkiye bu fedakarlığıyla 2004 sonundaki zirvede tam üyelik müzakereleri için tarih almayı garantiledi.
Türkiye'nin gücü
AB sadece işgücünün değil, malların ve sermayenin de serbest dolaşımı ilkesi üstüne kurulu. İşgücünün dolaşımından bir süreliğine feragat edeceğiz ama önümüzde müthiş imkanlar açılacak.
Zira malların ve sermayenin serbest dolaşımı sayesinde AB üyeliği sonrası, hatta müzekerelerin başlamasıyla -siyasi ya da ekonomik bir kriz patlak vermezse- Türkiye'de yabancı sermaye yatırımlarında patlama olacak.
Bu da daha çok ve daha kaliteli üretim, daha çok istihdam, daha çok ihracat getirecek.
Bu, Avrupa pazarının üçte birini eline geçiren elektronik sektörüne yenilerinin eklenmesi demek. Bursa'da üretilen Megane'ın dünya piyasalarındaki başarısının başka ürünlerle pekiştirilmesi demek. Avrupa'ya en çok mal satanlar sıralamasında ikinci durumda olan giyim sanayiinin Çin'i de geçip birinciliğe yükselmesi demek.
Renault Başkanı Louis Schweitzer'in arkadaşımız Şelale Kadak'a söylediği gibi, "Türkiye, Avrupa'nın dengelerini değiştirecek güçte..."
Siz o gücü bir de tam üyelikten sonra görün...
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|