|
 |
|

ÖMER LÜTFİ METE
Almanya'dan iyi numara
Devlet adamlarımızın dış temaslarıyla ilgili "sevindirik" medya değerlendirmelerini hep ihtiyatla karşılayan biri olarak Erdoğan'ın Almanya ziyaretini başarılı bulanlara katılmayı deniyorum
Tamam, Alman hükümeti, kendi muhalefetleri konuyu iç siyaset malzemesi yaparken Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemeye devam edeceğini açıkça tekrarlamıştır. Hem de, ziyaret öncesinde Alman "derin devleti"ne yakınlığı ile tanınan yorumcuların "Türkiye asla AB üyesi olmamalı" yolundaki taze vurgularına rağmen!
Hiç şüphem yok ki Alman hükümeti samimi değil.
Yine hiç şüphem yok ki, Erdoğan da bunu biliyor.
Böyle iken ziyareti yine de "başarılı" saymanın bir yolunu bulmak kolay
Adına "diplomasi" denen "küresel sahtekarlık disiplini"nin doğası gereği, samimi olmayan beyanlar bile, ikili bir teması "başarılı" saymaya yeter. Salt görüntüden ibaret bir "vaat" dahi -onu alan devlet işini biliyorsa- kazançtır! Tam karşılığını alamazsanız da, bu sahte çeki başka bir "şey" ile takas edebilirsiniz. Yeter ki siz de, karşınızdakine benzer türden bir "devlet" olasınız!
Kaplan'a karşı ak muhafazakar
Şimdilik bu kıvamda değiliz ama devlet idrakimizi yeniden kazanacağımıza ilişkin umudumuz pek kavidir. Bunun için genlerimizde hala yeterli cevherin bulunduğuna inanıyoruz. Her ne kadar Atatürk "damarlarımızdaki asil kan" konusunda fena halde yanılmış olsa da!
İlginçtir; her şeye rağmen "Atatürkçü duyarlılık" Erdoğan'ın bu ziyaretine de damgasını vurmuş; başbakanımız Metin Kaplan konusunda Almanya'ya sitem ederek Türkiye'yi "devlette devamlılık" açısından başarı ve sadakatle temsil etmiştir.
Bu "ayrıntı"yı dile dolayıp "Eskiden Milli Görüş'çü olan bir başbakan, aynı hareketin içinden gelen Kaplan'ın iadesi için ısrarda bulundu" türünden fesatçı çağrışımlar kovalamak kimseye yarar sağlamaz. Aksine böyle cilveleri feleğin zorlamaları olarak sevimli bulabiliriz. Bunlar, ideolojik kabileler çatışmasına sürüklenmiş bir toplumda "ortak noktaları keşfettirici" çakıntılardır. Benliklerini ve güncel takıntılarını aşabilen "karşıt"lar bu cilveleri doğru okuyup kendilerini uzlaşılabilir hale getirirler.
Ne var ki, bu iyimserliği cıvıklaştırmaktan da sakınmalıyız.
'İtikadımca kelp tahirdir'
Özellikle de Erdoğan'ın ziyaretinde bir kere daha gördüğümüz Batı'nın "şark gururu" üstüne oyun kurma tezgahı konusunda hala çok toyuz. Medyamızın böyle durumlarda "ısmarlanmış" Batı cilalarını yayma hastalığının da katkısıyla, hemen daima "civciv gelecek yerden kaz esirgememe"yi beceri sayarız.
Nihayet biz, "Başbakanımız Yahudi Lobisi'nde veya Davos'ta veya Bilderberg'te sınavdan başarıyla çıktı" diyerek övünebilen haberci ve yorumcu ordusu yetiştirebilmiş bir toplumuz.
Bu hastalığımızı hatırladıkça Alman Dışişleri Bakanı'nın Erdoğan'a -hayranlarının bile esirgeyeceği- bir iltifatta bulunmasını mimlemeden edemeyiz
"Öyle görünüyor ki Kanuni bu sefer Viyana kapısından geri dönmeyecek."
Kurnaz bir diplomat bu lafla iki taş vuruyor
Hem muhatabının "şark gururu"nu, hem de Avrupa'nın "Haçlı şuuru"nu tam da "damar"dan okşamış oluyor.
Ama burada hangi niyet baskın? Alman Dışişleri Bakanı bu sözle Türkiye'nin gerçekten AB'ye üye olabileceğini mi kastetti, yoksa kendi cephesine "Aman dikkat, biz böyle diyoruz ama Viyana asıl şimdi, Türkler AB'ye girerse düşecek" mi demek istedi?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|